İdlib, Kıbrıs, ayak derken “Savaş Hali” mi kapıda?

Türkiye Suriye ordusuna ait bir helikopteri Suriye hava sahasında seyrederken vurdu. Bir sürpriz uzlaşma olmazsa savaş giderek tırmanacağa benziyor.

Dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında “darbenin siyasi ayağı” ile ilgili, şimdiye kadar dile getirmediği kesinlik ve sertlikte Erdoğan’ı “siyasi ayak” olarak suçladı. Bilindiği gibi eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ da subayları sivil mahkemelerde yargılamaya yolu açan yasanın Cemaat’in emriyle AKP tarafından çıkarıldığını açıklamış, bunun üzerine Erdoğan vekillerine Başbuğ’a karşı dava açmaları emrini vermişti. Ardından da Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu AKP içindeki “kripto FETÖ’cülerden” söz etmişti. Bunlara hepsinden önce Bahçeli’nin “ya siz bu ayağı açıklayın ya da bize yetki verin bir ortaya çıkaralım” dediğini ekleyelim.

Bütün kamuoyu yoklamaları AKP-MHP koalisyonunun her geçen gün büyük oy kayıplarına uğradığını gösteriyor.

Erdoğan’ın Suriye’ye karşı ilan edilmemiş olsa da savaş açması, ilk bakışta “aptalca” bir hamle gibi görünse de, olgular bu hamlenin krizden “savaş hali” ya da “olağanüstü hal” ilan edilerek çıkma amacı taşıdığını giderek daha açık bir ihtimal haline getiriyor. Kahverengi gömlekli Bekçi taburlarının kuruluşu rastlandı değildir.

Dolar tırmanıyor. Bankalar doların 7 TL’ye çıkmasını önlemek için son rezervlerini harcar ve Suriye’ye karşı savaş tırmanırken, aynı anda Kuzey Kıbrıs “Cumhurbaşkanı” Mustafa Akıncı’ya karşı açılan kampanya, Kuzey Kıbrıs’ın “ilhak” edilerek, Yunanistan ve AB’yle yeni bir kriz yaratma niyetini ele veriyor.

Bilindiği gibi Akıncı, kendisine sorulan soruya verdiği yanıtta Kuzey Kıbrıs’ın “ilhakına karşıyım” demiş ve AKP-MHP tarafı Akıncı’ya karşı şiddetli bir kampanya başlatmıştı.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarında söz sahibi olabilmek için Libya’yla artık kadük olan bir anlaşma imzalamış, aynı zamanda Libya’ya askeri müdahalede bulunmuştu. Diğer yandan da savaş gemileri eşliğinde Doğu Akdeniz’de, Kuzey Kıbrıs sularında sondajlara başlamış ve bu da Türkiye’yi AB ve özellikle Yunanistan’la karşı karşıya getirmişti.

Aynı zamanda Türkiye’nin perişan hali, Kuzey Kıbrıs Türklerinin Türkiye Türkleri ile değil, Kıbrıs Rumlarıyla birleşme eğilimini güçlendirdiği için, Kuzey Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de “kullanma” imkanının da sınırlı olacağı ortaya çıkmıştı.

Beli oluyor ki, Türkiye karşı karşıya olduğu tepkilere bakarak, atılan bu adımların hiçbir sonuç doğurmayacağını görmüş bulunuyor. Doğu Akdeniz’de söz sahibi olabilmenin tek yolu, Kuzey Kıbrıs’ı ilhak ederek Türkiye’nin sınırlarını genişletmek, Kuzey Kıbrıs “vilayetinin” Doğu Akdeniz’deki deniz alanına yerleşmek. Akıncı’ya karşı başlatılan kampanya muhtemelen ilhak hazırlığının parçası. Hatta Suriye’de Rusya’ya taviz verme karşılığında Kuzey Kıbrısı yutma pazarlığından bile söz edilebilir.

Böyle bir ilhak durumunda patlayacak kriz Türkiye dışında bütün devletlerin tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türk işgal bölgesi olan Kuzey Kıbrıs’taki Türk birlikleri arasında kesinlikle savaşa neden olur. Buna Yunanistan-Türkiye savaş ihtimali eklenir.

Erdoğan’ın iktidardaki ömrünü uzatması belli oluyor ki, İdlib’de savaşı sürdürmeye ve Doğu Akdeniz’de bir ilhak oldu bittisiyle Türkiye’de “savaş hali” ilanındadır. Bununla tüm muhalefeti felce uğratabilir, Babacan’ın parti kurmasını engelleyebilir ve kamuoyunu milliyetçi histeriyle yanına çekebilirse, bir baskın seçim bile gündeme gelebilir.

HDP dışındaki muhalefetin acil görevi, bu tehlikeli planları şimdiden deşifre etmek ve her türlü milliyetçi önyargıdan uzaklaşarak, bu planların her adımına kararlı bir şekilde karşı çıkılacağını şimdiden halka duyurmaktır.

Deşifre edilmiş en tehlikeli plan bile, ölü plandır çünkü…

O halde faşizmi yıkmadan önce onun planlarını yıkmak ilk iştir.

Ve daha da önemlisi şudur: Türkiye’nin başına açılan bütün belaların başlangıcı, PKK Önderi Öcalan’a karşı, şimdi 22. Yılına giren uluslar arası komplo ve bu komploya rağmen Öcalan’ın İmralı’dan müdahale ederek başlattığı çözüm sürecinin 2015 yılında baltalanmasıdır.

Bu gerçeği herkes aklında tutmalıdır. Çünkü Türkiye bu belalı durumdan yalnızca tek bir hamleyle kurtulabilir: Kürdistan’ın bütün parçalarıyla ittifakla…