Katillerin Kürdistan seyrüseferi!

“Seyrüsefer“, Arapça olan “seyir“ ile “sefer“ kelimelerinin birleşimi ve “trafik“ demektir.

Türklerin “soy kurutan“, doğayı yangına veren seyrüseferler, Kürtlerin alıştığı bir hayat tarzıdır. Türk devleti, daha resmen kurulmadan başlamış, sonra azgınlaşarak sürmüştü.

Kürt kanı da, ilk günden beri katillerin “vatanseverlik“ numarasıydı.

 Kimi namdar katillerin heykeli dikildi. Sokak ve meydanlara adları verildi.

Ağrı, Zilan kırımlarının Başkomutanı Salih Omurtak Genelkurmay başkanı oldu. 1920-1939 sürecinin genç subaylarından bazıları, daha sonra ordu ve kuvvet komutanı olarak tekaüde çıktılar. 1970’lerin Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Dersim anılarını “utanç“ diye kapatıyordu.

1960’ların başında Kara Kuvvetleri Komutanı olan Ragıp Gümüşpala emekliliğinde, bir zamanlar kendisini, esir almış, ama canını bağışlamış, ceza olarak sadece taşlı, kıymıklı arazide yürüterek cezalandırmış, Dersimli Hıdır’a teşekkür etmek için, izini sürmeye başlamıştı.

Ancak, ne olursa olsun Kürdistan seyrüseferi, katillerin günü, mutlu demleriydi. 40 yılı aşkın zaman sonra, 1980’lerin sonlarında, seyrüseferin başlaması ile katil ruhlara yeniden gün doğdu. Soyguncular, hırsız ve kaçakçıların şenliği başladı.

Kimileri elleri, yüzlerinden damlayan kanı, “birinci sınıf Türk milliyetçisi“ vesikası, belgesi niyetine kullanıp terfi alırken, kimileri de bir elde silah, ötekinde yangın araçlarıyla savunmasız Kürtler arasına dalmayı zenginlik yolu yaptılar.

Evleri, köylüleri soyarak ceplerini doldurdular. Savaşta bilinen askerler mafyanın neferi olarak karşımıza çıktılar. Zırhlı savaş araçlarıyla uyuşturucu nakliyatına giriştiler.

Dinci AKP ve ırkçı Ergenekon dönemiyle, katillerin şenliği, mafyalaşmış ordu dönemi geri geldi…

“Recebin zehir hafiyesi“ Ercişli Hakan Çavuş yol boylarında Çerkez Hulusi Akar’ın ordusu elemanlarına pusu kuruyor şimdi.

Herkesin Kürtlerle savaşta bildiği üniformalı ve tepeden ayak parmaklarına kadar teçhizatlı, kalçalarından aşağıya da el bombaları sarkan bazı askerleri, Lice ve Kulp yollarında, mafya hesabına uyuşturucu nakil mesaisinde yakalanıyordu. Bir kısmı de IŞİD’çilerle omuz omuzaydı. Bunlar da “Allahu ekber“ (büyük Allah) diye diye soyulacak ev, gasp edilecek Kürt malı arıyordu Rojava’da…

Askerleri burada mafya, orada soygun peşinde koşan haydut, beride katildi. İslamın ordusu naralı hallere bakın ki, İslam’ı ne kalıplara soktular!..

Ve, 6 Aralık 2019) tan vakti…

Özel eğitilmiş polis-aker karması bir Türk savaş birliği, Ağrı’nın Tutak ilçesinin, Türkçe olsun diye adı Kayapınar olarak değiştirilmiş Muşiyan köyünü kuşatıyor, sonra eğile doğrula ve yerlerde sürünerek çemberi daraltıyor, tan vaktinin tatlı uykusunda olan köy evlerinin kapılarına dayanıyordu.

Muşiyan’in mazlum ve masum halkı düşmandı. Hukuktan habersiz, kanunsuz Türk güçleri düşman (terörist) avındaydı. O nedenle talimli ve ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlardı.

Komut üzere, bir anda ayaklanıp kapıları tekmelediler. Bağırma sesleri ve gürültü ile şaşkına dönmüş, korkudan delirmiş gibi gözleri büyümüş köylüler, yaka-paça teslim alınıp dışarıya çıkarıldılar. Tekme, tokat dövülerek, sırtlarından dipçiklenerek yere yatırıldılar.

Düşman köyü esir alınmış, görevin birinci kısmı tamamlanmıştı. Şimdi işkence zamanıydı. Bunun için, esirler ayağa kaldırılıp ite-kaka, sorgu yeri köy okuluna yürütülmeye başlanırken silah sesleri duyuldu. Askerler “çatışma var, lan“ bağırtısıyla esirlerini yere yatırdılar. Kemileri de, bilinmeyen düşmana karşı mevzilendiler.

Yoğun bir silah taramasından sonra sesler kesildi. Köylüler yeniden yürütüldü. Bu esnada, yatağından kaldırılmış Ama bir süre sonra silah sesleri kesildi. Bu arada, yatağından kaldırılanlardan biri olan Mırad‘ın (Murat Kaya) katledildiğini öğrendiler.

Mırad, gencecik bir adamdı. Zozan ile evliydi. Üç tane de çocuğu vardı. Dışarıda çalışarak ailesini geçindiriyordu. İskenderun’dan yeni gelmişti.

Kimse ne olduğunu, Mırad’ı neden vurulduğunu bilmiyordu. Ama hikayesi anında öğrenilmişti.

Genç adam, ilk kurşundan sonra, kurtuluş umuduyla kaçıp boş eve sığınmıştı. Ama, kaçış kurtuluş değildi. Onu duvara sığınmış gibi kanlar için büzülmüş buldular.

Ve de böbürlenme palavralarında hem mert, hem de merhametli, vicdanı da tam olan Türk askerleri, kendilerine yakışanıyla tetik çekmeye başlıyorlardı. Kardeşinin anlatımına göre, Murad’ı tanınmaz hale girtirdiler

Bir tek ayakları sağlam kalmıştı. Ama terlikleri ayağında değildi. Ayakları çıplaktı, Murad’ın.

İçişleri Bakanlığı bir kaç saat sonra, “Ağrı’da dört teröristin öldürüldüğünü“ açıklıyor, bunlardan birinin Murat Kaya olduğunu ekliyordu…

Sabahın şafağın yatağından kaldırılıp Mırad terörist, katilleri piru-paktı.

Cenazesi ise kaçırılmış, haydutların yaptığı gibi gizlice gömülmüştü. Mırad’ın eşi Zozan ise hala esirdi…

Özetle, Kürdistan, yüzüne tükürmek için, sevdiklerinin  katillerini arıyordu. Sevdiğinin katillerini arayanlara üç çocuk anası Zozan da katıldı.

Ama bu bir kader ve katiller de sonuna kadar egemen değildir. Tarih, böyle diyor bir…