İçtoroslar hakikatçılığında dervişler, ermişler ve  ’40’lar Meclisi’

Esas olarak Vahdet-i Mevcutçu olan Alevilikte tanrısal/ilahi güç bir bütün olarak evrende, özel olarak kusursuz kâmil insanda yansımasını bulan gizil bir güçtür. Bu nedenle de Aleviliğin inanç ve kültür kaynağını teşkil eden eski dinlerde ve Alevi inanç kültüründe kutsal sayılar, kutsal kurumlar, kutsal motifler ve hayvanlar dahil kutsal figürler vardır.

Anadolu-Mezopotamya hattında ‘İnsan-Tanrılar’ Divanı;

Tanınmış halkbilimci ve Alevilik-Tasavvuf araştırmacısı İsmet Zeki Eyüboğlu, daha İlkçağ’dan başlayarak süreç içerisinde Vahdet-i Vücud’dan Vahdet-i Mevcûd’a evrilen “Tanrı” tasavvurunu “İnsan-Tanrılar” ekseninde şöyle şiirleştiriyordu:

“Sen bilir misin o dağları balam?/ Ne karanlıklar çıkabilir doruklarına/ Ne yıldırımlar inebilir eteklerine!/ Yücelerinde tanrılar/ Derinlerinde tanrılar/ Öyle söylemiş tarihin kulağına/ Tarihten önce/ Tarihten sonra gelen çağlar…/ Sen bilir misin o dağları balam?..”

Yine, Semsurlu bir şair Nemrut Dağı insan-tanrı heykellerinden yola çıkarak şu belirlemeyi yapar:

”Medeniyeti anlatır, Nemrut Dağı’nın heykelleri/ Sanki tarihi olaylara şahitlik eder cansız neferleri…” (Kerim Baydak: Gecenin İçinden Güneşin Doğuşu/ Nemrut Dağı; Adıyaman Bld. Kültür yay. 2012).

Gerçekten ünlü Alman Spiegel Geschichte dergisi, 2017 yılında bir sayısını “Seelenfanger” (Ruh Avcıları/ Ruh Takipçileri) konusuna ayırmıştı. Ancak ben, yazının içeriğine uygun olarak başlığını değiştirmiş ve “Anadolu-Mezopotamya Hattında İnsan-Tanrılar Divanı” Türkçe başlığıyla yayımlamıştım (Bkz. Alevilik- Kürdoloji–Türkoloji Yazıları 1972- 2018, Özge yay. Ank. 2018, s. 13-17). Çünkü Markion’dan (Markionizm) başlayarak Mitra (Mitraizm), Zerdüşt (Zoroastrizm), Mani (Manizm), Mazdek (Mazdekizm) ve Platon’a (Yeni Platonizm) varıncaya kadar kuramcısı “İnsan-Tanrılar” olan doğal ve felsefi dinler anlatılmaktaydı. Tek tanrılı semavi dinlerden önce ortaya çıkan bu doğal ve felsefi dinler; sonraki din ve kültürleri de etkileyerek ve kılık değiştirerek yaşamaya devam ediyordu. Sonunda, bugün Alevilik/ Yaresanlık olarak adlandırdığımız doğal ve felsefi dine evrilen bu sürek, süreç içerisinde Hürremilik, Babekilik, Babailik, Bedreddinilik gibi birçok düşünce ve kültür formu da yaratacaktı.

Nedense sosyalizm denince hemen akla Marks, Engels ve Lenin gelir. Oysa daha 1879’da Alman bilim insanı Prof. Theodor Nöldeke kaleme aldığı uzun bir incelemede; Mazdekçiliği ve onun devamı olan Hürremiliği “Şark Sosyalizmi” olarak nitelendirirken; Danimarkalı bilim insanı Prof. Arthur Khistensen 1925’te yayımladığı doktora tezini “Mazdekçi Komünizm” üstüne kurar. Keza Nazım Hikmet, Şeyh Bedreddin Hareketini “Ortaçağ Sosyalizmi” olarak niteler. Yine İçtoroslar’dan gelen, Atatürk’ün Etno-Politika Uzmanı Prof. Hasan Reşit Tankut, 1949’da hazırladığı bir gizli raporda; “Alevilik bir çeşit tekke sosyalizmidir” der.

