İhanete karşı gürleşen intikam ateşi  – Destan LASER

2015-2016 yılları arasında başlayan kiminin özyönetim direnişi, kiminin ayaklanma, kiminin de hendek savaşı dediği görkemli şehir savaşları ile adını duyuran YPS-YPS-JİN, geçtiğimiz günlerde bir hamle başlattığını duyurdu. Hamle “Sömürgeci, ajan-işbirlikçi yapılara karşı intikam hamlesi” diye sloganlaştırıldı. Bahar aylarında artan gerilla hareketliliği ile eş zamanlı şehir öz savunma örgütü olan YPS, YPS-JİN, işgal ve ihanete karşı radikal mücadele kararı aldı. Alınan bu karar birçok kesimde farklı etkiler uyandırdı. Yaşanan zulümden bıkıp usananlar; “Nerede kaldınız’ın yürek doluluğunda” büyük bir sevinci yaşarken devletin vahşetine ortak olanlar ise korku ve endişe yaşadı. Hele devlet nezdinde bu hiç de beklenen bir şey değildi.

Kürt toplumu üzerinde büyük bir etkisi bulunan YPS-YPS-JİN örgütlerini incelersek; kendi kendini yönetme iradesi ortaya koyan Kürt halkı 2015 yılında başta Cizre, Sur, Nusaybin, Şirnex olmak üzere birçok kent de özyönetim ilanları yaptı. Türk devletinin öz yönetim ilan edilen yerlere saldırarak karşılık vermesi üzerine Kürt halkı sokaklarda mahallelerde kalarak savunma durumuna geçti. Barikatlar kurdu. Silahlı zırhlı araçlara engel olmak için hendekler kazdı. İradelerine ve özgürlüklerine vahşi katliamlarla yönelen TC devletine karşı topyekun direniş konumuna o barikat ve hendeklerde geçti. Yediden yetmişe herkes sokaklarda kaldı, evlerini bırakmadı, katliam tehditlerine boyun eğmedi.

Öz yönetim sürecinde saldırılara öz savunma araçları ile cevap veren direnişçiler ön plana çıktı. Bu direnişçiler devletin zulmü ve faşizanlığını bilen buna göre kendini hazırlayan öncülerdi. Ellerine geçen her türlü araç –gereç ile TC devletinin yüksek teknolojisine karşı baş koymaya kararlı, imkanları küçük ama yürekleri büyük kişilerdi. Gözü kara olan direnişçiler TC faşizmine üst üste darbeler indirdi. TC devletini bulundukları yerlere bırakmamaları uzun süre bu yerlerin kontrolünü ellerinde tutmaları Kürt halkında belli bir güven oluşturdu. Devrim yapma inancı ve kararlılığında olan direnişçiler onun öncü örgütünü kurmada da fazla gecikmedi.

Kendilerini Kürdistan halkının öz savunma gücü -Yekîneyên Parastina Sivil- olarak savaş içinde ilan ettiler. YPS-YPS-JİN tüm dünyanın gözünü çevirdiği Kürdistan’ın Cizra Botan’ın da, Amed’in Sur’un da, Mêrdîn’in Nusaybin’in de adını duyurdu. Savaş içinde doğup, karekteri böyle şekillenen bir oluşum oldu. Hem düşman gerçekliğini bilme ve ona göre savaşma hem de direniş iradesini gösterme ve bu temelde öz savunma gücünü, karakterini ortaya koydu. Ayrıca sergiledikleri öz savunma pratiklerinde TC devletine unutamayacağı bir zaman dilimi yaşattılar. Görkemli kahramanlıklarla dolu olan direniş sürecinde harmanlanan YPS-YPS-JİN cesaret kadar; acının, öfke kadar; umudun, intikam kadar düşmanın üzerinde korkunun adı oldu. Bundadır ki adı herkes üzerinde muhakkak bir etki yarattı.

YPS-YPS-JİN henüz oluşumunun ilk yılında tarihi bir sorumluluk üstlendi ve bu temelde girdiği şehir savaşlarında önemli dersler ve tecrübeler alarak çıkmasını bildi. Aradan geçen 4 yılın sonunda ilk elden ifade edilenin ‘intikam’ olması yapılan hiçbir zulmün unutulmadığını ve özyönetim ruhunun her yerde yaşatılacağına gösteriyor.

