Kendine egemenin gözünden bakmak

Sömürgeci ve sömürge ilişkisi, sömürgeci sömürge insanı ilişkisi üzerine söylenen, yazılan, çeşitli bilimsel incelemelere, makale ve sempozyumlara konu edilen, filmlerde, romanlarda anlatılan o kadar çok şey var ki bu konuda yazılacak bir yazıda insanı mutlaka tekrara düşürecek yerler olacaktır. Fakat ne var ki içinden geçilen süreçte, kimi günlük pratik ve gözlemlerde, okunulan bir haberde, seyredilen bir filmde, bir kültürel sanatsal etkinlikte bazen öyle şeyler oluyor ki tekrara düşmek pahasına yazmak icap ediyor. 

Sömürgeciliğin, sömürge insanının düşünce merkezinde, davranış üretme ediminde, duygusal tepkilerinde yol açtığı tahribat ve yozlaşma, sömürge insanını her gün her an kendini inkar etme pratiğiyle yüz yüze bırakabiliyor. Bu pratik bazen gündelik yaşamın küçük bir ayrıntısında bazen ise ulusal kimliği inşa etme, kimliği var etmenin, görünür kılmanın, geliştirmenin yöntemi olarak başvurulan bir bilimsel çalışmada, bir sempozyum veya konferansta açığa çıkabiliyor. İki hafta önce Diyarbakır’da gerçekleştirilen "Anadilde Eğitim Bağlamında Çok Dillilik Ve Sanat" adlı sempozyum bu duruma örnek gösterilebilir. Bilindiği üzere sempozyumlar daraltılmış bir konu üzerinde sempozyum katılımcılarının kendi görüşlerini yansıtan bilimsel tezler içeren bir tebliğin sunulması yöntemi üzerine kurulu bir bilimsel çalışmadır. 

"Anadilde Eğitim Bağlamında Çok Dillilik Ve Sanat" adlı sempozyumun içeriği, bilimselliği ve katılımcıları ile ilgili pek çok eleştiri dillendirmek mümkün ancak ben bunlardan ziyade bu başlıkta hazırlanmış bir sempozyumda Amed’de bulunan iki sanat akademisinden (edebiyat alanında Cegerxwîn Sanat Akademisi’nden bir akademisyenin bir tebliğle değil de deneyim paylaşımı yöntemiyle dahil olması hariç) herhangi bir akademisyenin bu sempozyumun katılımcısı olmaması ve bir tebliğ sunmaması üzerinde duracağım. 

Kendi çalışmalarının bilimselliğinden şüphe duymak, kendine güvenmemek, kendi değerlendirmelerini değerli bulmamak, kendisini sömürgecinin gözünden (hadi katılımcılara haksızlık edip onları sömürgeciliğin temsilcisi saymayalım) sömürgeci ulustan birinin, hakim ulustan birinin gözünden değerlendirmek ve görmeye çalışmak çok tipik bir sömürge insanı, sömürge akademisyeni, sömürge insanı davranışıdır. Elbette ki başka akademisyenlerin yaptıkları bilimsel çalışmalardan yararlanmak, bir sempozyumda onların sunduğu tebliğlerden faydalanmak, kendi yaptıkları çalışmaları bunlarla karşılaştırmak ve tartışmak değerli ve önemlidir. Ancak kendini sadece başkalarından dinlemek oldukça riskli ve arızalı bir durum ortaya çıkarmaktadır. 

Dil, sanat, eğitim gibi tarihsel ve güncel siyasetin önemli bir gündemi olan ve son derece ideolojik bir alana tekabül eden başlıklar altında yapılan bir sempozyumda bu sempozyuma konu olan halkı ve onun ideolojik hattını temsil eden bir bilimsel tebliğin sunulmaması, sempozyum hazırlık komitesi ne kadar iyi niyetli olursa olsun, sempozyum katılımcıları ne kadar doğru ve bilimsel şeyler söylüyor olurlarsa olsunlar ortada kendi adına söz söyleyemeyenlere dair kocaman bir boşluk bırakmaktadır ki bu boşluk sömürge ideolojisinin kendini geliştirmek için kullanacağı ciddi bir fırsat alanıdır. 

Başta kendime olmak üzere sanatsal ve akademik alanda emek veren her sanatçı, akademisyen ve entelektüele bu eksikliğin ortaya çıkmasında sorumluğu olduğunu hatırlatmak ve aklımızdaki ve ruhumuzdaki sömürgeci ile yüzleşmek ve hesaplaşmak gerektiğine işaret etmek isterim.