Kanlı haritalar

Dünyanın egemenleri “piyasayı kurtaralım” hesabıyla Korona salgınıyla ilgili önlemleri gevşetti. Evdeki hesap Korona’ya uymadığı gibi çarşıya da ne kadar uyacağı bir hayli şüpheli. Fakat bu zihniyetin salgının yıkımını çalışan kesimlere, politik tutsaklara ve yaşlılara ödetmeye karar verdiği ise net olan şey. Bir diğer ciddi yönelimse postmodern karakterli paylaşım savaşına bu sürecin ivme vereceği ve parçalanma eğilimlerinin artacağı.

Önlem gevşetmeleri olumsuz sonuçlarını hızla Güney Kore ve Almanya’da vaka artışlarıyla gösterdi. Virüsün ilk görüldüğü yer Wuhan’da da 3 Nisan’dan beri ilk kez bir Korona virüsü vakası yeniden tespit edildi. Ayrıca Çin’in başka bölgelerinde de virüsün yeniden yayılmaya başladığı haberleri geliyor. Çok sayıda ülkeyse planladıkları işlerini bitirene kadar muhtemelen olanı biteni kimseyle paylaşmamayı yeğleyecekler. Basının iktidarın denetimi altında olduğu ülkelerde bu işin “kolay” olacağı ise aşikâr. Yaz ayları özellikle turizm piyasasını hareketlendirmek için kullanılacak. Kaçınılmaz olarak virüs de daha kolay yol alacak. Henüz virüse dönük bir ilaç, aşı bulunamamış ve bulunabileceği de şüpheliyken yapılan bu hamle kapitalizmi kurtarmak için insanlığı sürüye saymaktan başka bir anlama gelmiyor. Bunun elbette sermayedarlar açısından, “bunlar yapılmak zorunda, bazı fedakarlıklar şart”la özetleyebileceğimiz acımasız, çelik gibi bir mantığı var.

Bu şartı uygulamakta ısrar edenlerden biri de Elon Musk. Elektrikle çalışan araç üreten Tesla’nın başındaki Musk, geçenlerde şirketin California’daki merkezini Texas’a taşıyacağını açıkladı. Niye? Çünkü California’da gerekli önlemleri almadığı için Tesla fabrikasının yeniden açılmasına izin vermemişler. Musk önlem almak yerine “evde kal” uygulamasını “faşist” diye niteleyip kendi keyfililiğine daha fazla olanak tanıyan “Texas’a giderim” ben de demiş. “Çevre dostu” otomobil üreticisi sanırım bu hikâyede doğadan ya da insanlardan çok kendi doymaz cebinin açlığını hesaba katıyor, Trump’ın yanında boy gösteriyor. Bu olayda dikkat çeken bir diğer boyut salgının açığa çıkardığı ABD içi bölünmüşlük. Silah sahibi olmanın sıradan bir hak olduğu Amerika’da Kuzey-Güney Savaşı (1861-1865) geçmişte kalsa da ona yön veren saiklerin yok olduğu söylenemez. Aksine salgının zemini başta ırkçılık olmak üzere bunların yeniden belirginleşmesini sağlıyor. Siyahların oy hakkının uzun mücadelelerden sonra ancak 1965 gibi çok uzak olmayan bir geçmişte mümkün olduğunu unutmayalım. Otobanlara bowling topu atmayı akıl edebilenlerin ülkesinin Başkanı Trump’ınsa bu işleri bırakın çözmeyi ateşi harlayacağı en görünür gerçek. Ve burada olası kanlı bir gelişme dünyanın geri kalanı için de “aman bize ne” diyemeyeceği kadar önemli.

Bu arada Çin “virüs Çin işi” sakızını çiğnemekte ısrar eden Trump’a aklınca yanıt vermiş, fakat asıl sorunun kapitalizmin gelişimi, sanayileşme uğruna doğayı ve insanları niye mahvettiğine dair bir cevabının olacağını sanmam. Çünkü öyle bir meselesi yok. Sermayenin aklının ritmine kapılmış birilerinin elbette zihnine böyle sorular üşüşmez. Fakat ya hükmedilenler, köleleştirilenler? Çin yönetimi baskı ve kontrol teknolojileriyle bu hesaplaşmadan şimdilik evet şimdilik kaçabiliyor ama ya sonra?

Bir de değinmeden geçemeyeceğim bir olgu göze çarpıyor. Çin’in dünya genelinde yoğunlaşan propaganda faaliyetlerine kapılanlar. Bu kesimler bir zamanlar belki hiç aldırmadıkları “Üç Dünya” teorisinin bugün bir başka versiyonunu savunuyorlar. Çin’in güncel pozisyonuna ilişkin bir eleştirel değerlendirme yapmaksızın sadece “ABD Karşıtlığı”nı esasa alan bu yaklaşımın kökenleri bugün de Çin yönetiminin uzak durmadığı Sun Yat-sen (1866 –1925) ve onun TC muadili olan M. Kemal milliyetçiliğinden besleniyor. Elbette pragmatizm yüklü bu yaklaşımın bugünlerin derebeylerince yeniden fetih vadiyle ortalığa saçılan küflü, kanlı haritalara sözü olmadığı gibi yeni bir dünya yaratma mücadelesiyle de ilgisi olamaz…