İçtoros Alevilerinin Kürtçe âyet ve beytleri

Bilindiği gibi Alevilikte saz “Telli Kur’an”, nefes de “âyet” veya “beyt”tir. Sazın ve beytin bütünleşmesi, “Kur’an-ı Nâtık”ın (Konuşan Kur’an) ta kendisidir… Sözgelimi, İbreti’nin ” özünü ve sözünü” “Canlı Kur’an” olarak nitelemesi bu yüzdendir.  Êzîdîler kendi Kürtçe kutsal manzumelerini “Qawil ve Beyt”, Süryaniler ise “Lawij” olarak nitelendirmektedirler.

Nesimî, Fuzûlî, Hatayî, Nef’î, Nâbî gibi Kürt tasavvufi halk edebiyatının en büyük temsilcilerinin, eserlerini ana dillerinden çok Osmanlıca, Arapça, Farsça gibi başat, egemen, yaygın dillerde verdiklerini bilmezlikten gelen kimi resmi kalemşörler; Türkçe zengin bir dil olduğu için eserlerini bu dilde verdiklerini ve Alevilerin ibadet dilinin de Türkçe olduğunu iddia etmekteydiler.

Onlar bu görüşü savunurken; sözgelimi Fuzûlî’nin Türk dilini zayıf bularak Osmanlıca, Farsça, Arapça dillerinde divanları ve mesnevileri bulunduğunu; Nef’î ve Nâbî’nin iki dilde divanları olduğunu; 16.yüzyılda yaşamış Şükrî-i Kürdistanî’nin altı dilde gazel yazdığını bilmezlikten geliyorlardı.

Keza, Ermeni Aşuğların genellikle bulundukları ülkelerin hakim diliyle, sözgelimi Anadolu ekolünün Osmanlıca, İran ekolünün Farsça ve Kürtçe, Erivan ekolünün Ermenice, Tiflis ekolünün Gürcüce, Kırım ekolünün Kıpçakça yazdığını herhalde bilmiyorlardı.

Öyle ki, salt Osmanlıca/Türkçe ve Azerice yazan Ermeni Aşuğların sayısı 400’e ulaşıyordu. (Bu konularda bizim, Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları, Ank. 2005 ve Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Aşuğlar, Ank. 2016 adlı kitaplarımıza bakılabilir).

Esasen, gizli planda “itirafçı ve kabulcü, resmi planda ret ve inkârcı” olan resmi ideolojinin kuramcılarından Prof. Hasan Reşit Tankut da 1949’da CHP yönetimine verdiği bir gizli raporda; Türkiye Alevilerinin dört ana dili olduğunu, çoğunlukla Türkçe, Dersim’de Zazaca, Malatya-Maraş hattında Kurmançca, Hatay ve Çukurova’da Arapça konuşulduğunu itiraf etmektedir. Aynı kişi, Arap Alevileri hariç diğer tüm Alevilerin Türk dilinde ibadet ettiklerini söylerken; Doğu ve Güney Kürdistan Yaresanlarının Goranice ve Soranice; Êzidîler’in Kurmancî dilinde ibadet ettiklerini ve bunların kutsal metinlerinin de hemen bütünüyle kendi dillerinde olduğunu görmezlikten geliyorlardı.

İçtoroslar inanç kültüründe âyet/beyt ya da ‘âyetleme’

Herşeyden önce çıkış ve yayılım coğrafyası bakımından böylesi idddialar tutarsızdı. Sonra, zorunlu okullaşma olgusunun olmadığı yüzyıllar öncesinde bu insanlar acaba hangi dili konuşuyor ve hangi dille töre ve törenlerini yürütüyorlardı?.. Biliyoruz ki, tüm yasak ve sindirmelere rağmen, Türkçülük ve Türkleştirme politikalarının yaygınlaştırıldığı yakın dönemlere kadar ibadetlerini esas olarak anadillerinde yapıyorlardı.

