Kamber’in bıraktığı iz

Korona günlerinde insana yaşamla ölüm arasında “kılın kırkta biri” kadar ince bir sınırın olduğunu kanıksatmaya başladılar.

Ve büyük çapta bir korku/panik virüsü yaymayı da başardılar.

Kimin işine yarar derken, son dönemin, O‘nu tanıyanları derinden sarsacak ölüm haberi geldi.

Bahsettiğim adam, soluksuz, ırmağı sonuna kadar yüzmek için yüreğini bilemiş dava adamlarından biri olarak anılacak:

Kamber Erkoçak

“Kobenê düşmez!” günlerinde tanıştık.

Beyniyle yüreği arasındaki mesafesizliğe dayanan ajitasyonuyla, insana seslenen ender retoriğine şahit olduğumda, yeni bir mevzi keşfetmiş kadar sevinmiştim.

Demirtaş Kobanê günlerinde “Size yalvaran alçak olsun!” dediği günlerdi.

Berlin Kürtler bağlamında, bir yürüyüşler ve direnişler kentine dönüşmüştü.

Kamber’le, katıldığım her yürüyüşte karşılaştım.

Sonra, üç yıl önce günün birinde, arkadaşı Çetin’den hastaneye yattığını duyduğum gün, kendisini ziyarete gitmiştik.

Kanser’i yeneceğine, ille yeneceği konusunda kuşkusuz konuştu:

İşkencelerin yok etmediği, 80 darbesinin çarklarının ezemediğini, kanser bitiremezdi.

Güldü, nuktedardı.

Kendisine özgü, belki de James Joyce’nin deyimiyle “Sevgi tüm engellere gülüyor” betimlemesine denk düşen, yaşamı hafife almayan bir dava adamı tanımıştım.

Bir arkadaşının “çocuk ruhlu adamdı Kamber” tarifine katılıyorum.

Ara sıra küskün olduğuna şahit oldum.

Sonra, dinleyip anlayınca, toparlandığını ve küskünlüğünün, ideallerini gölgelemediğini de gördüm.

Kamber’i kaliteli, kısa sohbetlerinde tanıdım.

Hastane’den Kreuzberg merkezindeki evine döndüğünde, kendisini ziyarete gitmiştik.

Annesi, kızkardeşi ve yeğeni gelmişlerdi.

Orada bir başka Kamber gördüm.

Saygılı, aynı zamanda ailesinde saygıyı hakketmiş bir Kamber vardı karşımda.

Vakurdu.

Telefonlaşmasında, kararlı ve isteklerini sakin sesiyle pozitif otoriteye sığdırmasını beceren rahat bir şahsiyet gibi durdu. İnsanı incitmemek için didişen, isteğinin yerine getirilmesine hükmeden, sayısı cüzi adamlardan biriydi.

Aramızdan ayrıldığı an kendisiyle birlikte olan arkadaşının tabiriyle “İstanbul’un asi coşkulu ele sığmayan delikanlısı” Kamber’di tanıdığım o adam.

Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TKİB)‘nin “adaletsiz sorgulanan” adamlarının hikayesini okumuştum.

Kamber, adaletsizliğin ne olduğunu biliyordu.

Belki de özgürlük isteyen Kürdistanlılar rıhtımına demir atmasının nedenlerinden biri de buydu.

Ardahan’dan geliyordu.

Türk mü, Kürt mü gibi bir sorunun kendisine sorulmasına neden olmayacak tüm meziyetlerin sentezi sayılabilecek özellikleri olduğundan, haklı olarak cevapsız kaldı etnik hüviyeti.

Kamber hepimizin olmasını arzuladığından öte, insani özelliklere sahip, dava yoldaşı, ölümsüz adam olarak vardı öyle de kaldı.