Alevilik dahil Anadolu-Kürdistan-Mezopotamya hattındaki “Gizli Dinler”de gördüğümüz bu gerçekliğin, bölgenin kadim halklarından biri olan Ermeni toplumunda da yaşandığına tanık oluyoruz. Nitekim “Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıklar” (Ank. 2005) ve “Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Aşuğlar” (Ank. 2016) konulu inceleme- antoloji çalışmalarımızda bunun birçok örneğine yer verdiğimiz gibi (Sözgelimi bkz. Alevilik-Hıristiyanlık Etkileşiminin Ermeniler’e Yansıması, s.125-130); II. Meşrutiyet döneminde Sivas Mebusu olarak görev yapan Dr. Nazarat Dağavaryan’ın ilk basımı 1914’te İstanbul’da yapılan “Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu” (Erm. Çev. Kevork Taşkıran, Kor yay. İst. 2018) adlı çalışmasında da, “Ermeniler’de Başlıca Hıristiyan Tarikatlar” başlığı altında “Markionizm, Manihaizm, Pavlikanlık ve Tendürekliler” gibi tarikatlara yer verilir. Bizim de “Geç-Osmanlı ve Erken-Cumhuriyet Dönemlerinde Sorgulanan Alevilik” konulu bir incelemeyle katıldığımız bu yayında, görüşlerimizi destekler nitelikte birçok ilginç belirlemeye yer veriliyor.

Bu bağlamda, kadim Anadolu-Mezopotamya coğrafyası bir “Tanrılar ve Tanrıçalar Yurdu”dur. Hemen her doğasal olgunun ve etmenin bir Tanrısı veya Tanrıçası vardır. Bu Tanrı ve Tanrıçaları burada sıralasak sayfalar yetmez. Ne diyordu Harabi Baba, bu konuyu işlediği meşhur nehir-şiirinin daha girişinde:

Daha Allah ile Cihan yoğ iken

Biz anı var edip ilan eyledik

Hakk’a layık mekân yoğ iken

Hanemize alıp, mihman eyledik.

Kendisinin henüz ismi yoğ idi

İsmi şöyle dursun cismi yoğ idi

Hiç bir kıyafeti, resmi yoğ idi

Şekil verip tıpkı insan eyledik…

Hiç unutmam, TRT’de çalıştığım yıllarda, öneri üzerine Türkiye radyolarında yayımlanmak üzere “Gülmece ve Yergi Geleneği” konusunda bir program yapmıştım. Programın birinde Harabî’nin bu deyişini kullanmak istediğimde ne yazık ki 20. yüzyılın son çeyreğinde bile denetime takılmıştı.

Kâmil / Âkil İnsanlar Heyeti olarak ’40’lar Meclisi’…

Esas olarak Vahdet-i Mevcut’çu olan Alevilikte tanrısal/ilahi güç bir bütün olarak evrende, özel olarak kusursuz kâmil insanda yansımasını bulan gizil bir güçtür. Bu nedenle de Aleviliğin inanç ve kültür kaynağını teşkil eden eski dinlerde ve Alevi inanç kültüründe kutsal sayılar, kutsal kurumlar, kutsal motifler ve hayvanlar dahil kutsal figürler vardır. Sözgelimi Alevilikte de kutsal kabul edilen 12 sayısını, bugün 12.500 yıla tarihlenen Xirabreşk/Göbeklitepe’deki tapınakta da görüyoruz. Cemal-cemale enstrümanlı ve ilâhili ibadetin yanı sıra, turna gibi kutsal hayvan motiflerini de. Bunlara dönemsel olarak farklı anlamlar ve işlevler yüklenmiştir. Sözgelimi Alevilikteki üçte-birleme (Teslis), Beşler, Yediler, 12 İmamlar, 14 Masumpaklar, 17 Kemerbestler, 40’lar Meclisi ve 72 Millet kültleri böyledir. Özellikle İslamiyetle buluştuktan sonra, İran Şiiliği üzerinden bu kutsal sayıların içine yeni figürler yerleştirilmiştir ki, bunların tümünün ortak paydası “mağduriyet ve mazlumiyet” algısıdır.

