İnkarda ısrar soykırımda ısrardır

‘Türklük Sözleşmesinin’ en olmazsa olmaz maddelerinden bir inkardır. Bu inkarın en yoğun yaşandığı alan en başta tarihtir. Türk tarihi, inkar ile adeta yeniden yazılmaktadır. Tarihin, siyaset biliminin, sosyolojinin kavramları bir kenara bırakılarak, yeni kavramlar icat edilerek tarih yeniden kurgulanmaktadır.

Dünya üzerine kurulmuş bütün devletler sömürgecidir, emperyaldir, gittiği yerlerdeki halka zulüm yapmaktadır. Fakat Türkler tarafından kurulan devletler, en başta da Osmanlı İmparatorluğu kurulduğu küçük bir kasabadan başlayarak Batı’da Viyana’ya kadar toprakları ele geçirse de, onlarca halkı hakimiyeti altına alsa da asla sömürgeci olamaz. Osmanlı’nın topraklarını genişletmesi asla halkların yaşadığı toprakların işgali olarak görülemez. Orduları ile üzerinde başka halkların yaşadığı toprakları ele geçirdiklerinde bu işgal değil, onlara verilmiş ilahi bir görevin yerine getirilmesi için yapılmış “fetihlerdir” sadece ve amaç sömürü, talan değil oralara barış huzur ve refah getirmek, oralarda “adil” bir düzen kurmaktır. Türk basını takip eden biri, aslında çocukların bile inanmayacağı bu fikirlerin sadece sıradan insanlar değil Türk akademisyenleri, gazetecileri, siyasetçileri tarafından da ne kadar sık dile getirildiğine şaşıracaktır.

Kuşkusuz bu inkar siyasetinin en önemli ayağı bu coğrafyada yaşayan diğer halkların Türkler tarafından kurulan devletler eliyle soykırıma uğratıldığı gerçeğidir. Anadolu ve Kürdistan coğrafyalarının Müslüman olmayan halklarının, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyıl başında maruz kaldığı soykırımlar iktidarlar tarafından sistematik olarak inkar edilmektedir. Bu inkar siyaseti ile yüzlerce yıl aynı coğrafyayı paylaştığı halkların yaşadığı acıları, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sökülüp atıldıkları gerçeğini Türk halkının geniş kesimleri bilememektedir. Adeta bir tabu olarak bu konuların konuşulması, bu konular hakkında kalem oynatılması yıllarca yasaklanmıştı. Her şeyi göze alarak bu soykırımlar hakkında Türk halkını aydınlatmaya çalışanlar adeta “vatan haini” olarak damgalanarak olmadık baskılara maruz kaldılar, hapsedildiler. Bugün de aslında değişen çok bir şey yok; inkar siyaseti aynı hızla, başka yollarla, daha inceltilmiş yöntemlerle devam ettirilmekte, hakikatin Türk halkına ulaşmasının önüne geçilmek istenmektedir.

Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmleri arasında kurulan ittifak ile birlikte inkar siyaseti her alanda bir kez daha hız kazanmış gözükmektedir.. 2000’lerin ortasında Hrant Dink başta olmak üzere Ermeni Soykırımı hakkında yazıp çizenlere karşı kampanyalar düzenleyenler, Hrant Dink’in katledilmesine giden yolu açanlar bugün Yeşil Faşizm ile el ele bir kez daha inkar yolunda ilerlemektedir. Ve bu bağlamda bizzat Saray tarafından sadece Ermeni Soykırımı’nın inkarı üzerine çalışacak bir kurulun oluşturulması ve bu kurulun öncülüğünü Cemil Çiçek’in yapması ve Çiçek’in 2005 yılında İstanbul’da Ermeni Soykırımı ile ilgili toplanan konferansa katılanlar hakkında Alman faşistleri tarafından 1. Dünya Savaşını kaybetmeklerinin nedeni olarak gördükleri Yahudiler, sosyalistler, barış isteyenler için kullanılan “Bizi sırtımızdan bıçakladılar” sözünü söylemesi diyen tesadüf değildir.

İnkar, tarihin belli bir döneminde yaşanan bazı olayların kabul edilmemesi olarak kalsa, tarihin bir konusu olarak güncel siyaseti, sosyolojiyi o kadar da çok ilgilendirmeyebilirdi. Fakat inkar, en somut şekilde bu coğrafyada yaşanmış soykırımların inkarında görüleceği gibi, dünün değil tam da bugünün konusudur.

Dünün inkarı bugünün de siyasetini, sosyolojisini belirlemektedir. Bu sistematik ve Türk toplumunun çok büyük kesimine sirayet etmiş inkarın en büyük sonucu Türk halkının kendi gerçekliğine, kendi tarihine yabancılaşması ve dünyayı bu inkar tarafından dumura uğratılmış zihinlerinde yarattıkları hezeyanların gözüyle görmesidir. Bugün toplumun değerlerini yitirmesinin, kendisinde her şeyi yapma hakkı gören lümpen bir kesimin giderek sayısının artmasının nedenlerinden biri de bu toplumun geçmişiyle yüzleşmemesidir. Bu anlamıyla, inkar Türk halkının bugünün esir almaktadır, onun özgürleşmesini engellemektedir. Ki bir iktidar bundan başka ne ister ki?

Ama en az bunun kadar önemlisi, inkar edilen her soykırımın aslında yeni bir soykırımın hazırlayıcısı olduğu gerçeğidir. Bir dizi halinde coğrafyanın Müslüman olmayan halklarının yaşadığı soykırımlarda, her soykırım aslında yüzleşilmemiş, hesabı sorulmamış bir önceki soykırımdan güç almaktadır. Buna bağlı olarak, bu soykırımlarla hesaplaşılabilseydi, Kürtler Koçgiri’de, Zilan’da, Ağrı’da, Dersim’de bu kadar rahat bir şekilde katledilebilir miydi? Soykırımla yüzleşmiş bir halk gerçekliği olsaydı, 90’larda yaşanan köy yakmalara, faili belli cinayetlere ve diğer zulümlere toplum aynı şekilde sessiz kalır mıydı? Bu soruların yanıtı aslında neden iktidarların inkarda bu kadar ısrarcı olduğunda gizlidir.

Ve bugün yaşananlar düşünüldüğünde bu soruların hala ne kadar güncel olduğu görülmektedir. Çünkü bir soykırımın inkarı aslında soykırımda ısrardır. Ve bu ısrarın sonuçlarını coğrafyamız bugün de en ağır şekilde yaşamaya devam etmektedir.

Sonuç olarak, barış, özgürlük, eşitlik isteyenlerin bir görevi de inkara karşı hakikati ne pahasına olursa olsun savunmak ama daha da önemlisi bu inkar siyaseti ile zehirlenmiş kesimleri hakikat ile iyileştirmek ve özgürleştirmektir. Ancak bu şekilde iktidarların soykırım ısrarının nüne geçilebilir.