HDP’yi linç ve Rojava’ya müdahale

“Camcı’nın iti“yle ilgili: Milli devlet müdavimi Meral Akşener HDP’nin linç edilmesi için start verdi.

Sonrasında deyim yerindeyse, kitle siyasetinde yüreğiyle söyledikleri örtüşen, politikada usta adam Ahmet Türk konuştu: “Ötekileştirici ve ayrıştırıcı bir dil” dedi.

Tehlikeyi bildiği için, asgari demokratik haklar konusunda uyarıda bulundu ve HDP’ye karşı hazırlanan muhtemel komplonun kodlarını deşifre eden rafine açıklamalarda bulundu.

Bir yerde politikanın biribirine zıt “eski kurtlar“ı meydana indiler.

Sahne daha kapanmadan, kendisine “Camcı’nın iti“ denmesi için davetiye çıkarır pozda bir yazar belirdi kapıda:

Ahmet Hakan.

HDP’ye tavsiyelerde bulundu; savcılığa koğuşturma azmettiren çıkış yaptı; HDP’yi gammazladı; Kürtleri yeniden kriminalize etmek için start verir gibi yazdı.

Neden?

Erdoğan’ın düşmek üzere olan maskesinin ırkçı/gri tonunu örtmek için mi?

Güney Kürdistan’daki siyasal kriz devam ediyor.

Kandil vadisinde ortaya çıkan, Türkiye/İran eksenli provokasyonla ilgili yeni gelişmeler var.

Duran Kalkan son açıklamalarından birinde:

“KDP ve YNK yönetimleriyle her düzeyde her türlü konuyu görüşüp tartışan, her türlü sorunu görüşme yöntemiyle demokratik siyasi anlayışa dayalı olarak taraflara kazandırıcı temelde çözmeye hazırız” demişti.

Ancak tüm sorunların merkezinde Rojava sorunun olması, siyasi dalgalanmalara neden olmaya devam ediyor.

En çok tartışılan ABD, Rusya ve Fransa’nın Kürtler’i birleştirmek için (?!) çaba harcaması.

Başa bir not düşmek istiyorum:

Politik bir hikaye ya: vakti zamanında, yani Eylül 1998’de ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine Albright, Barzani ve Talabani’ye müdahale etmiş ve ikisinin el sıkışmaları için işaret parmağıyla talimat vermişti.

Hiçbir otoriteye bağlı olmayan Mesud Barzani/Talabani’nin tokalaşmaları sonucunda ortaya çıkan son tablo, Güney Kürdistan’daki Bölge Hükümeti oldu.

Şimdilerde, “ABD Kürtler’in kaderini belirlemek için, Fransa ve Rusya ile birlikte öncü güç oluyorlar“.

Bu da Kürtlerin birliğine start veren yeni hikayenin başlığı oluyor.

Böylece özellikle ABD/Fransa eksenli, PYD’yi kırma devreye girmiş olacak.

“Şubat ayında ben ENKS başkan ve üyelerini Ankara’da kabul ettim… Bana YPG ile bir arada olmak istemediklerini ve olmayacaklarını söylediler“ sözleri Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’na ait olunca ve Türkiye’nin Zînî Wertê’deki çıkışının ABD onayı olmaksızın mümkün olmadığı düşünülürse, ABD, Rusya ve Fransa öncülüğündeki birlik çabalarının aynı zamanda büyük tehlikelere işaret ettiği de anlam kazanır.

Böylece yüce ana çözüm, KDP, YNK ve PKK arasında, Kürt halkının çıkarlarını garantileyen, ebedi bir anlaşma olmalı.

Kürdistan halklarının kaderini belirleyecek olan gelişme, Kürdistan’daki haklara dayanan güçlerin güç birliğinden geçiyor.

ABD, Rusya ve Fransa’ya gelince;

Bu tabelanın arkasında saklı rafine böl yönet politikasına iki yüz yıldır Kürdistan’daki halklar da tanıklık ediyor.