Kan banyosuyla barış

Hayat ve onun getirdiği olaylar, durumlar beyaz ile karadan ibaret değildir. Hayat güneşin yedi renginin bir arada çakması, yan renklerinin açılıp birleşmesiyle zenginliktir.

O nedenle, yaşadığımız günleri irdeleme ve tesbitleri ‘barış karşıtı’ olarak okumak, baktığını görmeyen düz mantık, ezberci sıradanlıktır.
Benim barışa karşı olmam, doğanın diyalektiği, hayatın dinamiklerine karşı olmam demektir ki, böylesi bir yakıştırmayı büyük hakaret sayarım.
Ben çağımın tanığı bir kalem adamıyım. Kaygılarımı kelimelere dökmek barış karşıtlığı olamaz. Dediklerim net, açıktır. Öteden beri diyorum ki: Savaş, barış ikliminin tükendiği çaresizlikte, son çaredir.
 Hukuka dayalı olmayan devletlerin yürüttükleri, savaş da değil, kaide, kural bilmeyen çeteciliktir. Kürtler böylesi bir zalimliğin, masum ve mazlum kurbanlarıdır. Muhatapları barış kavramına düşman, savaş hukukuna da yabancıdırlar. Kendileri gibi olmayan insanlarla barış içinde, bir arada yaşamayı beceremiyor, askerce savaşmayı da bilemiyor, çeteci patakütü ile barışı da, savaşı da kirletiyorlar.  
Tek kişlik devlet olan Recep Erdoğan, daha geçenlerde ‘bu ülkede silahların değil, fikirlerin konuşulmasını istiyoruz’ diyordu. Aynı adam, ‘operasyonlara devam’ diyerek, ölümün kanlı diliyle konuşuyordu.
Recep Erdoğan gerçek yüzü, kesintisiz savaş çehresiydi. Buna rağmen, ‘barış içinde, kardeşçe bir arada yaşayalım’ diyen sözlerine kanan Kürtlere söyleyecek söz bulamıyor, ‘bravo’ demekle yetiniyorum.
Çünkü, fikirleriyle ortaya çıkan Kürtlerden onbin tanesi, ‘tek’ emir üzere tutuklanıyordu. Buna rağmen, ‘süreç’ adı verilen aldatmacılık, günün efendisiydi. ‘Süreç’ kavramının mucidi Recep Erdoğan’dı. ‘İmralı süreci’ diyor, sonra, üstüne ‘barış ve kardeşlik’ kılıfını çekiverip, daha tumturaklı hale getiriyordu.  
Kürtler, ona güvenmedikleri halde, belki düşüncesiyle ‘süreci’ namus sözü kabul ediyor, barışa saygı adına suskun, gerillanın tüfeği baş aşağı kalıyordu.
Yazık ki, verdiği söze uymak, bir kere daha bunlara göre değildi. Verilmiş söz vız gelmiş, tırıs gitmiş, ‘fikirler konuşun’ demiş Erdoğan, hafıza kaybına uğramışların unutkanlığıyla, ‘operasyonlar devam edecek’ durağında demirlemişti.
Onlar, dünyanın delisidir, dolayısıyla, ne yapsa yeridir tekerlemesine uygun olarak, Kandil dağları kesintisiz bombalanıyor, Lice’de katliam yapılıyor, bir katliam tuzağı da Paris’te kuruluyor, Kürdistan’ın kızı Sakine ve arkadaşları bir arada katlediliyor, içeride ‘galeyana gelmiş Türk’ kalabalıklar, Kürtleri linç taarruzlarına çıkıyordu.
‘Galeyana gelmiş’ linççi kalabalıklar önceki gün, Eskişehir’de, yüreklere korku salan Türk olarak sokakların efendisiydi. Benzerini Kürt tarafı yapsaydı, ne olurdu acaba? Sorusu bir yana, dağların kanatılması, içerde sivil terör Türk medyasında haber bile değildi. İktidar dilsizdi.
Ne diyelim ki, kimileri barışı, çalma, talan ve öldürme özgürlüğü sanıyor.
Etrika gergeflerinde sorunların üstüne kül serpme, yalandan örtü çekme, gölge oyununda ‘böl ve yönet’ çemberlerini döndürme ise bunlarda marifet.
Oysa bilmeleri, ezberlerinde tutmaları gerekir ki, artık entrika barışa giden yol değildir. Tam tersine barış dürüstlük zemininde yeşerir’
Amerika kıtasına ayak basan ilk beyaz adam da oyunbaz, entrikacıydı. Karşılaştığı yerliye güler yüzlü, yalaka, yalanma taklacısıydı. Cömertlik gösterilerinde, boyunlarına renkli boncuklar takıyor, ayna, tarak sunuyor, el altından da kardeşi kardeşe düşmen ediyorlardı.
Bunlar da, yarım akıllarıyla Kürtleri, Amerikan yerlisi yerine  koyuyor, kanatlar, kişiler arasında ihtilaf yaratmak için, boncuk dağıtıyorlar.
Oysa Kürdistan ruhunun dinamiği tecrubeler küpüdür. Yalancı ve dolandırıcının ruh zerreciklerini ezbere biliyorlar.
Amcasına ihanet eden Yezdişer’in, bacanağını ele veren Binbaşı Kasım, Dersimli Rayber’in kişilik çöküşünü, Kürdistan ezbere biliyor.
Ağrı direnişinin askeri lideri İhsan Nuri Paşa’yı, 1926 yılında, satın almak için ona, boncuk niyetine ordu komutanlığı, elçilik, heybeler dolusu para teklif etmişlerdi. Satın alıp, halkı nezdinde onu itibarsızlaştıracak, yalnızlığıyla çöplük adam haline getirecek, sonra boynuna bineceklerdi.
Kendini satan küçük adamlar, birer Kürdistan lanetlisi olarak ‘serguh’ta çürüdüler. İhsan Nuri’nin, soylu düellocu haykırışlı ‘hayır’ cevabı ise tarihi unutulmazlardandır.
Bugün de, Kürdistan ruhunun dinamiğinde zıtlıklar yaratma, birbirine düşürme, bölme, parçalama çaba oyunları gırla gidiyor. Fesatlık bohçaları, bu amaçla açıldı. Kara, kirli entrikalar saçıyorlar, ortalığa.
Ama nafile. Kürtler, entrikaya karşı da iki yüz yıllık bir deneyime sahipler.  
Entrika ve kanda banyon barışa giden yol değildir. Buna rağmen, dişleri fırlak kurt, kuzu postuna bürünmeyi kazanç sanıyor.