İslamcı Türkçü diktatörün sömürgeci küstahlığı

Erdoğan faşizmi, İdlib’de siyasi islamcı çeteleri himayeci savaşa sürmekte ısrar edince  taşa çarptı. Asker kaybı verdi. Esasen Rusya’nın tavizkar tavrı olmasa kayaya da dağa da çarpabilirdi.

Üstelik asker kaybı Soçi anlaşmasına göre saptanan gözlem noktalarında bile değil. Doğrudan Nusra(HTŞ), ÖSO(SMO) ve diğer çeteleri savaşa sürdükleri Serakip ve diğer noktalara füze, cephane, roketatar taşıdıkları, hatta kullandıkları konvoylarda.

Üstelik, büyük kayıp, TSK yetkilileriyle görüşmeye giden Rus heyetinin güvenlik ekibi subayları, SMO çetelerinin yakalayıp vurmasından (tabii TSK’nın izni olmadan yapılmamıştır) sonra gerçekleştiği halde. Hem doğrudan TSK’nin hem de çetelerinin füzelerle Rus ve Suriye uçaklarını vurma çabasından sonra gerçekleştiği halde.

Üstelik, Soçi’de İdlib üzerine Eylül 2018’de yapılan anlaşmaya göre, o yıl Ekim sonuna kadar, diktatör Erdoğan’ın, çetelerini silahsızlandırarak, çatışmasızlık bölgesine çekmesi gerekiyordu. Erdoğan, Efrîn işgaline izin karşılığında aldığı taviz olan İdlib’de çatışmasız çözüm taahhüdünü yerine getirmedi.

Fırat’ın Doğusu’nu işgal ederken Rusya’nın belirli bir yere kadar onay vermesi tavizini de bu sayede almıştı. Bu tavizlere rağmen taahhüdünü yerine getirmeyip savaşı sürdürünce, kayıp da alacaktı tabii.

Ve bütün bunlara rağmen ‘askerimizi neden vuruyorsunuz’ diye kostaklanıyor!

Erdoğan faşizminin milliyetçi küstahlığı, başka bir ülkeyi işgali ve savaşmayı kendisine hak görüyor, ama o ülkenin rejimi ülkesi içinde cevap verince, ‘niye cevap veriyorsun’ diye, tek yanlı savaşı kendisinde hak görebiliyor.

Erdoğan faşizmi küstahlığını uygar ulus üstünlüğü kibirinde de gösteriyor. Kendi isteğiyle girdiği işgalci savaşta kendi askerini Suriye askerinden insan olarak da üstün görüyor. “2 bin üzerinde rejim unsuru öldürdük”(Erdoğan) diye övünürken esasen asker sivil Suriye rejiminin yanında yer alan insanların zaten kitle olarak ölümü hakettiklerini pekala zikretmiş oluyor. Erdoğan’ın ideolojik ikizi Nusracı, IŞİD’ci, Ahrarcı çetelerin, hasmının askerinin yüreğini yiyerek, Alevi ve Êzîdîlerin, Kürtlerin boğazını keserek, kadınları cariyeleştirerek sergiledikleri vahşilik, onların, mezhepçi üstünlük bakış açısından geliyor. Erdoğan da aynı dünya görüşüne sahip, dahası buna milliyetçi üstünlüğü de ekliyor.

Erdoğan ve tetikçileri, Batılı sömürgecilerin benzer argümanını kullanarak sömürgeci işgalciliğe “haklılık” kazandırmaya çalışıyorlar: Esad zulmünden sivil halkı korumak için!

Bunu söyleyen kendisi diktatör ve katliamcı olmasa bari! Roboskî, Suruç, Ankara 10 Ekim, Cizre-Sur sivil katliamlarını yapan diktatörün başka ama kendisinden ehven-i şer diktatörün zulmünü bahane göstererek işgal gerçekleştirmesini kim yutabilir? Kaldı ki, Erdoğan işgali altına aldığı yerlerdeki halkı katletmede de Esad’ı aratan bir diktatör.

Şimdi İdlib savaşında, çetelerini ve işgalci askerlerini, sivil halkı öldürmeye de yöneltiyor, yetinmiyor “omuzlar üzerindeki baş da kalmayacak” diyerek IŞİD katillerinin vahşiliğini sergiliyor.

Mültecileri Avrupa macerasına sürerken ölümlerinin kefaretinin yalnızca Avrupa emperyalist hükümetlerine maledileceğini zannedecek kadar küstahlığının yarattığı subjektifliğe de sahip.

Erdoğan’ın islamcı-türkçü faşizminin diğer bir özelliği de, devletsel daha güçsüz olanları horlarken, kendi sömürgesinin halkını ve düşman gösterdiği inançtan halkları insan bile görmemesidir. Kürt düşmanlığını yükseltmek için, 2006’da”kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır” diyerek polise Amed’de öldürmeyi emreden Erdoğan, bununla Kürtleri insan bile saymadığını gösteriyordu.

Efrîn, Serêkaniyê işgallerinde, bombardımanla Kürt nüfusu tehcir ederek, sömürgeci kolon olarak göçmenler ve çetelerden nüfus yerleştirirken de Kürt’ü kendi yurdunda yaşama hakkı olan insan bile görmüyordu.

Erdoğan faşizmi, bütün bu küstahlıklarını, kaba gündelik demagojiyle örtmeye, kitle desteğini savaş şovenizmiyle korumaya çalışarak ama aynı zamanda savaş baskısına ek olarak Suriye’ye biraz kayıp verdirerek geri adım attıracağını hesaplayarak yapıyor.

Erdoğan’ın faşist şefliğinin, islamcı ve türkçülüğünün küstahlığı, savaş zalimliği, kaba demagokluğu, bu kez -Rojava işgalinden farklı olarak- eşit silahlarla savaşta, kibiriyle kuyruğunu sokan akrep sonucunun doğacağı kavşakta, iğne batmış balon gibi söneceğe benziyor. Söneceği yerde, enternasyonalist kardeşliğin ve demokratik halkçı bir geleceğin ışığı yükselmelidir.