Kerkük ve Efrîn kazanımlarını korumak

Irak merkezi hükümeti adına Haydar el-Abadi, Güney Kürdistan yönetimine çağrıda bulunarak, 2014’teki sınırlarına çekilinmesi; Kerkük valiliği, kentin güvenliği, havalananı ve petrol kuyularının merkezi yönetime devredilmesini, aksi halde askeri müdahalede bulunulacağını belirtti.

Türk devletinin Suriye topraklarına girerek İdlib’i işgal ettiği aynı günlerde, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, “Sırtını ABD’ye dayayan Kürtler, Suriye topraklarındaki operasyonlarını durdurmalı, aksi halde bu şımarıklıklarının hesabını ödeyecekler” açıklaması yaptı.

Son yüz yılda Türkiye, İran, Irak ve Suriye değişik iktidarlar eliyle ama değişmeyen bir sistemle yönetiliyorlar. İçeride kendi vatandaşlarına karşı alabildiğine bir zorbalık ve acımasız bir şiddet; güç karşısında ise pısırık, korkak ve aciz… Kendisinden güçlü devletler karşısında, her türlü teslimiyet anlaşması yapmaya hazır, çaresiz ve haysiyetsiz bir “iktidar” tarzı… 

Irak Başbakanı Haydar el-Abadi ve Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim bu despot geleneğin temsilcileridir. DAİŞ, Musul’u bir gecede teslim alırken ve Kerkük kuşatmaya alındığında sesi soluğu çıkmayan Abadi, zor günleri atlattıktan sonra, iktidarını yeniden tesis etmenin derdinde. 

Suriye bir baştan bir başa El Kaide, El Nusra, DAİŞ, Türkiye, Ahrar u Şam gibi çeteler tarafından işgal edilirken, Şam’daki evinden başını çıkaramayan Velid Muallim, şimdi Kürtler üzerinden “itibar” devşirmeye çalışıyor.

Irak ve Suriye yönetimleri, kendi toprakları ve kendi vatandaşları DAİŞ saldırısı altında iken, iktidarı da topraklarını da unutup gitmiş; bu çetelere karşı gerilla ve peşmerge savaşmış ve saldırıları durdurmuştu. Şimdi işler bir nebze yoluna girince, Bağdat hükümeti Güney Kürdistan yönetimini; Suriye yönetimi de Rojava yönetimini tehdit ederek, “DAİŞ’e karşı savunduğunuz toprakları terkedin” diyor. 

Trajik bir paradokstur, KDP de aynı şeyi Şengal’de HPG gerillalarına karşı yapmış, hatta saldırı yaparak iki gerilla ile bir gazeteciyi katletmişti.

Bu bakımdan Kürt halkı ve özgürlük mücadelesi veren diğer halklar; bu ilkel ve aşağılık devletlerin benzerlerini kurarak, onların yol ve yöntemlerini kullanarak veya onlarla yarışarak özgürleşemez. Bir ülkenin bağımsızlığı veya bir halkın özgürlüğü, iktidarı kullanların kendileriyle aynı etnisiteden olmasıyla da sağlanamaz. 

Toplum irade kazandığı; paylaşımcı, adil ve eşit bir yaşam için örgütlenebildiği, kendi öz savunma ve meşru savunma gücünü geliştirebildiği oranda bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazanır. Bu bakımdan Ortadoğu gibi büyük bir sefalet pazarında, “bağımsızlığı” bir tüketim nesnesine dönüştürmek ve ulus-devletin duyguları okşayan, körleştirici illüzyon alanına hapsetmek, bağımsızlık ve özgürlük değerlerine yapılabilecek en büyük kötülük olacaktır.

Kerkük, Musul, Şengal ve Efrîn’deki sorunlara da bu perspektifle baktığımızda, sorunları ve muhtemel gelişmeleri tahmin etmek çok da zor değildir.

Büyük bir tecrit çemberi içinde, en sıkıntılı ve zor günlerini yaşayan Türk devleti ve Türk ordusu, Rusya, Suriye ve İran’ın doğrudan ve de ABD’nin da zımni onayı olmasaydı, asla El Bab ve İdlib’e giremezdi. Bu onaylama, YPG/YPJ ve QSD’nin El Kaide, El Nusra ve DAİŞ’e karşı kazandığı askeri zaferi ve bunun yarattığı avantajları zayıflatma ve siyasal görüşme aşamasında Türk devleti eliyle sıkıştırma amaçlıdır. 

