Kadına şiddet olgusu ve politik malzeme

Almanya’da yaşanan korkunç bir kadın cinayeti mülteciler üzerinden yürütülen tartışmaları gündemin merkezine oturttu. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Kadınlara yönelik şiddet olgusu, mülteciler üzerinden politik malzeme haline getirilerek sabote ediliyor. Ayrıca failin mülteci olması, işlenen korkunç fiili aklamaz. 

Freiburg’ta 12 Ekim gecesi tıp öğrencisi 19 yaşındaki Maria L. tıp öğrencileri için verilen bir partiden bisikletle evine dönerken saldırıya uğradı, bedeni bir gün sonra nehirde bulundu. Olay yerinde bulunan 18,5 cm uzunluğunda, boyanmış bir saç telinden hareketle aramalara başlayan polis, geçtiğimiz Cuma günü, DNA’sı saçla eşleşen bir Afgan mülteciyi yakaladı. Yine olay yerinde bulunan bir şalın da ona ait olduğu belirlendi. Afgan mültecinin fail olarak yakalanmasının ardından tartışmalar yine eksen değiştirerek, mülteci sorununa odaklanıldı. Yaşanan korkunç olay karşısında, mültecilere saldırmak için yeni argüman keşfettikleri için şeker görmüş çocuk gibi sevinenler, yine toplumun algı ayarları ile oynayarak, ‘kadına yönelik şiddet’ olgusunu ikinci plana itiyor. Aynı hengâmeli döngü, yılbaşı gecesi Köln’de Merkezi Tren İstasyonu’nda genç kadınların taciz edilmesi olayında da yaşanmıştı. 

Almanya’da son dönemlerde yaşanan cinsel şiddet olayları konunun ciddiyetini bir kez daha ortaya koyuyor. Maria L.’nin öldürülmesinden 3 hafta önce Freiburg’da 27 yaşında yürüyüşe çıkan bir kadının bedeni bulundu. Kadın tecavüz edilerek öldürülmüştü. Olayın faili ise hala bulunamadı. 

Yine kadına şiddet olaylarından biri de Bochum’da yaşandı. 6 Ağustos tarihinde 21 yaşındaki Çinli bir öğrenci, evine dönerken cinsel saldırıya uğradı, aynı olay 18 Kasım tarihinde 27 yaşındaki başka bir Çinli öğrencinin de başına geldi. Failin yakalanması da oldukça ilginç. Son şiddet olayında, şiddete uğrayan kadının eşi çalılıklar içinde çömelen birini fark edince fotoğraf çekip polisle paylaşıyor. Fotoğraf ve olay yerindeki delillerden yola çıkılarak 31 yaşındaki Iraklı bir mülteci yakalandı. Bu korkunç olayların ardından kadınların yaşadığı ruhsal travmayı tahmin edersiniz. 

***

Avrupa’da da kadına yönelik şiddet tırmanışta. Federal Emniyet Teşkilatı ile Federal Kadın ve Aile Bakanlığı tarafından ortak yürütülen bir araştırmaya göre geçtiğimiz yıl Almanya’da 100 binden fazla kişi aile içi şiddetine uğradı.(Son 4 yıl boyunca yaşanan şiddet olayları 2012: 120.758, 2013: 121.778, 2014: 126.230, 2015: 127.457 kaynak: BKA) Şiddet yaşayanların büyük bir çoğunluğu kadın iken, kadınların yüzde 82’si partnerleri (istatistiklere eski partnerler dahil) tarafından şiddete uğruyor. Cinsel şiddet oranı da oldukça yüksek. İstatistiklere göre 2015 yılında 104 bin kadın şiddet mağduru. 65 bin 800 şiddet olayı basit yaralanma, 11 bin 400 olay ise ağır yaralanmalar olarak kayda geçti. Kadın cinayetlerinin sayısı ise 331. Sadece aile içi odaklı bu araştırmanın sonuçları bile kadına yönelik şiddetin boyutları hakkında bize fikir vermesi açısından önemli. 

***

Tekrar konumuza dönecek olursak; kadına yönelik şiddet temelinde ele alınması gereken örnek verdiğimiz olaylar, mülteciler ve Almanya’nın mülteci politikası eksenli bir tartışmaya evrilmiş durumda. Bundan en çok nemalanmaya çalışanlar da aşırı sağcılar. Aşırı sağcı parti AfD’nin mülteci karşıtı demeçleri ve bu olaydan yola çıkarak mülteci politikalarını protestosu, mültecilere yönelik tartışmaları bir kez daha alevlendirdi. Oysa söz konusu mültecilerin geldiği ülkelerde kadın sorunu hala derin bir yara misali. 

Kadınlara yönelik şiddet olgusu gelişmiş ülkeler statüsündeki Avrupa dahil, her yerde görmezden gelinen bir olgu. Kadına yönelik şiddet hem toplumsaldır, hem de politik. Toplumun erkek cinsiyetine biçtiği misyon ve akabinde şekillenen toplum yapısı, kadına yönelik şiddet olgusunu beslediği kadar, devlet de kadına yönelik şiddetten sorumludur. Kadının evinin dışında yalnız zaman geçirmesi (yürüyüşe çıkma, akşam karanlığında evine dönme gibi) lüks bir seçenek haline getirildiğinde, biz kadınlar için tehlikelerin boyutu daha da vahimleşiyor.