Öyle ki, yakın dönemlere kadar İçtoroslar’da, Türkçe nefes ve deyişlerin yanında Kürtçe’de âyet ve beyt olarak nitelendirilen ve İslâmi âyetlerin yerine ikame edilen dini- tasavvufi manzumeler otantik özellikleriyle hâlâ icra edilmekteydi. Sözgelimi yetiştiğim dönemde dedem ve dayılarım, Osmanlıca-Türkçe nefeslerin yanında yaklaşık 20 dolayında Kürtçe âyet ve beyt de icra ediyorlardı.

Üstelik, nasıl bölgede “Arguvan ağzı, Çamşıxı ağzı, Alvar ağzı, Nurhaq ağzı” gibi kendine özgü söyleyiş tarzları oluşmuşsa, buralarda da özgün bir tarzda okunuyordu.

İnançsal-kültürel bir öğretinin mensubu olarak Alevilerin; bu öğretiyi paylaşan Türk, Kürt ya da başka etnik gruptan ozanların Osmanlıca/Türkçe yazdıkları deyişleri sahiplenmesi ve bunları muhabbet cemlerinde okumaları da son derece doğaldı. Hele bunlar, aynı ekolden-felsefeden geliyor ve duygu, düşüncelerine tercüman oluyorsa…

Halkbilimi araştırmacısı Doğan Kaya, “Dini- Tasavvufi Halk Şiirinde Yeni Bir Tür: Ayetleme” (Folklor-Edebiyat, sayı:49/ 2007) konulu bir yazısında şunları söylüyor: “Dini- tasavvufi halk şiirinde işlenen konulara bağlı olarak pek çok tür ortaya çıkmıştır. Devriye, Düvaz, Hikmet, İlahi, Maktel, Medednâme, Miraciye, Münâcaat, Na’t, Nefes, Nutuk, Şathiye, Tevhid bunlardan ilk aklımıza gelenlerdir. Örnekleri var olup da bugüne kadar üzerinde durulmayan başka türlerin var olduğu da bir gerçektir. Burada tanıtmaya çalıştığımız ve terim olarak (Ayetleme) sözünü teklif ettiğimiz tür de sözünü ettiğimiz örnekler içindedir. (…) Ayetleme, dini-tasavvufi Türk şiiri türlerinden biri olup surelerin ve bu çerçevede ayetlerin konu edildiği şiirlerdir. Hece vezniyle ve daha ziyade dörtlüklerle ortaya konulan bu örneklerin ilki Nesimi’ye aittir. Bu tarz şiirleri, Alevi-Bektaşi inancına sahip şairler söylemişlerdir.”

Yazar, daha sonra çoğunluğu memleketi Sivas yöresinden olan şu isimlerden örnekler veriyor: Budala İsmail, Haydar, Mahzuni, Mehmet Kızılgöz, Rıza, Ruhsati, Veli, Virani, Deli Boran, Kalender Baba, Nesimi, Virani.

Oysa, bilindiği gibi Alevilikte saz “Telli Kur’an”, nefes de “âyet” veya “beyt”tir. Sazın ve beytin bütünleşmesi, “Kur’an-ı Nâtık”ın (Konuşan Kur’an) ta kendisidir… Sözgelimi, İbreti’nin ” özünü ve sözünü” “Canlı Kur’an” olarak nitelemesi bu yüzdendir… Dahası, bu niteleme sadece İçtoroslar Alevilerine özgü birşey de değildir. Aleviliğin türevi olan ya da Kürdistan’da yaşayan diğer gizli din ve inançlarda da aynı nitelemeler sözkonusudur. Bunların yanı sıra, sözgelimi Êzîdîler kendi Kürtçe kutsal manzumelerini “Qawil ve Beyt”, Süryaniler ise “Lawij” olarak nitelendirmektedirler.

