İpotek edilen gelecek

Savaş politikaları nedeniyle, kriz üzerine kriz yaşayan Türkiye ekonomisi, Covid-19 salgını nedeniyle “buhran” sarmalında. Muktedirlere göre her şey yolunda. IMF ve Dünya Bankası kapıları aşındırılmayacak, “milli ve yerli” ekonomi “biz bize yeter…”

Son iki aydır kapanan ekonomi, ilan edilen cılız paketlerle doğrulacak gibi değil. Açıklanan “normalleşme paketleri ve normalleşme takvimi” ekonomiyi ayağa kaldırmaktan uzak, üstelik öngörülen bu program uygulandığında Koronavirüsün yeniden ve bu kez daha şiddetli yayılacağı konusunda uzmanlar görüşlerini ve uyarılarını ısrarla dile getiriyorlar.

En az bir yıl daha turizm sektöründen verim alınmayacağı biliniyor. Ciddi bir döviz ve istihdam alanı olan turizm sektörü derinleşen krizi atlatıp normalleşme sürecine girmesi uzak bir ihtimal. İhracat ve imalat sektörünün yaşadığı “durgunluk” bütün çabalara rağmen eski günlerine ve üretim kapasitesine ulaşması nerdeyse imkansız.

Küçük esnaf ve küçük işletmeler, neredeyse tamamı kapalı ve normalleşme olsa bile on binlercesi bir daha açılmamak üzere kapanmış, yaşamı bu işletmelere bağlı olan milyonlar yeni işsizler ordusuna katılmış olacak.

Ülkenin alın terini savaşa harcayan, algı ve imaj uğruna 60 ülkeye tıbbi “yardım” gönderdiğini açıklayan iktidar, hala kendi vatandaşlarına doğru düzgün “maske” dağıtmış değil. Hazine tüm döviz rezervlerini tüketmiş durumda. Döviz girdisi sağlayan sektörler durmuşken, yabancı sermaye girişi sıfırlanmışken ekonomiyi ayağa kaldırmak, açıklanan bu paketlerle pek mümkün görünmüyor. Baş aşağı giden ekonomiden çıkışın yolu olarak hükümet; “el kapılarını” aşındırmaya başladı bile.

IMF kapılarından uzak durduğunu ilan eden Türkiye, bu kez ABD Merkez Bankası FED’in kapılarına dayanmış durumda. Türkiye Merkez Bankası’nın eriyen ve eksiye düşen rezervlerinin yerini doldurma çabası içine girmiş durumda. Bunun içinde Türkiye’nin geleceğini “ipotek altına alma” anlamına gelen ve Türkiye’nin FED tarafından “SWAP line”(takas hattı)’na dahil edilmesini talep ediyor. FED nazlanıyor. ABD yönetimi bu talebi görmezden geliyor, ya da “şartların olgunlaşması” için ağırdan alıyor.

ABD’ye iki uçak dolusu tıbbi “yardım” göndererek, “NATO müttefikliği, stratejik sadık ortak” mesajı vererek, başlattıkları “pandemi diplomasisinin” işe yarayacağını umuyorlar. Oysa ABD’ye doğru yol alan uçaklar daha havadayken, ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield “Türkiye’nin takas hattına (SWAP line) dahil edilmesi için gereken koşulların finans ve para konuları temel alınarak oluşturulduğunu, bu koşulların siyasi olmadığını” açıklıyor. Öyle görünüyor ki, pandemi öncesi ABD-Türkiye arasında çözüm bekleyen sorunlar, S-400’lerin aktivasyonu sorunu gibi, çözülmeden FED her ne kadar “koşulların siyasi” olmadığı argümanından yola çıksa bile, taraflar aslında sorunun “siyasi” olduğunu çok iyi biliyorlar. Tam takır hazinesiyle, kaynak arayışına giren Türkiye FED’in kapısında bekleyişini sürdürürken alternatif arayışlar yaptığı da biliniyor. Üstelik SWAP hattına girmenin bir tür ekonomik ulusal egemenlik “devri” anlamına geleceğini bile bile.

Ülkenin varlıklarını “takas” etmek, kurallarını başkalarının koyduğu bir oyuna dâhil olmak gibidir. Ülkenin geleceğine “ipotek” koydurmaktır. Kaynağı sağlayacak güç, kaymağında tamamını isteyecektir.

Koronavirüs salgını dünya ekonomisini “durma” noktasına getirdi. Dünya ekonomisinde yarattığı yıkıcı etki daha uzun yıllar süreceği konusunda hemen her kes hemfikir. 1930’larda ABD’de baş gösteren “Büyük Ekonomik Buhran” küresel ölçekteki en büyük ekonomik krizlerden biriydi. Birçok ekonomist Covid-19’un daha büyük bir küresel ekonomik krize yol açacağı konusunda uyarı yapıyor.

Dünyada “Büyük Ekonomik Buhran” kaygısı kol gezerken, Türkiye’yi yönetenlerin ülkenin varlıklarını “takas” etmekten başka çıkar yol bulamamaları düşündürücü.