İdlib savaşı ve olasılıklar denklemi     –    Halil BAYSOY

Sonunun belli olduğu bazı filmler vardır. İzlerken küçük yaratıcılıklar dışında aslında son bellidir, sadece yıkımın vahametini kestiremezsin hepsi o kadar…

Geçtiğimiz günlerde Türk Ordusu tarafından İdlib’e ağır askeri araçlar, askeri ekipmanlar ve askeri personel sevkiyatı başladı. Aslında olayların seyri akışının buralara kadar geleceği önceden belliydi. Peki bu sevkiyat yeni bir şey mi? Elbette ki hayır ama son dönem gelişmeleri bu cephanelikleri artık Türk ordusunun kullanmasıdır. Peki bundan sonra ne olabilir. Aslında bunu cevaplamadan önce şöyle bir geçmişe kısa yolculuk yapalım.

Suriye iç savaşı başladığından itibaren Türkiye savaşın aktif destekleyicisi oldu. Erdoğan gece gündüz rüyasında Suriye rejiminin düştüğünü görüyor ve bunu da ”Emevi Camii” düşüyle süslüyordu. Bu hayali gerçekleştirmek için de DAİŞ, El Nusra, ÖSO ve diğer çete (terörist) gruplarla birlikte hareket etti ve ediyor. Ancak gelinen nokta gerçekliğin hayallerin üzerinde olduğu evre…

Rusya ile Türkiye arasında Suriye üzerine şimdiye kadar imzalanan anlaşmalar Rusya’nın taktiksel hamleleri gereği yapıldı. Astana Anlaşması, Soçi Anlaşması ve Rusya Federasyonu-Türkiye arasında Mutabakat Muhtırası bunlar Rusya için temel stratejinin sadece taktiksel aşamalarıydı. Amaçlardan bir tanesi Türkiye’yi NATO bloğundan ve Suriye’den uzaklaştırmak. Şimdiye kadar ikisini de başarmış görünüyor. Türkiye NATO bloğundan uzaklaştı, Suriye’den de Hama, Halep, Doğu Guta gibi yerlerden çeteleriyle beraber çekildi. Geriye İdlib kaldı.

İdlib konusunda imzalanan anlaşmalar ve söylenen demeçler aslında bir noktayı net işaret ediyordu. Suriye El Nusra, DAİŞ, ÖSO gibi çetelerden temizlenecek ve bölünmeyecek. Rusya bunu her anlaşma metnine ekledi. Türkiye’de kendi kısa politik hamleleri açısından bu maddeleri uygun gördü. Türkiye’nin hedefi bu anlaşmalarla Özerk Yönetim’in varlığına son vermekti. Özerk Yönetim ise taktiksel hamleleri gördü ve Suriye rejimiyle bazı askeri ittifaklar gerçekleştirdi. Son olarak ise Suriye Demokratik Meclisi Eşbaşkanı İlham Ehmed, Özerk Yönetimin Suriye anayasa görüşmelerinde olacağını açıkladı. Yani Türkiye’nin tüm planları boşa çıktı.

Sonuçta, İdlib politikasının aslında ona bağlı olarak da Suriye politikasının iki denklemi ve üç olasılığı var. Denklemin ilkini Türkiye’nin İdlib’den çıkmaması üzerine kuralım.

Türkiye İdlib’den çıkmazsa geriye iki ihtimal kalıyor. Bunlardan ilki; Türkiye’nin artık de facto değil fiili olarak Suriye Arap Cumhuriyetiyle savaşması. Bu olasılık elbette topyekün bir savaşı beraberinde getirecektir. Tüm sınır hatlarında girişilecek bu savaşın kararı elbette Türk karar vericileri tarafından tek başına alınamaz. Son zamanlarda ABD ve NATO cephesinde yapılan açıklamalar Türkiye’nin savaşa girmesi yönünden teşvik edici nitelikte. “NATO ve ABD Türkiye’nin yanında”! Aslında nasıl ABD-İran olası çatışma ihtimalinde Rusya bu çatışmanın tarafı olmayacağını deklare ettiyse ABD de Suriye Arap Cumhuriyeti -Türkiye çatışmasının fiili tarafı olmayacaktır.

Olası savaşta, NATO’nun temel hedefi Türkiye’yi kendisine daha da bağımlı hale getirmek ve Rusya’yı olabildiğince zayıflatmak üzerine kurulu olacaktır.

Bu olası savaş “devletler düzeyinde vekalet savaşı” olur. Sahada Türkiye-Suriye savaşı gerçekte ise ABD-Rusya savaşı olur. Tarih’te 1952 Kuzey Kore ve Güney Kore savaşını örnek verebiliriz. O savaşta SSCB ve ABD savaşan taraftı.

İkinci olasılık ise Rusya’nın Türkiye’yle savaşmak yerine süreci siyasi çözümle erteleme taktiği. Tabi İdlib üzerinde M4 ve M5 karayollarının denetimini tamamen sağlayarak; Bu ihtimal kısa vadede hayata geçirilebilecek olsa da orta ve uzun vade de kalıcılığı yoktur. Çünkü Türkiye şu anda Suriye ve Özerk yönetimin birçok alanını işgal etmiş durumda. Kısa vadede değilse bile orta vadede Türkiye bu toprakların tamamında çıkmak zorunda kalacaktır.

Denklemin öteki tarafındaysa Türkiye’nin İdlib’den geldiği gibi gitmesidir.

Böyle bir durum yaşanırsa aslında Türkiye’nin diğer işgal alanlarından da çekilmesini beraberinde getirir, bu da; Suriye savaşının artık sona erdiğini ve artık siyasal zeminin hazır olduğunu gösterir. Halklara barış kapısı açılır…

Mevcut şartlarda son gelen Türk askerlerinin ölüm haberleri ve Suriye Devletine dönük direkt topçu atışları savaşın başladığını gösteriyor. Tabi soğuk Rus politikası durumu her an yeniden uzatmaya alabilir.

Dedik ya filmin sonu bellidir diye. Kaybeden bir Türkiye var. Durumun vahameti ise Türkiye’nin daha ne kadar yanlış hamle yapacağıyla alakalı…