İçtoroslar’da ‘Mülemma’ özellikli Kürtçe beytler

Türkiye’de ilk “Kürt Halk Türküleri” (Kılam û Stranên Kurdî, Ank.1991) inceleme-antolojisini yayımlayan bir bölge yazarı olarak, ilk Kürtçe âyet ve beyt derlemelerini bu kitaptan sonra Sarız yöresinde ve 1994’te ülkeden çıktıktan sonra Almanya’da yapabildim. 1995’te Wuppertal’da Erdem Baba ile görüşmemizde, dedem Haydar Bayrak’ın emaneti olarak kendisinden aldığı iki Kürtçe beyti bana verme duyarlığını göstermişti. Bunlardan biri, “Ez qısek bıbêjim lê boyê Eba Tûrab” sözleriyle başlayan ve bugün kimliğini tam olarak bilmediğimiz Faqir’e ait bir beyit, diğeri ise “Ew meydana Kerbela ye” sözleriyle başlayan ve Sevdalı’ya (Salmanî Usikî Dîn) ait bir beyitti.

Sarız-Kırkısraklı hakikatçı önderlerden Momkî Kosa ailesinden gelen Tacım Evliyaoğlu’dan, dayım Haydar Bayrak’tan ve köken olarak ünlü Axuçan Piri Seyid Aziz’e ait olup, sonradan yapılan katışımlarla Esirî’ye maledilen ve Mehmet Mustafa Yüksel Dede tarafından derlenen “Axbaba” semah beyitine ilk çalışmalarımda yer vermiştim.

Ancak daha sonra yaptığım derleme ve çalışmalarla bu sayı yüzlerle ifade edilen bir külliyata ulaşmıştı. Kürdoloji biliminin alanındaki en kapsamlı çalışması olan “Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları” ( Ank. 2002, 3 cilt, 1842 s.) ile “İçtoroslar’da Oda Kültürü ve Kürtçe Edebiyat” (Ank. 2015, 644 s.) çalışmalarında dini ya da dindışı yüzlerce örneğe yer verdiğim gibi, “Kürt Bâtınîliğinde Kutsal Metinler” (Ank. 2016, 824 s.) konulu kitabımda da Kürdistan’dan ve Horasan’dan yüzlerce dini manzumeye yer vermiştim.

Özellikle, özel çekim kasetlerle tespit edilip yazılı literatüre henüz geçmemiş olan bu eserler bir hazine niteliğindeydi. Bu onlarca kaynak kişi arasında Sinemilli Pîrlerinden Büyük Tacım Dede, Husênî Sediq Dede, Mıstî Çure Dede, Mamık Dede, Mehmet Mustafa Dede, Duran Soysüren Dede, Gozal Dede gibi şahsiyetler olduğu gibi; başta Hasanî Tosın, Mıstî Kor, İwikî Kor, Hasanî İske, Hasanî Qarayılên, Cemil Horo, Heroyî Elbistani, Aziz Tüzün, Ali İkke, Ali Halife, Aliyê Dore, Salmanî Milyanî, K’erro-Memoş, Aşık Turabi, Şah Sultan, Kasım Durmuş, İsmail İpek, Aşık Fedai, Temelî gibi âşık ve ozanlar vardı. Sadece ablam Zeynep’ten yüzlerce “kılamê dıl” türünden dörtlük derlemiş ve yayımlamıştım…

Atatürk’ün Etno-Politika Uzmanı Prof. Hasan Reşit Tankut’un, 1949 tarihli gizli raporunda; “bizim politikamızın aleyhine Kürtçe söylemeye yöneldi” diye suçladığı Dersim-Koçgiri’nin efsanevi şairi Alişer Efendi’nin onlarca şiirini de bu çalışmalarımızda ilk kez yayımladık. Keza, “Bir Siyaset Tarzı Olarak Alevi Katliamları” çalışmamızda da 50 dolayında Kürtçe ve Türkçe ağıta yer verdik.

