İran ve ABD kapışması nereye kadar? – Zeki AKIL

Kasım Süleymani’nin vurulmasından sonra gözler İran’a çevrilmişti. İran’ın takınacağı tavır merakla bekleniyordu. İran, Ortadoğu’da etkin bir güç olmak ve savunmasını İran’ın toprakları dışında sağlamak istiyordu. Bunun için Yemen’den Lübnan’a kadar Şii kesimleri destekliyor, örgütleyip eğitiyordu. Suriye savaşında da Esad rejimini ayakta tutmak için Hizbullah’ı da harekete geçirmiş ve kendisi de aktif katılmıştı. Irak’ta da iç politikanın dizayn edilmesinde ve iç dengelerde etkili rol oynamaya devam ediyordu.

İran’ın bölgede bu çalışmaları açık ki, İsrail ve ABD’yi hedefliyordu. Ayrıca İran, İsrail’in haritadan silinmesi gibi açıklamalar da yapıyordu. Bunun dışında resmi olarak da İsrail’i tanımıyor ve ortadan kaldırılmasını savunuyordu. İsrail de her fırsatta İran’ın bölgede en büyük tehlike olduğunu ve etkisizleştirilmesi gerektiğini söylüyordu. İsrail, ABD’den ayrı ele alınamayacağına göre İran’la çelişkilerin sürekli gerilim hatlarında seyredeceği açıktı.

DAİŞ’in Suriye’de askeri olarak yenilmesinden sonra İsrail daha aktif devreye girdi. Rusya ile yaptıkları görüşme ve gizli anlaşmalarla İsrail sürekli Suriye’ye saldırılar yapmaya başladı. ABD de İran güçlerini, Haşdi Şabi’yi aynı şekilde hedefledi. Suriye içindeki bu saldırılara Rusya genelde sessiz kaldı. İran, Suriye’de çıkarılmaya, zayıflatılmaya ve sınırlandırılmaya çalışıldı. Irak’taki kitle gösterileri ve protestolarında da İran bazı bölgelerde hedeflendi. Bazı yerlerde İran konsolosluklarına saldırılar oldu. ABD tam da bu ortamda Irak’ta Kasım Süleymani’yi vurdu. Bu İran için stratejik bir kayıptı. Süleymani, Ortadoğu’da İran’la hareket eden güçleri koordine eden ve Tahran’ın politikalarını pratikleştiren bir rolün sahibiydi. Doğal ki, bu saldırı İran’ın bu etkinliğine ve müdahalesineydi.

İran, ABD’nin gerilimi bu düzeyde tırmandıracağını ve Süleymani’yi vuracağını beklemiyordu. ABD ambargosu İran’ı zorluyordu. İran bu ambargoya karşı önlemler almaya, ayakta kalmaya çalışıyordu. Süleymani İran’ın sinir uçlarını ifade ediyordu. Ve ABD oradan vurdu. İran siyasi açıdan, Şii mahallesinde şimdilik karlı çıktı. Nitekim Irak’taki İran karşıtı gösteriler ABD karşıtlığına döndü. Şiiler birleşti ve Irak Parlamentosu ABD’nin Irak’tan çıkarılması kararı aldı. Süleymani’nin cenaze törenlerine milyonlarca insan katıldı. Cenaze İran’da birkaç yerde gezdirildi. İran yönetimi içte halkı etrafında toplama ve ABD karşıtlığını canlı tutmada olaydan etkili biçimde yararlandı.

İran, ABD’ye nasıl bir karşılık verecek sorusu herkesin kafasındaydı. İran acele etmez, ABD’ye etkili karşılık verilir yorumları öndeydi. Ancak öyle olmadı, daha cenaze defnedilmeden İran, ABD’nin Irak’taki iki üssüne füze saldırılarında bulundu. Saldırının hemen ardından Tahran’dan intikamın alındığı ve savaş istemedikleri açıklaması geldi. İran’ın kapsamlı bir savaşa veya çatışmaya hazır olmadığı biliniyordu. Ancak Süleymani’nin vurulması karşısında sessiz kalması da mümkün değildi. Bir şeyler yapmak zorundaydı. Yapılan halkın tepkilerini yatıştırmak ve durumu kurtarmak oldu. Zaten saldırının hangi düzeyde olacağı ABD tarafından biliniyordu. Saldırı danışıklı bir dövüştü! Ardından Trump açıklama yaptı ve kayıpları olmadığını, her şeyin iyi gittiğini belirtti. ABD bölgeyi İran’a bırakmayacağını gösterdi ve İran’a bir çizgi çizdi.

Bütün dünya gerilim nereye kadar tırmanır, bölge ne kadar karışır diye merakla bekliyordu. Çelişkiler aşıldı mı, sorunlar çözüldü mü? Hayır. Olan bitenlerden bölge halkları bir şey kazandı mı? Hayır. Uluslararası ve bölgenin egemenlik peşinde koşan güçlerinin çekişmeleri halkların özgürlük ve demokrasi taleplerini karşılamıyor. Tersine bölge daha güvensiz bir hale geliyor ve siyasi zemin daha kayganlaşıyor. Türkiye gibi faşist yönetimler kaygan zeminlerden yaralanarak savaşı hedefleri doğrultusunda yaymak istiyorlar. Kürt düşmanlığını daha gözü kara sürdürüyor.

Erdoğan, Türkiye’de Putin’i ağırlayarak El Nusra’ya zaman kazandırmaya, nefes aldırmaya çalışıyor. Nitekim El Nusra adına Putin’le pazarlık yaparak İdlib’de ateşkes kararı çıkarttı. Bütün dünya karşı çıkmasına rağmen Erdoğan, Libya’ya askeri güç gönderme kararını aldırdı ve resmi olarak askerlerini gönderdi. Libya iç savaşına taraf oldu. Ayrıca Suriye’de DAİŞ ve El Nusra’dan devşirdiği silahlı gruplardan binlercesinin Libya’ya aktarıldığı bildiriliyor. Erdoğan’ın İhvanı İslam ve diğer güçlerin liderliğini yaptığı, onları istediği gibi yönettiğini de dünya yakından izliyor.

ABD, İran’a yönelirken, özellikle Trump yönetimi Erdoğan’ın bu tehlikeli ve karanlık planlarına karşı sessiz kalıyor. Bu olan bitenlerden çıkarılacak en temel ders bölge halkları ve demokrasi güçleri taleplerinden ve mücadelelerinden vazgeçmeden bu egemenlik savaşlarından uzak durmalıdırlar. Aslında yaşananlar egemenlik savaşı yürütenlerin maskelerini düşürüyor. Giderek deşifre oluyorlar. Demokrasi ve özgürlük talepleri yükseltilerek ancak bu oyunlar boşa çıkarılabilir.