Sözgelimi; İçtoros Hakikatçılığında (Hak/ Muhammed/ Ali) teslisinin yerini (Hak/ Ali/ Hüseyin) alır. Çünkü İsa gibi katledilen Ali ve Hüseyin, “baba-oğul” olarak “kutsal ruh” olan Hak’la bütünleşip “üçte- bir”liği oluşturmaktadır. Keza, Ali’den başlayarak Muhammed Mehdi’ye kadar 12 kutsal sayısına yerleştirilen figürlerin arasındaki dönemsel fark yaklaşık 300 yılı bulmakta olup tümü katledilmişlerdir. “14 Masumpak”ların tümü de Ehl-i Beyt soyundan gelip tümü 7 yaşına varmadan katledilen çocuklardan oluşmaktadır. Kısaca, bu kültleri Aleviler yaratmıştır…

Ne diyor ünlü Alevi- Bektaşi şairi Harabi:

Yok iken Âdem’le Havva âlemde

Hak ile Hak idik sırr-ı mübhemde

Bir gecelik mihman kaldık Meryem’de

Hazret-i İsa’nın öz babasıyız.

Alevilik ve Yaresanlık, Kakailik, Êzidîlik gibi türevleri başta olmak üzere birçok din ve inançta gördüğümüz “40’lar Meclisi”nin bu inanç kültürlerinde özge bir yeri vardır. Bilindiği gibi Alevilik, Yaresanlık, Bektaşilik ve Êzidîlik gibi öğretilerde; ilahi gücün yetkin belirtisi olarak ortaya çıkan ve âlemi yönettiğine inanılan kırk kişilik bir Meclis vardır. Kürtçe’de “Çihiltan” olarak adlandırılan “40’lar Meclisi”nin 17 üyesi kadındır. “Kırklar meydanı, Kırklar şerbeti” gibi deyimler çoğu kez bu Meclis’le birlikte anılır ve Alevi-Bektaşi Edebiyatında geniş yer tutar:

”Kırklar ile yedik içtik

Kaynayıp sohbette coştuk

Yetmiş yıl kürrede piştik

Daha çiğsin yan dediler (Pir Sultan Abdal)

Üçler- Yediler’den sâki görürsün

Kırklar’dan badeyi bâki görürsün (Seyrani)

Vardım Kırklar meydanına

Gel otur be can dediler

Yüz sürüp ayaklarına

Doğru gel cânân dediler (Ferdi)

Yerlerin göklerin binasın düzen

Ak üstünde kara yazılar yazan

Engür şerbetini Kırklar’a ezen

Hünkâr Hacı Bektaş Ali kendidir.” (Kul Hasan)

Sen pervasız çığlıklar at, ben kahrolam ben üzgün

Sen Kırklar’da demlenedur, ben beklemekten bezgin

Deryaların kucağında cem tutar semazenler

Düşlerim dağlar başında, düşlerim doludizgin (Emekçi)

İçtoroslar’da Hakikatlı/Hakikatçı

dervişlerden oluşan ‘Kırklar Meclisi’

Daha 1950’li yılların sonlarına doğru Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, dedem Haydar Bayrak’ın da katıldığı bir “Alevi- Bektaşi Kültür Gecesi”ne öncülük eden Sivas/ Şarkışla’lı yazar Erdoğan Alkan, konuya ilişkin bir kitabında “Kırklar”ı şöyle tanımlıyor: ”Gayb eserleri ululuk, ermişlik sıralamasında yer alan, kim oldukları tam olarak bilinmeyen 40 kişilik evliyalar, ermişler.” (Bkz. Sayılar ve Hayvan Simgeleriyle Alevi Mitolojisi; Kaynak yay. İst. 2005, s.98. Bu konuda ayrıca bkz. Battal Pehlivan: Alevi-Bektaşi Düşüncesine Göre Allah, Pencere yay. İst. 1991; Esat Korkmaz: İnsan-Tanrı, Pencere yay. İst. 1997; Korhan Kaya: Hintliler’de Tanrı, Kaynak yay. İst. 1998).

