Kendi duvarlarına çarpan Fransa

Salgın karşısında sınıfta kalan Fransa, son yılların kemer sıkma politikasının, sosyal devletten uzaklaşma planlamasının, son iki hükümet tarafından çıkarılan yasa ve yönetmelikler sarmalının sonuçlarını yaşıyor.

Selma AKKAYA

Fransa, Çin salgınla boğuşup ölümleri sayarken, 1, 10 ardından 11 vakadan bahsediyordu. Bu sayı 14 Mart akşamı Başbakan Édouard Philippe’in yaptığı açıklamayla tuz buz oldu. Sağlık Bakanlığı, yayınladığı verilerle ülkede 30 binden fazla vaka sayısından ve olası büyük sonuçlara hazır olmak gerektiğinden bahsediyordu. Evde tedavi, yetersiz sağlık sistemi, yoğun bakım ünitelerinin kapasitesinin darlığı, test yapma konusunda sorunlar… Liste uzayıp gidiyordu.

Aynı akşam Fransa Başbakanı basın karşısına geçerek tüm restoran, kafe, bar, kültür merkezi, okul gibi toplu alanların yeni bir emre kadar kapatıldığını ifade ediyordu. Bu açıklamada ölüm sayısının 562 olduğu, 30 bin hastanın evlerinde tedavi olduğu gibi bilgiler de veriliyordu. Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Macron basın karşısına geçerek ilk sokağa çıkma yasağının etabını açıklarken, “savaştayız” kelimesini her cümlesinin başında tekrarlarken görüldü. İki aylık savaş henüz sona ermedi. İki aylık sokağa çıkma yasağının ardından 11 Mayıs’ta belli sektörler, ilk ve orta öğretim okulları açılırken,  halen test yapmak sorunlu ve evde tedavi gören 36 bin kişiden bahsediliyordu. Ölüm sayısı 30 bine dayanmış, iki ayın bilançosu ise 265 bin.

Marcon, salgına ilişkin ilk tedbirleri açıklarken, “savaştayız” demişti. Bu savaş boyunca maske bulmak büyük bir sorun iken ülkede, yasakları kontrol etmek için 100 bin polis ve jandarma sevk edildi. Yasaklara uymayanlara 135-375 Euro arasında değişen cezalar kesildi. Ülkenin haftalık sadece sağlık personeli için 40 milyon maske ihtiyacının 1 milyonu Çin’den getirilirken, Nisan ortasında ancak 8 milyon maske üretilebildi. Aşıyı ve tedaviyi bulamayan Fransa kendi sağlık sisteminin duvarlarına çarparken, şimdi halka maske takmadan “dışarı çıkamazsınız” diyor. Karaborsaya düşen maske fiyatı 5.90 Euro.

Aylarca emeklilik reformu ve devamında gelecek sağlık reformu nedeniyle ülkede grevler mevcuttu. Yerel yönetimlerin bütçeleri ve yetkilerini kısıtlayan yasa ve yönetmelikler daha Kasım ayında oylanmıştı. Sağlık sektöründe gidilmesi planlanan kısıtlamalar kapsamında 10 bin sağlıkçının işine son verilmek isteniyordu. Derken salgınla birlikte aynı karar vericiler, balkonlardan sağlıkçıları alkışlamaya başladı. Alkışlara, sağlık sektöründe yeterli kadro ve yatak sıkıntısından bahsediliyordu. Oysa Fransa salgına dair önceden verilere sahip ve ülkedeki durumun kötüye gideceği konusunda sağlık uzmanları tarafından uyarılmıştı.

Mart ayında düzenlenecek yerel seçimler için dönemin Sağlık Bakanı istifa ettirilmiş ve 17 Şubat’ta tam da salgının yayılmaya başladığı dönem, Paris Büyükşehir Belediyesi için aday gösterilmişti. Yeni atanan Sağlık Bakanı Olivier Veran’dı. Öyle ki göreve gelir gelmez 19 Şubat’ta “France Inter”e verdiği röportajda, Fransa’nın salgın hazırlığına son derece güven duyduğunu, “hastanelerin durumunu kontrol etmeye bile gerek duymadığını” belirtmiştir. Aynı bakan, 17 Mart akşamı, sağlık sektöründeki yetmezlikleri anlatıyordu. “Yoğun-bakım üniteleri yetersiz, gerekli yatak sayısına sahip değiliz, maske yok, gerekli hijyen malzemelerini hemen temin etmek mümkün değil”. Liste bakanın ağzından uzayıp gidiyordu.