Rojava’daki Kürtler ve bu yıkıcı savaşta Kürtlerle birlikte savaşan diğer halklar, “üst akıl” böyle istiyor diye askeri ve siyasi mücadelesini durduracak değildir. Son on yılda Kuzey Suriye’de inşa edilen özerk-demokratik-konfederal sistemin tahkim edilerek güçlendirilmesi, aynı zamanda Suriye’nin bütünü için de, yaşayan en iyi çözüm örneği olacaktır.

Kerkük de ise durum çok daha karışıktır. Kentin yönetimi, valilik, petrol kuyuları, havaalanı, askeri güçler, asayiş Kürtlerin elinde ve denetiminde iken ne oldu da Irak hükümeti ile Güney Kürdistan Hükümeti çatışma aşamasına geldi?

İran, Suriye, Türkiye ve Irak, uzun bir süredir arızalı olan ittifaklarını, Kürtlerin kazanımlarını geri almak için yeniden canlandırdılar. Buna karşı Kürtlerin en zayıf ve dirençsiz yanı ulusal birliğin hala sağlanamamış olmasıdır. Kerkük’teki Kürt kazanımlarını gözünü dikenler, bu zayıflığı herkesten daha iyi görüyorlar.

Bu büyük arızayı diğer Kürt partileri değil, KDP yaratmaktadır. Kürt ulusal birliğini kurumlaştırmak ve süreklileştirmek amacıyla Süleymaniye, Moskova, Stockholm, Rimelan ve Den Haag’da yapılan konferanslara diğer Kürt partileri katılmış, fakat KDP katılmamıştır. KDP, diğer parçaların, Kürt siyasal partilerinin, dolayısıyla tüm Kürtlerin desteğini arkasına almadan ve tek başına bu saldırıları ve kuşatmayı neye ve hangi güce dayanarak aşabilir? Bu koşullar altında, topluma ve diğer siyasal güçlere rağmen toplumu yönetebilir mi? 

KDP’nin son on yılda siyasi ve ekonomik ilişkileri en iyi “ortağı” AKP iktidarındaki Türk devletidir. Nitekim bu iyi ilişkiler(!) askeri alana da yansımış; merkezi hükümetin onayı olmadan, KDP icazetiyle Güney Kürdistan’da 18 Türk üssü kurulmuştur. Bu Türk üsleri, Musul, Kerkük ve Şengal’e yönelik DAİŞ saldırıları olurken bir tek mermi sıkmadı. Şimdi Haşdi Şabi Kürt bölgelerini tehdit ederken, Türk devleti Kürtleri değil, Irak ordusunu ve Haşdi Şabi’yi destekliyor. 

Demek ki, Güney Kürdistan’daki Türk üsleri KDP’yi ve Kürtleri desteklemek için değil, başka bir amaç için oradadır. O amaç da artık sır değil; KDP’nin bilgisi ve izni ile, PKK yönetimine ve halk savunma güçlerine karşı istihbarat toplamak, açık, gizli askeri operasyonlar yapmak.

Maalesef ve ne yazık ki KDP’nin izlediği yol ve yöntemler Erdoğan ve AKP’ye benzemektedir. Referandumu oldu bittiye getiren KDP zihniyeti, dış saldıralar nedeniyle oluşan birlikçi ve dayanışmacı havayı bu kez başkanlık seçimleri için kullanmakta; iki kez süresi uzatılan Barzani’yi bir kez daha başkan seçmek istemektedir. 

Kerkük ve Efrîn’deki Kürt kazanımlarının korunabilmesi toplumun özgürlük bilinci ve ulusun birliği kadar, yöneticilerin bireysel, ailesel çıkarlarını bir kenara bırakmaları; ikbal, mülkiyet, para ve ticaret işlerinden arınarak, ulusal ve toplumsal çıkarlara öncelik vermeleriyle mümkün hale gelir.