KDP ve YNK birlikte PKK ile görüştüler

Şengal saldırısı sonrası, tartışmalar devam ediyor.

Kürt siyasetinin önemli simalarından Mahmut Osman, Şengal’deki krizin Türk patentli olduğunu; Türk devletinin Kürtler arası çatışma çıkarmak için büyük bir çaba sarfettiğini belirtiyor. Osman, Şengal’de ortaya çıkan krizin çözümüne  KDP’nin tek başına karar veremeyeceğini; Güney Kürdistan’daki tüm partilerin devreye girmesi gerektiğini belirtiyor. “Güney partileri Şengal konusunda toplanmalı, tartışmalı ve oluşacak ortak karar sonrasında PKK ile görüşmeliydi. Tek bir partinin PKK’ye ‘Şengal’i terket’ demesi, diğer partilerin ise PKK’nin Şengal’de kalmasını istemeleri problemi daha da derinleştirmektedir” diyor.

AKP/KDP saldırısı ile birlikte Şengal’in statüsü de yeniden tartışmaya açıldı. Güney Kürdistan’daki siyasi partiler Şengal(Sincer)’i Kürdistan’ın parçası sayarken, Irak merkezi hükümeti Irak’ın parçası saymaktadır. Mahmut Osman Irak Anayasası’nın 140. maddesine atıfta bulunarak, “Sincer bir Êzîdî-Kürt şehridir. Êzîdîler, inançsal ve siyasal olarak irade sahibidirler. Bu iradenin gereği olarak kendi gelecekleri hakkında da kendileri karar vermelidirler” diyor. 

Mahmut Osman’ın bu önerisi,“Kürt siyasi partileri oturup konuşsun ve Şengal’deki krizin çözümünü ortak bir anlaşmayla sona erdirsin" görüşünden daha isabetlidir. Çünkü Êzîdî Kürtlerin ulusal ve dinsel kimlikleri iç içe geçmiş ve kaynaşmıştır. Bu nedenle Şengal’deki Êzîdî Kürtlerin geleceği ne bir referandum ile, ne de siyasi partilerin ortak kararı ile belirlenemez. Demokratik ve adil çözüm, Şengallilerin kendi özgür iradeleri ile, kendi özerk yönetimlerini oluşturmalarıdır.

1982 doğumlu Derbas Qusret YNK yöneticilerinden Qusret Resul’ün oğlu. Londra’da, Siyasal bilimler dalında yüksek lisans yaptıktan sonra Güney Kürdistan’a dönmüş. Halen Güney Kürdistan İmar Bakanı’dır. 

Derbas Qusret, Şengal’e yönelik saldırılarla başlayan gerginliğin aşılabilmesi için, öncelikle Güney Kürdistan’daki siyasi partilerin bir mutabakat içinde olmaları gerektiğini; böyle bir mutabakat oluştuktan sonra, PKK ile görüşmenin daha doğru ve anlamlı olacağını belirtiyor.

PKK, HPG veya YPG/YPJ Şengal’e ne sebeple, niçin ve nasıl gitti?

G.Kürdistan İmar Bakanı Derbas Qusret, tartışmaya yer vermeyecek bir açıklıkla yanıtlıyor bu soruyu; “DAİŞ savaşı başladığında YNK ve KDP birlikte, PKK ile görüşmeye gittiler ve bu görüşmede PKK’den kendilerine yardımcı olmasını istediler. PKK bu çağrıya uydu, savaşçılarını savaş cephesine gönderdi ve DAİŞ’le göğüs göğüse savaştılar.”

Kürt basınının önemli isimlerinden Hasan Qazi, “Şengal Êzîdî Kürtlerinin durumu, Kürtler arası bir iç mesele olmaktan çıkmış, 2014 yılındaki DAİŞ saldırısından sonra, BM raporları ile uluslararası bir boyut kazanmıştır. DAİŞ saldırıları sırasında orada hazır bulunan silahlı güçler halkı korumamış; buna karşın PKK ve PYD savaşçıları Êzîdî halkını katliamdan kurtarmış ve korumuştur" diyor. 

Hasan Qazi, KDP yetkililerinin sıkça tekrarladığı, “PKK Şengal’i ve Güney Kürdistan’ı terketsin" sözlerini, “yanlış ve manası olmayan sözler" olarak tanımlıyor. KDP’nin Şengal’deki sorunları derinleştirmek yerine, öncelikle G.Kürdistan parlamentosunu toplaması; Güney Kürdistan partileri ile eşit bir temelde ilişkiler geliştirerek ortak politikalar oluşturması görevi olduğunu hatırlatıyor.

Qazi’ye göre; “Şengal için en önemli mesele, mevcut krizin görüşmeler yoluyla hallolması ve halkın yeni bir saldırıya uğramamasıdır. Bununla birlikte esas tedbir ve esas savunma, Şengal halkının kendisini koruyabilecek bilince, donanıma ve örgütlülüğe kavuşmasıdır.”

KDP’nin AKP Hükümeti ile birlikte Şengal’e yaptığı saldırı, aynı zamanda Türk devletinin Rojava’daki Kürt kazanımlarını boşa çıkarma planının parçasıdır. Şengal saldırısı, Türk ordusunun Minbic ve Efrin’e yaptığı saldırılarla eş zamanlıdır. KDP saldırısı, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sık sık tekrarladığı, “baharda PKK’nin ismini duymayacaksınız” tehditi ile doğrudan ilintilidir. Kuzey Kürdistan’da uygulamaya konan, “Üç Hilal Planı” ve TSK operasyonlarının bir parçasıdır. 

 Türk devleti ve KDP ortaklığı ile gerçekleşen bu saldırıyı, ısrarla ‘birakujî’ (kardeş kavgası) diye nitelemek, KDP ve Barzani’nin AKP ile ortaklığını ve saldırganlığını meşrulaştırmaktan başka bir anlam taşımıyor.