Devamında trenler, askeri çadırlar, oteller hastaneye çevrildi.  Almanya’ya hasta göndermeye kadar varan bir kaosun yaşandığı Fransa’da salgının en fazla vurduğu alan ise yaşlı bakım evleri oldu. Günde 2 bin ölümün görüldüğü bakım evlerinin yetkileri, bundan birkaç yıl önce devlet tarafından belediyelere devredilmişti. Belediyelerin bu alanlarda yeterli sağlık personeli, gerekli araç ve gereçleri bulunmuyordu. Belediye başkanları sosyal medya hesaplarında isyan ederken, Fransa’nın yerel yönetime inisiyatif tanımayan merkeziyetçi politikasının sonuçları ölüm olarak geri dönüyordu.

Bir gün “maske takın”, diğer gün “maske gerekli değil” diyen Fransa’da Ocak ayının ortasında eczanelerde maske bulunamıyordu. Salgının giderek yayıldığı Mart ayında 600 doktor, hükümeti salgına zamanında müdahale etmedikleri için eleştirirken, sağlık bakanı ve başbakan hakkında süreci gizledikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu. Tüm eleştiriler karşısında “şimdi savaştayız, evinizde kalın” diyen hükümet, ekonomik kriz derinleştikçe, tedbirleri nasıl gevşetiriz telaşına girerek, bu kez “ekonomik kriz 1945’ler gibi” demeye başladı. Üç gün içerisinde oturup bütün ülkede işletmeleri kapatan devlet, aynı Pazar günü halkı seçim bürolarına gönderip belediye seçimleri için oy kullandırtmış, şimdi ise bilim kurulunun itirazlarına karşın ekonomik kriz nedeniyle aşamalı normalleşmeye geçti. Okullar açıldı, restoran ve cafeler dışında esnafların açılmasına karar verildi. 11 Mayıs sonrası bu yeni durumla birlikte salgının yeniden yayıldığını belirten uzmanlar hükümete ateş püskürürken Macron, Merkel’le anlaşıp basın karşısına geçerek ‘yaz mevsiminde turizm sektörünü Avrupa içinde nasıl canlandırabiliriz’ diye tatil planları üzerine her iki ülkenin turizm bakanlıklarının çalıştığını ifade ediyor.

Fransa’da salgın karşısında sınıfta kalan devlet, son yılların kemer sıkma politikası, sosyal devletten uzaklaşma planlaması, son iki hükümet tarafından çıkarılan yasa ve yönetmelikler sarmalının sonuçlarını yaşıyor. Bu anlamda, Macron’un 6 Mart’ta yaptığı açıklamaya bakmakta fayda var. Macron diyordu ki, “Toplamda 613 vaka ve 9 ölüm var” ve  “Hayat devam ediyor, tehlikeli kesimler dışında sosyal alışkanlıklarımızı bırakmamızın bir anlamı yok”

Aynı Macron’un 27 Aralık tarihinden itibaren salgının boyutu ve tehlikeleri konusunda bilgilendirildiği Nisan ayında basına yansıdı. Bile bile bu lades durumu neydi? Çünkü para babaları Macron’dan ekonominin dönmesini istiyordu. Halkın paniğe kapılmaması gerekiyordu ve evde bütünüyle kalmanın hem sosyal geri dönüşümü hem de ekonomik faturası ağır olacaktı.  Fransa bunu karşılayacak durumda değildi. Aynı Macron, “Savaştayız. Devlet her ihtiyaçla ilgilenecek” derken koca bir yalanı yönetmek istiyor ama hayat ona ‘evde kalındığı dönemde’ banliyölerde kurulan barikatlar olarak geri döndü.

Meclisteki çoğunluğunu istifa eden milletvekilleri nedeniyle kaybetti. Yapılan anketlerde bir sonraki seçimi göremeyeceği belirtiliyor. Fransız hükümetinin salgın karşısındaki yenikliğinin simgesi bu. Toplumda biriken öfke, derinleşen kriz, salgın sonrası eğer normale dönüş olursa, Fransa sokaklarında başka bir ateşi körükleyecek!