Herşey güzel olacak mı?

Salgın, insanlığa son bir iyilik yaptı galiba.

Görevini yerine getirmeyen İsrafil’in elindeki Sûr’u alıp üfleyen Covid-19, uyuyan ve uyuşukluğundan memnun milyarlarca insanı uyandırdı.

Salgın gösterdi ki tüm dünyaya yayılan, “yaşam seviyesinin muhteşem yükselişi” kapitalistlerin uydurduğu kocaman bir yalan imiş.

Kırları, köyleri, mezraları ve kendisine yeten yerel ekonomileri tasfiye ederek, kamulaştırma planları ile tüm insanları “pazarın müşterisi” durumuna getirmek için kentlere sürenlerin, aslında geleceğe dair bir stratejilerinin olmadığı, günübirlik yaşadıkları anlaşılmış oldu.

Afganistan’a, Irak’a, Kürdistan’a, Suriye’ye, Libya’ya, Yemen’e huzur ve barış götürmek isteyen(!) ve karşı kamplarda yer alan irili ufaklı onlarca devletin hastanelerinde maske, solunum cihazı, ilaç gibi araç gereçlerin bulunmadığı ortaya çıktı.

Savaş uçaklarına, füzelere, tanklara, toplara milyarlarca dolar harcayanların, bir parça bezden bir maske yapmayı akıllarının ucundan geçirmedikleri anlaşıldı.

Nükleer, biyolojik, kimyasal silah yarışına giren devletler; uzaya uydu gönderen, İHA, SİHA üreten, bütçelerinin büyük bölümünü uçak, tank, top ithalatına ayıran devletlerin, dezenfekte ve hijyenik temizlik malzemesi üretmeyi akıllarının ucundan geçirmedikleri görüldü.

İnsanları “sürü” yerine koyduklarını sözleri ve eylemleri ile bir kez daha ilan ettiler. İtalya’nın, “savaş triajı”, İngiltere’nin “sürü bağışıklığı” çözümleri(!) kapitalist modernitenin insana bakışının ve acizliğinin somut göstergesi.

Rahat zamanlarda çalışan-çalışmayan, yoksul, parasız, genç-yaşlı ayrımı yapmadan herkesten vergi alan Leviathan, virüs yayılmaya başlayınca, “önce ölecekler” listesi tutuyor.

Covid-19, adına “serbest piyasa ekonomisi” veya “liberalizm” diyerek gizlenen kötülüğün kapitalizm olduğunu, deyimler ve kavramlarla oynayarak gerçekleri çarpıtmanın anlamsızlığını anlatıyor.

60 yıl 65 yıl hayvan gibi çalıştırdığı ve “siz yaşlandığınızda sizin bakımınızı ve ihtiyaçlarınızı üstleneceğiz” diye sözleşme imzaladığı insanlara, “ne yapalım o zaman öyle imzalamıştık, sizden 65 yıl vergi de aldık evet, ama size solunum cihazı, ilaç ve tedavi sağlayamayacağız, kıvrana kıvrana ölün” diyen dolandırıcı-ahlaksızın, adına devlet denilen asalak olduğunu bir kez daha görünür kıldı Covid-19.

Başta ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere, kendilerini dünya nizamının ve insanlığın sorumluları ilan edenlerin ve onların altındaki değnekçi devletlerin ne kadar çaresiz, kof ve lüzumsuz olduklarını, hep birlikte, önemsiz ve etkisiz nesneler olarak gördük.

ABD Başkanı Trump, halâ kendi yönetiminin yaşadığı çaresizliği ve acizliği görmeden, kocaman laflarla, iflas eden sistemin, hiçbir şey olmamış gibi, kaldığı yerden devam edebileceğine inanıyor. İnsanların akılsızlığına ve hafızasızlığına güveniyor. Zenginlik kibri, egemen küstahlık ve hükmetmenin yarattığı nobranlık, O’nun ağzından tükürüklü kelimelere dönüşerek etrafa saçılıyor; “Bu işin uzun vadeli soruna dönüşmesine izin veremeyiz.”

Trump’ın ekonomi danışmanı Larry Kudlow da teyit ediyor; “Başkan haklı. Bulunan çare hastalıktan daha kötü olmamalı. Önümüzdeki dönemde çok zor tavizler vermek zorunda kalacağız” diyor.

Muhtemelen, ABD Başkanı Trump ve ekonomi danışmanı Kudlow 1929 “Büyük Dünya Bunalımı”ndan ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki büyük krizden haberdardır. Telaşları ondan.

1929’daki büyük bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş; büyük bir işsizler ve evsizler ordusu doğmuş, milyarlarca insanın bireysel-küçük mal varlıkları ve küçük birikimleri yok olmuş, 4 bin büyük banka batmıştı.

Sözü edilen dönemde, dünya nüfusunun yüzde 70’i kırsal alanda, köylerde yaşıyor; çalışma düzenleri, sosyal yaşamları, kendilerine ait evleri ve ekonomileri ile kendilerine yetebiliyordu.

Koronovirüs salgınının dünyayı sardığı günümüzde, tablo 1929’lardakinin tam tersi bir durumda. Dünya nüfusunun yüzde 65-70’i şehirlerde yaşıyor. Kırsalda, köy ve mezralarda kendi konutunda, kendi tarlasında, kendisine yetecek üretim yapabilen insan sayısı çok az.

Dolayısıyla koronavirüs salgınından sonra, 1929 ve 1945’leri aşan boyutlarda büyük bir ekonomik krizin geleceğini görmek için bilgin veya kahin olmaya gerek yok.

Bu büyük kriz Trump, Şi Cinping, Putin, Merkel, Boris Johnson ve Macron’un görmek istemedikleri büyüklükte olacak.

Salgın süresince kapitalist kurallar çerçevesindeki işleyişilerini sürdüremeyen; üretim ve işlem yapamayan bankalar, sigorta şirketleri, fabrikalar, tarımsal sanayi, inşaat, madencilik, seracılık, finans şirketlerinin gelirleri duracak veya en aza inecek, ancak giderleri ve borçları olduğu gibi kalacaktır.

Bu durum, karıncalar gibi ayak altında yaşayan milyarlarca insanı daha derinden etkileyecektir. Salgından sonra şehirlere yığılan milyarlarca insan önce ev kirası, sonra yiyecek, içecek derdine düşecek. İşsizler, gündelikçiler, devlet yardımları ile geçinenler, salgın nedeniyle işten çıkarılanlar büyük bir işsizler ordusuna dönüşecek ve temel ihtiyaç malzemeleri arayışına girecektir.

Günümüz koşulları, soğuk savaş döneminin ayrıştırdığı kamplardan oluşmuyor. Aksine ABD-Çin-Rusya-Almanya-İngiltere ve Fransa aynı sistemin ortakları ve sahibidirler. Dolayısıyla 1945’ler sonrasındaki gibi ve Truman Doktrini çerçevesinde Marshall yardımları da yapılamayacaktır.

Tarihi tecrübe, yaşananlar ve gidişat koronavirüs sonrası büyük buhranı işaret ediyor.