Önemli olan bir diğer konu ise “ajan-işbirlikçi kişilerin ve yapıların hedef alınacağı”nın belirtilmesidir. Ajan ve işbirlikçilik devletlerin sömürge altında tuttuğu halkların mücadelesine karşı uyguladığı en temel politikalardan biridir. İnsanları öz değerlerine ihanet ettirerek köle halinde tutmak istemektedir. Kendine, halkına ihanet eden biri her şeyi yapabilecek bir karakter kazanır. Sömürgecilik bu tür hainlerle özgürlük hareketini arkadan sinsice vurmayı hedefler. Direniş mücadelesini kırmak için içte ajanlaştırma ile güvensizlik ve parçalama yaratılmak istenir. Devlet-iktidar çok yüzü olduğundan türlü türlü ihanet biçimleri üzerinden savaş yürütür. TC devleti, Kürt özgürlük mücadelesine karşı fiziki ve kültürel soykırım kadar ihanetçiliği ve işbirliği de geliştirerek hareketi tasfiye etmeyi büyük bir amaç beller. Kürt düşmanlığında zirve yapan TC ‘Ölen de Kürt öldüren de Kürt olsun’ mantığı ile Kürtleri ajanlaştırarak kontralaştırarak birbirine kırdırtmayı hedefliyor.

Türk devleti gerilla savaşının başlaması ile birlikte özgürlük gerillasına dönük köy koruculuğunu geliştirerek ihaneti sistemli hale getirmek istedi. Günümüzde ise şehirlerde onurlu Kürtleri avlamak için bekçilik sistemini geliştirdiler. Bunlar görünen ihanetçiler olurken birde görünmeyen yani maskeli ihanetçilik geliştirildi. Bunlar da devlete bağlı siyasi, ekonomik ve sosyal kurumlardır. TC devleti, Kürdistan’da her adımını Kürt’ü tasfiye etmeye dayalı attığından tüm kurum kuruluşlarının içinde yer alanları doğal işbirlikçi ya da ajan konumuna getirmeyi hedeflemektedir. Zaten işbirlikçiliği kabul etmeyeni almamaktadır. Bu kurum kuruluşlarda yer almanın kendisi bile halka düşmanlık yapmaktır. Siyasi yüzü AKP-MHP olurken sosyal yüzü Vefa, Ensar gibi yardımlaşma dernekleri olarak gösterilen paramiliter çete yapılanmalardır. Özellikle şehir savaşlarından sonra direnişin olduğu yerlerde işbirlikçilik ve ajanlaştırmaya yoğunluk verilmiştir. Bekçilik sisteminin yanı sıra maddi imkanlar üzerinden sosyal yardımlaşma dernekleri adı altında kontralaşma geliştirilmektedir. Uzun yıllar bu yapılar üzerinden Kürdistan’da işbirlikçilik hep canlı tutularak özgürlük mücadelesini engelemeye çalıştılar. Devletin bu hain yönünü görmeyip üç kuruş para için kardeş kanı dökenlerin halka verdikleri zararlar az değildir. İşbirlikçiler ve ajanlar eliyle yurtsever halk zarar görmüş, zindanlara girmiş ve katliama uğramıştır.

YPS YPS-JIN yaptığı açıklamada bu kesimlerin hedef olduğunu: “Özgür Kürt’e ve onun yaşamına yönelen hainlere yaşamın gündelik akışı içerisinde tavır alınarak başlanabilir. Düşman sadece asker ve polis değildir. Tüm faşizm destekçileri ile ilişkiler kesilmeli selam dahi verilmemelidir” demiş ihanete karşı toplumsal mücadelenin nasıl olması gerektiğini ortaya koymuştur.

Kürdistan mücadelesinin zafere gitmesinin önünde büyük bir engel teşkil eden bu yapı ve kişilerden hesap sormaya başlanarak doğru bir adım atıldığını görüyoruz. Uzun yıllar devlete ajanlık ve koruculuk yapan bir aileden gelen ve kendisi de ‘Hançer timi’ üyesi olan Selahattin Yıldırım adlı kişiyi cezalandırarak işe koyulduklarını göstermiş oldular.