Bundan dolayıdır ki, “İçtoroslar’da Oda Kültürü ve Kürtçe Edebiyat” konulu çalışmamızın girişinde şu ithafa yer vermiştik: “Bu çalışmayı; yüzyıllar boyu karşılaştıkları katliam, kıyım, kırım, sürgün, ihtida (zorla din değiştirtme), temsil (asimilasyon) ve yasak uygulamalarına rağmen, Kürt Bâtıniliği’nin kutsal metinleri kategorisindeki gatha, âyet, beyt, ilâhî, qawil, lawij gibi Kürtçe ve Türkçe manzum-lirik dini eserleri günümüze kadar taşıyarak Bâtınî-Yârî (dostluk, sevgi temelli) inançların ayakta kalmasını sağlayan Baba, Dayê (Ana), Mürşid, Seyid, Pîr, Dede, Rayber, Şêx, Derviş, Zâkir, Qewal, Şair, Dengbêj ve Kılambêjlere… ithaf ediyorum…”

Yayımladığım âyet ve beytlerin büyük bölümü dörtlük düzeninde ve normal şiir tarzında olmakla birlikte, özellikle İçtoroslar’da cem yürüten Sinemilli pirlerinin ibadetlerin sözel bölümünü Kürtçe yürütürken, müzikal bölümünü Kürtçe- Türkçe karışık olarak yürüttüklerine tanık oluyoruz.

Buna ilkin Kantarmalı Sinemilli piri Büyük Tacım Dede’nin bir özel çekim kasetinde, daha sonraysa aynı aileden Mehmet Mustafa Dede’nin baskı kasetinde, bir semah deyişi olan “Ağbaba Semahı” ve başkaca deyişlerle tanık olmuştum. Axuçan Piri Seyid Aziz’in İçtoroslar’da icra edilen ünlü Kürtçe beyiti, varyantı aşacak biçimde bazı Türkçe unsurlarla Esirî’ye maledilmiş, cem ortamında bazı nidalar eklenerek Pir Mehmet Mustafa Yüksel ve diğer kimi pirlerce yeniden yorumlanarak icra edilmekteydi.

Sözgelimi, 1960’dan sonra Almanya’daki ilk işçilik yıllarında 1973’te gittiği memleketi Dersim’de Keban baraj gölünde geçirdiği elim bir kaza sonucu hayatını kaybeden Axuçan Piri Mahmut Baran ve ondan naklen oğlu Ali Baran’ın okuduğu beyit, girişinde de görüldüğü üzere tümüyle Kürtçe iken, sonradan Türkçe bölümler ve nidalar eklenerek adeta bir karma beyit ya da “Mülemma” haline dönüştürülmüştü: “Ağbaba ye, Ağbaba ye/ Ox ox ox Ağbaba ye/ Çı bi aşq u bi sevda ye/ Şalê reş lı xwe verda ye/ Kevrê lece tevde da ye/ Çı qosqa ye, bi peya ye”.

Pirlerce, bu ve benzeri Kürtçe bölümlerin ardından şu tür eklemeler yapılmıştı:

“Gönül sen pervane mi oldun?/ Ne gezersin nâr içinde/ Fehmeyle kendini n’oldun/ İşin gücün zar içinde/ Ha can ha can, aşk ile aşk ile”

Derken, “Esirî” adına bir mahlas beyti: “Esirî der, demle coşun/ Dört kapıda biter işin/ Hakikate bağlıdır başın/ Kenz okuram sır içinde.”

