Kadınlar ülkedir!

  • İşgalci Türk devleti kendince mesajını verdi! Peki ne mi olacak? Kürt halkının öfkesi daha da büyüyecek, katledilen kadınların yerini başka kadınlar alacak. Bitmeyen, son bulmayan direnişlerin başındayız.

MEDYA DOZ

Kadınların kahkahasının orta yerine bir bomba düşer, bütün Kürdistan rahminden yara alır. Yara alır sevmelere gebe olan her şey… Kadınlar ölünce, ülke de ölümü yaşar benliğinde. Söz konusu karakteri kadınca olan Kürdistan ise; kadın ülkedir, ülke kadındır. Bu sebeple Kürdistan’da yaşananların hepsi kadınlara yaşatılan azaplar ile aynıdır. Kadınların ahı Kürdistan’ın bağrına inen yumruk gibidir. Kadınların isyanı da en çok özgür Kürdistan içindir. İç içe geçmiş iki kelimedir Kadın ve Kürdistan. Birbiriyle var olan, bir biriyle bütünleşip, birbiriyle gelişen diyalektik bir ruhsal ikizliktir Kadın ve Kürdistan.

Üçüncü 3 kadın

Bu sebepten olsa gerek, katil ruhlu Türk devleti Kürdistan’ın canını her acıtmak istediğinde kirli ellerini kadınlara uzatır. Dünyanın en aciz devleti Türkiye’nin bütün imkânlarını devreye koyarak katlettiği üçlü kadın katliamı ilk değil. Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Fidan Doğan 3 Kürt kadınıydı ve Türk devleti 9 Ocak 2013 Paris’te onları katlederek bir dönemi sonlandırıp bu katliam ile Kürt’e yeni bir konsept ile savaş ilan etmişti. Başka üçlü kadın (Sevê Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar) katliamıydı 6 Ocak 2016 Silopi’de ve birçok Kuzey Kürdistan il ve ilçelerinde başlayan özyönetim direnişlerinde yine hedef 3 kadın şahsında Kürdistan idi. Türk devleti mücadele eden kadın profiline saldırarak mesajlarını veriyordu.
Yine direnişçi kadınlar şahsında Kürt halkına soykırım saldırılarını tırmandırmaya başladı. Ve son olarak 23 Haziran 2020 Kobanê / Helincê’de yine Kürt, yine direnen ve mücadele eden 3 kadın (Zehra Berkel, Emine Weysî ve Hebûn Xelîl) profili… Yine biten bir dönem ve yine tüm vahşetiyle başlayan yeni bir dönem ve yine bir kadın katliamı. Her seferinde daha fazla tırmandırılan vahşetin habercisi bir kadın katliamı ile başlayıp soykırım ile devam ediyor. Düşman Aqide ana, Emine ana, Taybet ana, Fidan, Hemrîn ve Zehra’yı vururken hem geçmişimizi, hem de geleceğimizi ve mücadelemizde hep diri kalmayı başarmış kadın kimliğini vurmayı hedefliyor. Çok bilinçli seçilen ve hedeflenen kadın kimliğiyle Kürdistan özgürlük mücadelesinin ruhu çökertilmeye çalışılıyor.

Direnişin başındayız

Dünyanın her yerinde istihbarat örgüt ve birimleri bilgi toplar ama Türk istihbaratı katil sürüsü MİT direkt katliam yapıyor. Ve dikkat edin susmayan, isyan eden ve özgürlüğü için ayaklanan kadınların hedef olarak seçilmesi MİT’in yönettiği katliam eylemleridir. Ve bu yeni bir dönemin başlangıcıdır. Ve bu katliam sadece Türk istihbaratının işi değil. Nitekim Kobanê’deki bu kadın katliamı yapılmadan birkaç saat önce Rus ve Türk devlet yetkilileri Kobanê’ye yarım saat uzaklıkta olan Eyn İsa sınırında toplantı yapıyordu. Deyim yerindeyse bu toplantıda yeni bir ‘cadı avı’ kararı alındı ve hemen zaman kaybetmeden bu karar uygulandı. Türk devletinin bu konuda ABD ile de vardığı anlaşmalar mevcuttur. Teşkilatı-Mahsusa’dan günümüze kadar Türk devlet geleneğinde istihbarat, ya bir darbe mekaniği, ya da soykırım hedefleyen katliamlar gerçekleştiriyor. Bu eylemlerine de son vereceğe benzemiyor, çünkü bir gelenekten bahsediyoruz. İşgalci Türk devleti kendince mesajını verdi! Peki ne mi olacak? Kürt halkının öfkesi daha da büyüyecek, katledilen kadınların yerini başka kadınlar alacak. Bitmeyen, son bulmayan direnişlerin başındayız.

  • Zehra’nın arkadaşlarından birinin megafondan yükselen sesi şöyle diyor: “Başımıza vurmayacağız, dizimize vurmayacağız, ağlamayacağız. Özgürlüğümüz için son nefesimize kadar mücadele edeceğiz, intikam alacağız. Dostumuz düşmanımız bilsin; diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Direndik, direneceğiz ve başaracağız.”

Alev alev gözler

Önceki gün Kobanê’de katledilen ve ülkesine benzeyen üç kadının son yolculuğuna uğurlama merasimi vardı. “Hun li benda biharê bûn/ Wa bihar hat, hûn bi kuda diçin/ Nekin jinê azad, hûn bi kuda diçin” parçası eşliğinde tabutları taşındı. Emine ananın çocukları paramparça edilmiş annelerinin bedenini omuzlarında taşırken gözleri alev alevdi. Kadınların omzunda taşınan Zehra ve Hebûn’un tabutları zılgıtlarla, intikam yeminiyle, telli duvak ile kına ve mumlar eşliğinde taşındı.

İsyancı bir kadın seli

Benim o törende gördüğüm şuydu; evet, Kobanê’de üç kadın toprağa gömüldü ama üç yüz kadın ülkesinin acısına isyan etmek için yemin içti. Üç bin kadın canla başla Zehra, Sara ve Hemrîn’in yolunda mücadele etmek için kendine ve inandığı değerlere söz verdi. Hiç kimsenin gözlerinde yılgınlık yoktu. Kor kor olmuş, elinden geleni ardına koymayacak öfkeli kadın seli vardı. Ölümün bile uslandırılmayacağı isyancı bir kadın seli…
Zehra’nın arkadaşlarından birinin megafondan yükselen sesi şöyle diyor: “Başımıza vurmayacağız, dizimize vurmayacağız, ağlamayacağız. Özgürlüğümüz için son nefesimize kadar mücadele edeceğiz, intikam alacağız. Dostumuz düşmanımız bilsin; diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Direndik, direneceğiz ve başaracağız.” İnsanın tüylerini diken diken eden intikam yeminlerinin bir parçası oluyorsun.