Kazuo Ishiguro ve Burhan Sönmez

Biz az okuyan bir millet olduğumuz için, Kazuo Ishiguro ismini daha önce hiç duymamıştım. İsveç Nobel Akademisi, 2017 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görünce merak edip bazı kitaplarını okudum. Ama okurken çok zorlandığımı, bazı yerlerini anlamak için birkaç defa okuduğumu, hayal mi gerçek mi olduğunu anlamaya çalıştığımı itiraf etmek zorundayım. Çok zor anlaşılan bir yazar ama insan kitabı bitirmeden de elinden bırakmıyor.

Kazuo Ishiguro, japon asıllı, 1954 yılında Nagazaki şehrinde dünyaya gelir, beş yaşında İngiltere ye gider ve halen Londra’da yaşıyor. Yazım yaşamına burada başlamış. 1982 yılında ‘Uzak Tepeler’ kitabını yazar ve ‘Winifred Holiby’ ödülünü alır. 1986 yılında ‘Değişen Dünyada Bir Sanatçı’, 1989 yılında ‘Günden Kalanlar’, 1996 ‘Avunamayanlar’, 2000 yılında ‘Çocukluğumu Ararken’ 2005 yılında ‘Beni Asla Bırakma’ adlı kitapları yazar. Beni Asla Bırakma, Time dergisinde yayınlandı ve en iyi 100 roman arasına girdi. 2015 yılında da ‘Gömülü Dev’ kitaplarının yanı sıra televizyonlarda yayınlanan bazı filmlerin senaryolarını yazdı. Ayrıca birçok öykü kitabı da yayınlanan başarılı bir yazar.

İsveç Nobel Akademisi: “Büyük duygusal güce sahip oluşu, dünya ile hayali algı arasındaki uçurumu ortaya çıkardığı” için Ishiguro’yu ödüle layık gördü. Bu gerçekten doğru bir tespit, çok ustaca yazıyor, yazdıklarını anlamak, hayali mi, gerçek mi olduğunu ayırtmak için insan olağanüstü bir enerji harcıyor. Aynı zamanda okuyucuda heyecan, merak uyandırıyor ve okumak zorunda bıraktırıyor.

Kazuo ise ödülü aldığında: “Bu benim için büyük bir onur, şimdiye kadar yaşanmış en büyük yazarlar arasında oluğum anlamına gelir” derken, yerden göğe kadar haklı idi çünkü artık bütün dünya onu tanıyor ve okuyordu.

Bizim gariban sathımızda da benzeri bir yazar var! Çok yakınımızda, elimizi uzatsak tutarız cinsinden ama onun eserlerinden habersiz yaşıyoruz. Evet, Burhan Sönmez’den bahsediyorum. Yıllar önce, ilk defa bir TV kanalımızdaki röportajı ile tanıdım. Haymana’nın Şêxikan Köyü’nde 1963 yılında doğdu, asıl mesleği avukatlık ama ünlü bir yazarımız.

Burhan Sönmez hemşehrimiz dünyada tanınan ama bizlerce bilinmeyen bir yazar! Hemen hemen Kazuo Ishiguro ile aynı ayarda, belki de ondan daha iyi yazan biri ama sahipsiz. Kitaplarından bazı bölümleri iki defa okuyarak anlamaya çalıştım. Tıpkı Kazuo gibi hayal gücü çok yüksek ve eserlerinde hayal ile gerçeği ayırt etmek çok zor olsada kitaplarını zevkle okumak mümkün.

Ama bizlerce tanınmayan, sahip çıkılmayan, Nobel’e aday gösterilmeyen bir düşünce emekçisi. Uluslararası PEN yönetim kurulu üyesi. Orta Anadolu bozkırlarından, yolu 12 Eylül zindanlarına uğrar, ağır işkenceler sonu o da Londra’ya gider ve orada yazmaya başlar.

Hala orada ve İstanbul’da yaşıyor. Birçok eseri arasında tanınanları şöyle: Kuzey-2009, Masumlar-2011, Bir Dersim Hikayesi-2012, Bana Adını Söyle-2014, İstanbul İstanbul-2015, Labirent-2018 de yayınlandı. Romanları 35 dile tercüme edildi. 2017 de Vaclac Havel Ödülü’nün yanında birçok ödül daha aldı. Ama daha Nobel almış değil!

Nobel Edebiyat Ödülü madalyasının ön yüzü kültürel olduğu kadar arka yüzü de politiktir! Akademiyi yöneten anlayış, ülkesini, kültürünü ve parasal gücünü stratejik bir yöntemle, mesaj vermek istediği insanlar ve topluluklar, hatta devletler üzerinde nazikçe kullanma stratejisi güder.

Kendi ülkesinin reklamını, tanıtımını yaparken, yumuşak nüfuzunu, taraftarını ve itibarını dünya kamuoyu nezdinde artırır. Aynı zamanda kendisine karşı gelişebilecek olumsuz karar ve yönelmeleri yumuşatarak çok yönlü bir etkiye sahip olur. Bu temelde milyonlarca dolar ile yapılan lobi çalışmasından daha etkili bir yöntem olan ödülün dağıtımında politik strateji de gözönünde tutulur. Bu nedenle, Kürt olupta Türkçe yazan (Yaşar Kemal de olduğu gibi) yazarlar daha bu politik stratejinin merceği altına girmiş değil. Ne zamanki Kürtler Ortadoğu’da daha ciddi roller üstlenir, BM salonunda sesleri yankılanır, ihale dağıtmaya başlar ve dünyada daha büyük okur kitlesi oluşursa, Burhan Sönmezler de Nobel almaya başlar.