Kentin ötekileri

  • Dikmen Vadisi’nde atık kâğıt, hurdacılık ve tarım işi yapan Antepli ve Roman yurttaşlar salgın koşullarında çöpün ve molozların içinde baraka ve çadırlarda yaşıyor. Sağlık hakkına erişemeyen yurttaşların evleri bir süre sonra yıkılacak ama sonrası düşünülmemiş. 

HABİBE EREN / JİNNEWS/ANKARA

Çankaya’ya bağlı Dikmen Vadisi’nde çoğunluğu Suriye, Roman, Urfa ve Antep’ten göçen yurttaşların oluşturduğu mahallede, zor koşullarda çetin bir yaşam mücadelesi veriliyor. Atık kağıt işçiliği, hurdacılık ve tarım işiyle yaşamlarını sürdürenler, 400’e yakın baraka ve çadırın içinde hijyenik olmayan koşullarda yaşıyor. Koronavirüs salgını Ankara’da hızlı bir şekilde yayılırken çalışma koşullarından dolayı en fazla salgına yakalanan kesimleri de bu alanlarda çalışanlar oluşturuyor.

Ötekinin ötekisi

Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Melih Gökçek döneminden bu yana gecekondular yıkılarak vadi ve çevresi yeniden düzenlenmeye açıldı. 1990 yılından beri bu düzenlemeye ve projelere karşı gecekonduda yaşayan halk konut hakkı için  mücadele  veriyor. Yıkılan gecekonduların ardından tek tük kalan gecekondularda yaşayan yurttaşlar kentin merkezinde ‘ayrı bir dünyada’ yaşıyor.

Bir yandan SİNPAŞ GYO’nun çok katlı lüks rezidansları bir yandan da çok katlı sitelerin yer aldığı alanın ortasında bulunan mahalle, bir gettoyu andırıyor. Bu gettoda Kürtler, Suriyeliler “öteki” ancak Romanlar “ötekinin de ötekisi”. 

Molozlar arasındaki hayatlar

Mahalleye girdiğimizde ilkokul çağlarında 5-6 çocuk bizi karşılıyor. Salgının kendilerini nasıl etkilediğini soruyoruz Halepli Ayşe’ye. Bir akrabasının doğum yaptığı esnada bebeğin oksijensiz kalarak yaşamını yitirdiğini aktarıyor. Ev kirasının 250 lira olduğunu ve gecekonduda çok sayıda kişi ile yaşadıklarını aktaran Ayşe,“Burası kendi memleketimiz gibi değil. Elbette tekrar oraya gitmek istiyoruz” diyor.

 Antep’ten göç etmek zorunda kalan  ve burada kağıt toplayıcılığı yapan Yeter Çeliktop’un hikayesini dinliyoruz. 20 yaşında olan Yeter, geçen sene evlenmiş ve 6 ay önce doğum yapmış. İhtiyaçlarını karşılayamadıklarını ve çalışmaya mecbur olduklarını söyleyen Yeter, “Çocuğum kalp hastası tedavi görüyor. Benim de ayaklarımda ödem toplanıyor. Hastane, yol, ilaç parası derken çalıştığımız ancak sağlık masraflarına gidiyor” diyor.

‘Genellikle evde doğum yapılıyor’

Mahallede salgın döneminde gebe kadınların durumun sorduğumuz Yeter, şöyle yanıtlıyor: “Genellikle evde doğum yapıyorlar. Acil olunca hastaneye gidiyor. Doğum sırasında bebek ölümü çok yaşanıyor. Ben mesela sezaryen yöntemi ile doğum yaptım. Doğum sırasında kızımın kalbi durdu. Şu an hala hasta ve tedavi görüyor.”

Evleri yıkıldıktan sonra da kendilerini daha zorlu bir yaşamın beklediğine işaret eden Yeter, mahallede kadınların sosyal yaşamlarının olmadığına da dikkat çekti. Yeter, “Yalnızca hastaneye gittiğim yerleri ve çalıştığım yerleri gördüm. Onun dışında bir yere gitmedim. Hastanelere gidiyoruz. Hurdada geziyoruz. Başka gezecek yerimiz yok” diyerek yaşamını bizlere özetliyor.

Evim yıkıldı 

Aynı soruları 12 senedir burada olan Hazime Çeliktop’a da soruyoruz. 5 çocuğu olan Hazime, “Evim yıkıldı, ev istedim gene bir yardım alamadım. Eşim de kağıt topluyor. Bu şekilde yaşamaya çalışıyoruz. Bu işi yapmazsak açlıktan ölürüz. Her bir ilacı 90-100 liraya alıyoruz” diye konuştu.