‘IŞİD zihniyeti hakim olmuş ülkeye…’

Dünya 2011 yılında, Suriye’nin kişiliğinde, yeniden “kanunsuzlar dünyası“na dönüldü. Dünyanın 1939 şartlarına…

Birinci Dünya Savaşı sonrasının göreceli iyileştirme şartlarına rağmen, İkinci Dünya Savaşına gidilirken, orman kanunu egemendi. Güçlünün, güçsüzü yediği orman hukuku.

Hitler, bu şartlardan faydalanarak yalnız ve güçsüz ülkeleri fethe başladı. Katliamların zevkini çıkardı. Evet zevk. Faşistler, kanla zevklenirler. Onları en son Cizîra Botan’da gördük, diri diri insan yakıyor, Şırnak’ta Hacı Bildik’in ölü bedenini aracın ardına bağlayıp yerde sürüklüyorlardı. Bir başka videoda seyrettik. Faşist rejimin askerleri, katledilmiş Kürtlerin başlarını kesip öteye fırlatarak “intikam alındı“ diye bağırıyorlardı.

Her neyse, Faşizmin yenildiği İkinci Dünya Savaşından sonra, kurulan Birleşmiş Milletlerin ilk işi, dünyada güçlünün vahşetine son vermek oldu. Cenevre’de imzalanan bir dizi anlaşma ve sözleşme ile zayıf devletlerin yaşama hakkı ile sınırları, egemenlik ve toprak bütünlüğü dokunulmazlık kaydıyla güvence altına alındı. Cezai müeyyidelerle, güçlünün zorbalığına set çekildi.

Küçük devletler de, yaşama güvencesine kavuşmuştu, artık. Ancak her şeye rağmen, kurtların serbest, koyunların gece ağıllarda çobansız kaldığı yerdi, dünya. Yılanvari kurnazlarla doluydu, bu dünya.

Dolayısıyla, kurtlarla kuzuların bir arada yaşamasını ön gören barış ortamı, uzun ömürlü olamadı. Uzak Asya, Afrika ve Ortadoğu’da dışardan müdahaleler başladı. “Soğuk Savaşın sonu“ olan Berlin duvarının yıkılmasıyla, orman kanunu, bir kere daha fiili olarak geri döndü.

Balkanların yıkımından sonra, Arap dünyası “menü“ olarak “kurtlar sofrası“na kondu. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın katli dahil, biri dizi kanlı olayın faili olan “Müslüman Kardeşler“ (İhvan ül Müslimin) örgütü, birden bire terör odağı olmaktan “Ilımlı İslam“ kategorisine terfi etti.

Türk devletinde ise 1990’larda dizinin dibine çökerek, Afganlı İhvancı Hikmetyar’a biat etmiş Türk Recep Tayyip iktidarı ele geçirmişti. Recep Bey, “Ilımlı Müslüman“ olarak, “gaipten gelen sesler“ tarafından, “Ortadoğu’yu yeniden dizayn“ etmekle görevli teşkilatın ikinci başkanlığına getirilmişti. Örgütü kim kurdu, gücü, bütçesi ne, birinci başkanı kim kimse bilmiyor, ama Recep bey, kendini komitenin ikinci başkanı olmakla övünüyor, alkışlanıyordu.

İlk hamlede, İhvanı Mısır’da iktidar yapmak için, kolları sıvıyor, iktidar adayı Mursi’yi seçtirmek için için “uzmanlar“, seçimden sonra da 2 milyar dolarlık yardım gönderiyordu.

Sonra, kuzey Afrika‘ya yöneliyor, kanlı kargaşadan sonra Tunus ve Cezayir’de zafer mitingler düzenliyor, Libya lideri Kaddafi’nin katillerine çanta içinde 200 milyon dolar gönderiyordu.

