Kaşıkçı gerilimi ve olası sonuçları

Washington DC, Ankara ve Riyad arasında Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda “kaybedilen” gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı nedeni ile hareketli bir diplomasi trafiği yaşanıyor. ABD Başkanı Trump’ın talimatı ile Riyad’a giden Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suudi Arabistan’daki kısa görüşmelerden sonra Ankara’ya geldi. Ankara’da, Esenboğa Havalimanında, Erdoğan ile görüşen Pompeo, Kaşıkçı cinayetine ilişkin gelişmeleri ve yürüyen “soruşturmayı” ele aldıkları açıklandı.

Kaşıkçı’nın öldürüldüğü kesin. Etkili ABD medyası bu konuya ilişkin olarak yayınladıkları haberlerde açıkça Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü yazıyorlar. “Batının değerler ve ahlaki” kaygılarını bir tarafa bırakırsak, “Kaşıkçı cinayeti”, ilgili ülkeler arasında, “kriz” potansiyeli taşıdığı gibi, krizi “fırsata dönüştürme” potansiyeli de taşıyor. Olayın asıl vahim ve mide bulandırıcı yanı, kimi devletlerin bu olayı fırsat bilip “fırsata dönüştürme” siyasetleridir.

ABD’nin gösterdiği tepki ve sonrasında Trump’ın olayı Suudiler yönünden “yumuşatma” eğilimine girmesi, ABD medyasının başlıca “eleştiri” konusu. Yapılan yorumlarda, ABD-Suudi Arabistan ilişkileri açısından tam bir “kriz” ve belki de bir “kopuş” getirecek olan bu “krizin” farklı tonlardaki ABD açıklamaları, “Kaşıkçı olayının” giderek soğutulacağı ve nihayetinde unutulup gideceği yönünde.

Türkiye de benzeri bir yol izliyor. Önce üst perdeden gösterilen “tepki” ve nihayetinde Suudi Arabistan’la “faili” olduğu bir cinayet soruşturmasında “ortak heyet” ve işbirliğine kadar vardı. Konsoloslukta yapılan “olay yeri incelemesi”, cinayetin neredeyse kesin olduğu yönünde. Suudi konsolosun da ülkesin döndüğüne göre artık bu iş “uluslararası düzeyde örtme” girişimlerine tanıklık edeceğiz.

Türkiye bir ekonomik kriz ile karşı karşıya. Gündemi değiştiren “Kaşıkçı olayı” yeni “fırsatlar” yaratırmı bilinmez ancak, ekonomik kriz ile boğuşan Ankara için, “Allah’ın bir lütfu” sayılabilir. Nitekim birçok yorumcu, Ankara’nın bu olayı da biraz bu yönden “yaklaştığı” yorumlarını yapıyorlar. Ekonomik zorluklar ve acil “dış finans” ihtiyacı olan Ankara, Riyad’ın bu konudaki bir “jestine” ne der acaba? Olayı çözmek içim “faille” işbirliği yapan Ankara’nın bu beklentileri karşılanır mı? Bekleyip göreceğiz.

Suudi Arabistan- ABD ilişkilerine gelince… Suudi Arabistan hem petrol üretimi ve sahip olduğu rezervler ve hem de petro-doların yarattığı “güç” ile ABD için “önemli”. Kasım ayı başlarında, ABD’nin İran yaptırımları yürürlüğe konuluyor. Suudi Arabistan, ABD için, bu yaptırımların uygulanması ve sonuç alınması için önemli. Suudi Arabistan’ın bu stratejik konumu, Kaşıkçı olayında, ABD’nin uygulayacağı “cezalandırma” açıklamasının “söylemden” öteye bir anlamı olmadığı anlaşılacaktır.

ABD’nin İran “yaptırımları”, İran’ın petrol üretimini düşürmeye dönük olduğu biliniyor. İran petrolünün uluslararası piyasalara çıkmaması demek, petrol fiyatlarının yükseleceği bir gerçek. Bu durumda, ekonomisi kırılgan olan ve hali hazırda “kriz” yaşayan Türkiye gibi ülkeler, hem petrol tedarikinden ve hem de yükselen petrol fiyatlarından doğrudan etkileneceklerdir. Bu nedenle Suudi Arabistan, başta ABD olmak üzere, batı için büyük önem taşımaktadır. Suudi Arabistan bu ülkeler için sadece iyi bir “silah alıcısı” değil, aynı zamanda, önemli bir yatırımcı ve dünyanın en zengin petrol kaynaklarının üzerinde oturuyor. Suudiler de elbette bu gerçeğin farkında. Nitekim Trump’ın “cezalandırma” tehdidine aynı “tondan” yanıt verdiler. Bu nedenle Suudi Arabistan, bir kez daha, rejimi ve Kaşıkçı olayı gibi krizlerden pekala “muaf” tutulabilir ve bu güçler el birliği ile “Kaşıkçı olayının” üzerini tez elden örtebilirler. Washington “Kaşıkçı olayını” Suudi Arabistan’ı biraz daha ABD eksenine oturtmak için iyi bir “fırsat” olarak kullanacaktır. ABD medyası ve kimi senatörler Kaşıkçı’yı sahiplenirken ve seslerini yükseltirken Trump yönetiminin aksini yapacağı sinyalleri gelmeye başlandı bile. Nitekim Trump, yaptığı son açıklamada, “Türkiye güçlü bir şekilde konuyu inceliyor. Hep birlikte bakıyoruz. Kaşıkçı olayına tepkim, Kral ve Veliaht Kral’ın konuyu bilip bilmemesine bağlı. Öncelikle, ne oldu? Ya da onlar biliyor muydu? Eğer bilgileri dahilinde olduysa bu çok kötü.”

ABD’nin İran yaptırımları uygulamaya girdiğinde, Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırması, İran’a uygulanacak olan yaptırımların başarısı için önemli bir “garanti” olabilir. Bu nedenle ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde Kaşıkçı nedeni ile kimi “gerilimler” yaşansa da, nihayetinde “vazgeçilmez müttefik” Suudi Arabistan’la bu gerilimi daha fazla derinleştirmeyecektir.