Irkçılık karşısında diz çökmek!

ABD’nin Minneapolis kentinde 46 yaşındaki siyahi yurttaş George Floyd’un bir polis tarafından öldürülmesinin ardından ırkçılık ve ırkçılık ile mücadele bir kez daha dünya gündemine girdi. Irkçılığa karşı eylemler ABD sınırlarını aştı, birçok ülkede protesto gösterileri yapıldı/yapılıyor. ABD ve İngiltere’de köle tüccarlarının heykelleri yıkıldı.

Özellikle son yıllarda artan ırkçılığa karşı Floyd’un ölüm nedeni fitili ateşleyen bir rol oynadı. Irkçılık karşıtı gösteriler, başta Avrupa olmak üzere dünya genelinde yükselen ırkçılığa karşı umut vadediyor. Bu protestoların kalıcı hareketlere dönüşüp dönüşmeyeceğini ise şimdilik öngöremiyoruz.

Almanya’da da birçok kentte ırkçılık protesto edildi/ediliyor.

Elbette Almanya’da ırkçılık ve ırkçılıkla mücadele Floyd’un öldürülmesi ile gündeme gelen bir olgu değil. Nitekim özellikle kurumsal ırkçılık Almanya’nın kalbinde hala bir yara olarak duruyor. Kaldıki Almanya bu tarihiyle yüzleşmek için, eleştirel yanları olsa da, yıllardır mücadele veriyor.

Yabancılara karşı ırkçı uygulamalar günlük yaşamda hala taze. Ev ararken, iş yerinde, alışverişte, oturduğunuz kafede, trende giderken, alışverişte, yani kısıcası yaşamın birçok alanında ayrımcı uygulamalar, bir yabancı olarak muhakkak deneyimleceğiniz bir uygulama. Almanya’da doğup büyüyen, sonradan gelen her yabancının hayatında muhakkak ırkçı tutumlara maruz kaldığı bir anısı vardır.

Nitekim Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi tarafından açıklanan yıllık rapora göre 2019’da bin 176 kişi ırkçı ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle kuruma müracaat ederek danışmanlık hizmeti talep etti. Bu rakamın önceki yıla göre yüzde 10 daha fazla olduğu belirtiliyor. Elbette ayrımcılığa uğrayanların sayısı bu rakamlardan misli ile fazla.

Irkçılığın hala devam ettiği kurumlardan biri de polis teşkilatı. DW Türkçe’nin paylaştığı verilere göre Almanya’da resmi rakamlara göre polise karşı yılda 2 bin ila 2 bin 500 olayla bağlantılı ön soruşturma başlatılıyor. Bunlardan sadece 40’ı yargıya taşınıyor. Bu olayların sadece 20‘sinde polise ceza veriliyor.

Bu bilgileri destekleyen bir olay daha geçtiğimiz günlerde yaşandı. Herne’de Kürt bir aile polis şiddetine maruz kaldı. Polis durumu anlamaya çalışmadan Dersimli Beser Okyay ve Tarzan Kılıç’a orantısız güç kullanarak onları alıkoydu, tutanak bile tutulmadı. Başından yaralanan Beser Okyay hastaneye kaldırılarak tedaviye alındı. Komşularının telefon ile çektiği görüntüler olmasaydı, bu olay da hiç görülmeyenler, unutulanlar listesine eklenecekti. Tren garlarında sıkça karşılaştığımız görüntüler vardı, çoğunuz bilir. Polis teninin renginden dolayı, saçlarının renginden dolayı keyfi olarak durdurup sorguya çeker. Buna benzer binlerce örnek…

Floyd’un öldürülmesinin ardından dünyada liderler de dahil birçok insan ırkçılığa karşı diz çöktü. Hatırlarız; Willy Brandt’ın 1970 yılında Başbakan olarak Warşova’yı ziyareti sırasında Yahudi Anıtı önünde diz çökmesi yüzleşme kültürü açısından büyük bir adımdı.

Brandt Nazi askerlerinin öldürdüğü Yahudilerin anısına yapılan anıtın önünde birden diz çökerek dua etti. Bu hareket o dönemde şaşkınlıkla karşılanmıştı. Brandt hatıralarında o anı planlamadığını anlatmıştı. İşte planlanmayan bu hareket ayrımcı politikalarla yüzleşmek açısından sembol bir hareket haline geldi.

Almanya kendi içinde hala kurumsal ırkçılıkla savaşmaya devam ediyor.

Polis teşkilatı da dahil olmak üzere birçok alanda yükselen ırkçılığa karşı etkin bir mücadele geliştirilmediği müddetçe bu sorunlar konuşulmaya devam edecek. En önemlisi ırkçılık kendini beslemeye devam edecek. Özellikle Hanau saldırısının ardından bu mesele ile mücadele etmek için adımlar atılsa da, kararlı ve etkin bir çalışma yürütülmediği müddetçe, konuşacağımız, yazacağımız örneklere yenisini ekleyeceğiz.