Kapitalizm, antikapitalizm ekmek ve sabun

Kapitalizmin, insan aklını, ruhunu, duygularını ne kadar teslim aldığının, bunun hangi boyutta gerçekleşmiş olduğunun neredeyse bütün dünyada, bütün coğrafyalarda, bütün insan gruplarında ve bireylerde test edildiği günlerden geçiyoruz. Ve elbette ki bu testin sonuçları, eşit ve ortak bir dünya yaratmak isteyen antikapitalistler kadar kapitalistler için de belki de bir bütünen bundan sonraki insan yaşamının nasıl seyredeceğine dair son derece önemli bulgular ortaya koyacaktır.

Uzun süredir distopya üzerine okumaya, bu konuda yazılmış makaleleri, romanları okumaya, filmleri izlemeye çalışıyorum. Korona (Covid-19) adlı namlı virüs karşısında bütün dünyada insanlardaki tavır neredeyse ortak. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Büyük çoğunluğu Amerikan yapımı distopya fimlerini izlemiş olan insanlar, kendilerinin de bu filmlerin bir karakterine dönüşmüş olmalarının büyük şaşkınlığını yaşıyorlar. Ve insanların çok büyük bir bölümü, karakteri olduğu bu filmin izleyicisi gibi davranıyor. Yaşanan felaket karşısında hiçbir davranışına kendisi yön vermiyor, ne yapacağına kendisi karar vermiyor. Bütün iradesini, bütün kaderini filmin senaristinin ellerine bırakmış. Nasıl olsa filmin sonunda virüs yenilecek, insan kazanacak. Sistem kaldığı yerden devam edecek, insanlar sinema salonundan çıktıklarında sisteme olan imanlarını bir kere daha tazelemiş olarak kendileri için her zerresi planlanmış yaşamlarının içine geri dönecekler. Kimi coğrafyalarda insanlar filmin daha afişini, görmüş, fragmanını izlemişken kimi coğrafyalarda film başladı, ilerledi filmde neler olabileceğine, nasıl bir felaket yaşanabileceğine dair belirtiler ortaya çıkmaya ve filmi izleyen film karakterlerini etkisi altına almaya başladı.

“Gıda ve temizlik maddesi stoklamalı, evlerimize kapanmalı ve bütün insanlarla temasımızı kesmeliyiz.” Böyle buyurdular kapitale hükmeden tanrılar ve başta bu tanrıların tıbbi mümessilleri ve kıymetleri kendinden menkul her biri her alanda engin bilgi sahibi bilumum uzmanları. Virüs çok hızlı yayılıyor, bir aşısı, bir tedavisi yok. Uzaylı istilasına bile hazırlıklı olan, dünyayı istila ettiklerinde onları buna yaptıklarına bin pişman edecek savaş teknolojisi kabiliyetine sahip, uzayda keşiften keşife koşan, uzay kolonileri kuran, buralardan arsa tapuları dağıtan koca tanrısal kapitalist sistem kıçı başı belli olmayan küçücük bir virüs karşısında çaresiz kalıyor. Ve insanlara diyor ki “ekmeğinizi, suyunuzu, sabununuzu alıp evinize kapanın, kendi başınızın çaresine bakın.” Ama içimize su serpen bir durumu da sürekli bize hatırlatıyor. “Bu virüs çocukları ve gençleri öldürmüyor. Henüz dünyanın hiçbir yerinde bu virüsten ölmüş çocuk ve genç hasta yok. Daha çok altmış yaş üstü insanları ve çeşitli hastalıklardan dolayı bünyesi zayıf olan, kendi kendine yetecek kapasitesi olmayan insanları etkiliyor. Dünyadaki tüm vakalarda ölümlerin çok büyük bir bölüm bu gruplarda gerçekleşmiş.’’ Kulağa hoş gelmiyor da değil bir yandan bu durum hani. Düşünsenize üretme kapasitesi ya düşmüş ya da üretme sürecinin tamamen dışına çıkmış, yaşlılar, hastalar ve sakatları öldürerek toplumun üreten kısmının ve dahi devletlerin ve dahi sermayenin sırtında bir asalak gibi yaşayan arızalılardan, bu virüs sayesinde kurtulabilecek belki de “insanlık.”

Bu virüs geçip gidince geriye sağlıklı, arızasız genç ve orta yaş bir nüfus kalacak. Sosyal güvenlik siteminin yükü son derece hafifleyecek, açıkları kapanacak, işsiz genç nüfus için büyük bir istihdam olanağı ortaya çıkmış olacak. Yani virüsün bu tavrı sanki biraz Nazi Almanyası politikalarını hatırlatıyor. Hani sakatları, yaşlıları, Romanları vesaireleri toplumdan ayıklayarak genç ve sağlıklı nüfus yaratma politikalarını. Aman canım şimdi virüs böyle davranıyorsa insanların suçu ne bunda. Genç ve sağlıklı insanları öldürmüyor olması toplumun ve insan soyunun devamlılığı açısından az mı önemli bir durum. Yaşlılarımız için de elbette üzülecek, ağlayacak ve yas tutacağız.

Yazının sonunda şöyle bir şey takıldı aklıma. Ben de bize ne yapmamız gerektiğini buyuranların buyruğuna uyup evime bir süre idare ettirecek kadar ekmek ve sabun stokladım, küçük bütçemin yettiği kadar. Bu eve kapanma durumunun uzun sürmeyeceğini umut ettiğim için kredi kartına yüklenmedim çok. Peki bu durum uzun sürer de evdeki gıda ve sabun stokları erimeye başlarsa ve tam bu sırada yan dairedeki komşum kapımı çalar ve aç olduğunu söylerse ve hele de bu komşum yaşlı biriyse ben ne yapmalıyım. Paylaşmalı mıyım ekmeğimi ve sabunumu? Galiba bu virüs faciasının ve kapitalizmin seyrinin nereye evirileceğini bu sorunun cevabı belirleyecek.