Erdoğan Alkan’ın dediği gibi, mitolojide 40’lar Meclisi’ni tutan kişilerin gerçek kimliği bilinmese de, en azından yarıya yakınının kadın olduğu biliniyor ki, bu bile önemli bir unsurdur.

İçtoroslar Hakikatçı Aleviliğinde ise gerek köyler, gerek köy kümeleri, gerek yöresel gerekse bölgesel bazda 40 kişilik “Hakikatçı Meclis” veya Cemiyetlerin kurulduğunu biliyoruz. Bunlardan, bölgesel bazda 19. Yüzyılın ikinci yarısında Sivas/ Kangal bölgesinden Kayseri/ Sarız yöresine sürülen Şix Süleyman/ Araboli’den başlayarak, yine 1895’te 17 yoldaşıyla birlikte katledilen Kürecik/ Dümüklü’lü Ali Tumki, Sarız/ Kırkısraklı Momki Kosa ile çoğu şair müzik icracısı olan Fakri Haydari, Ali Qamke, Mücrimi, Meluli, Şükrü Ademi, Haydar Bayrak, Aziz Özcan, Musa Hazar, Halil Öztoprak, Ali Sayılır, Firkati, İbreti, Erdem ve Afê Ana gibi şahsiyetlerden oluşan bir 40’lar Meclisi’ne ve köyümüz Dallıkavak’ta, bölgenin en önemli otantık Alevi müziği icracılarından olan Dedem Haydar Bayrak (Baba) öncülüğünde köylü dervişlerden oluşan bir “40’lar Meclisi”ne “İçtoroslar’da Oda Kültürü ve Edebiyat” konulu çalışmamızda yer vermiştik (Bkz. Age, Özge yay. Ank. 2015, s. 68-73. Bu yöreye ilişkin bir 40’lar Meclisi dökümünü de Ali Haydar Ülger verir yazısında: Şix Mamo ve Binboğa Hakikatçıları, Kızılbaş Dergisi, Sayı:36/2014).

Bu anlamda, Temeli’nin şu dörtlükleri bir gerçeğin ifadesidir:

Erin evliyanın öz kendisidir

Siz İçtoroslar’a gelin de görün

Hakkın hakikatın efendisidir

Siz İçtoroslar’a girin de görün

Her köyü bir okul, köylüsü eren

Her hakka saygılı ileri gören

Varını yoğunu yol için veren

Siz İçtoroslar’a gelin de görün.

Bu Hakikatçılar süreğine sonradan katılanlardan biri de şair Osman Dağlı (Maksudi) olur. Bir polemik dolayısıyla yörenin Alevi kökenli şairlerinden Efkârî’ye verdiği cevap son derece anlamlı ve aydınlatıcıdır:

Güzeli sev, görünüşe aldanma,

İsmin zamirine takılıp kalma,

Dostum her Osman’ı duyarsız sanma,

Acı söz kılıçtan beter Efkâri.

Yürüyorsan Pir Sultan’ın izinden,

Ömer’i, Osman’ı çıkar gözünden,

Gönül yaralanır hoyrat sözünden,

İnsan olmak bize yeter Efkâri.

Mansur’u bu sevda götürdü dâra,

Nice Ali gördüm kinli Haydar’a,

Özünde ne varsa döker pazara,

Herkes metaını satar Efkâri.

Alevi- Kızılbaş evrensel insan,

Arzın yüzün tefrik eder mi ozan,

Bu dünyanın her tarafı Horasan,

Her köşede bir er yatar Efkâri.

Osman Dağlı’m keşke söneydi adım,

Kerbelâ’dan beri bitmez feryadım,

Osman doğdum ama Ali yaşadım,

Adımız gözlere batar Efkâri.

(Ozan Maksudi: Kırk Yıllık Hasret Bitti/ Ara Beni; Ank. 2004)