Ardından tekrar şu Türkçe/Kürtçe karışık dörtlükle pir girer devreye: “ Demi, demi, dem Ali ye/ Hacı Bektaş-ı Veli ye/ Hem Veli ye, hem Ali ye/ Hem Ali ye, hem ulu ye”. Ardından da, huşû içinde bir gulbangla “mülemma- nefes” sonlanır…

Yeri gelmişken, Anadolu-Kürdistan-Mezopotamya-İran hattında Arap, Fars, Osmanlı/Türk ve Kürt edebiyatlarında çok sayıda örneği bulunan “mülemma” şiir tarzını kısaca özetlemekte yarar var. Mülemma; Osmanlıca/Türkçe-Arapça- Farsça-Kürtçe karışık olarak yazılmış şiir türüdür. Esasen, Osmanlıca dediğimiz karma dil, bu dillerin bileşiminden oluşmaktaydı. Tanzimat’tan sonra bu bileşime Fransızca da eklemlenmişti.

Genellikle beyitlerin birinci dizesi bir dilden, ikincisi başka dildendi. Yine dörtlük düzeninde yazılmışsa, her dize ayrı dilden aynı mânâda ya da tamamlayıcı olarak düzenlenirdi. Osmanlıca-Farsça düzeneğinde yazılmış Cevdet Paşa’nın şu gazelinin son beyti, hem buna örnek oluşturacak hem de Osmanlıca’nın nasıl bir karma dil olduğunu göstermeye yetecektir:

Hevâ-yi zülfüdür aksâ-yı ârzû Cevdet (Osmanlıca)

Sevâd-ı turre nümâyed merâ şeb-i Mi’râc (Farsça:Saçın karalığı bana Miraç gecesi gibi görünür).

Fuzuli’nin Osmanlıca-Arapça bir mülemma- gazelinin mahlas beyti ise şöyle:

Işkın Fuzûli-i zâr terk etmek oldu düşvar (Osmanlıca)

Ey olup bitenleri bilen, fazla öğüdü bırak (Arapça’dan çevirisi)

Yaklaşık 25 yıl önce kaleme aldığımız ve oldukça ilgi uyandıran “Divan Şiirinin Üç Büyük Kürt Şairi: Fuzûlî, Nef’î, Nâbî” konulu bir yazımızda; onun üç dilden divan ve mesnevilerinin yanında, Osmanlıca-Farsça kaleme aldığı bir manzum sözlükten de örnekler vermiş ve demiştik ki; “Bu örnekler bile Fuzûlî’nin nasıl bir kültür harmanının ürünü olduğunu ve bu çok kültürlülüğü eserlerine sindirmiş Kürt kökenli bir Türk şairi olduğunu ortaya koymaktadır…”

Aslında, sadece Alevi pirlerinin okuduğu karma deyişler değil, kimi dindışı şin-kilamlarında da bu özelliği görmek mümkündür. İşte, Kırkısrak’a düşen böylesi bir ağıtın sadece giriş bölümü:

“ Suvara Hasan suvara/ İnce sarardı cuğara/ Abim geldi deyince/ Elini çalmış duvara// Lore lore Hasan lore/ Aynı pan, perçem more// (Kırkısraklılar Dergisi, Sayı:3/2009).

Sözlerimizi, (1850- 1913) yılları arasında yaşamış Çıldırlı Âşık Şenlik’in, ünlü Kürt kadın sanatçı Ayşe Şan tarafından 1960’lı yıllarda 45’lik bir plakla bilince çıkardığı ve halkların kardeşliğini simgeleyen Kürtçe-Türkçe eseriyle noktalayalım:

Salını salını tu ji virda hatî

Aşkın ateşinden dilê min ketî

Dilber söz vermiştin tu çıma natî

Yabancı değilem kûrê xalê te me

Yekî Tirkî bibêjim dudu Kurmancî

Yanağı gırmızı seva narinci

Dedim bir bûse ver etme narincî

Yabancı değilem kûrê meta te me

Evimi sorarsan, nêzika mala te ye

Keyfimi sorarsan keyfim halê te ye

Aslımı sorarsan kûrê apê te ye

Yabancı değilem cîranê te me

Âşık Şenlik bê ji tu yârê min î

Bıldır kızdın îsal tu jinî

Çima xeber neda demek tu jinî

Yabancı değilem yar yarê te me.