Bu aşamada, Suriye sırasını bekliyor, Recep bey kanatlanmış gibi etrafında döneniyordu. Devlet Başkanı Esad’ı, İhvana iktidarı devretmeye ikna için, kardeşim diye diye taklalara başlıyordu. Karşılıklı ev ziyaretleri, ailecek birlikte tatil, ortak Bakanlar Kurulu toplantıları…

Fakat nafile. Esad “evet“ demiyordu. Yine Esad’ın anlatımıyla, İhvan çetesini iktidar yapmadığı için, Recep bey savaş açmış, ülkesini işgale başlamıştı.

Receb bey, komşu ülkeye savaş açarken, içerde kimsenin haberi yoktu. Türk ordusunun silahlarıyla donanımlı İslamcı katiller, hırsız ve soyguncular, sabah omuzda silah sınırı geçiyor, akşam geri dönüyorlardı. Bu arada, ele geçirilmiş ganimetler piyasada işlem görüyordu.

Sonra, başlangıçta, Suriye topraklarında ayaklarına yer edinince, oralarda barındılar. Askeri silah, cephane yardımı ile eğitim ve komuta hizmetleri hep devam etti.

IŞİD, bu arada Türklerin ezeli ve ebedi düşman Kürtlere saldırmaya başlayınca Kürtler, ana yurtlarını, canları, kadınlarının onurunu savunma savaşına giriştiler. Bu uğurda büyük kayıplar verdiler. Ama daha sonra karşı atağa geçtiler ve onları yendiler.

Aslında yenilen IŞİD değildi. Gerçekte, Kürtlere yenilen Türk devletiydi. Hakikat buydu. Çünkü, IŞİD’liler tetikçi, cellat, kiralık katil, hırsızlar güruhu olarak öne sürülüyor, ama silahlar Türklerdendi. Onları yedirip içiren, silahlandırıp eğiten, cephede komuta eden de Türklerdi.

Dolayısıyla, sonuç olarak yenilen de onlardı. Ve Suriye‘den kovuldular. Türk tipi şantaj, entrika ve rüşvet, bundan sonra devreye girdi. Rusya ve Amerika’dan ayrı ayrı ikna edildi. Türkler, savaşta IŞİD’le ortaklaşa kaybettikleri Kürt toprakları, onların desteğiyle işgal ettiler.

Dün onlarla savaş IŞİD’liler, Türk kisvesinde dost ve müttefikler.

Çünkü IŞİD, ideolojisiyle Türk devletinde rejim ortağı. Suriye ve Irak’ta kafa kesen, hırsızlık talan, tecavüzcülük yapan IŞİD‘liler, bugün Türk ordusunun üniforması içinde ve NATO silahlarıyla rejim muhafızıdır. Suriye topraklarında, Libya‘da, Rojava ve Güney Kürdistan’da Türk askerleriyle ses sese “Allahu ekber“ naraları haykırıp insan avına çıkıyorlar.

Seçme IŞİD’lilerden rejim muhafız birlikleri var. Kısacası, rejim ortağı IŞİD, her yerde “Allahu ekber“ sedaları duyuluyor.

Tanınmış bir yazar olan Nesrin Nas, AKP, MHP, Türk ordusunun Ergenekon ve Avrasya kanatlarının koalisyonu olan rejiminin, IŞİD ortaklığı ile aldığı şekli şöyle anlatıyordu:

“Korkunç bir medeniyet kaybı var. Asıl felaket bu. Dindar ve kindar güruh yaratılmakla kalmamış, IŞİD zihniyeti hakim olmuş ülkeye…“

Her yerde, IŞİD‘in çeteciliği egemen. Mafya da mevzi almış Saftirik bir kadın, yaranma adına gizli planı bile açıkladı. Kelle kesme timleri, silahlarla donanımlı olarak görev emrini bekliyorlar.

Her yerde IŞİD’in “Allahu ekber“ sloganı çınlanıyor. IŞİD iktidarda, bir tek Türk bayrağında karası eksik…