Kim faşist? Kim değil?

‘Sırf bize zarar vermek için ülkesine zarar vermeyi göze alabilecek kadar muvazenesini kaybetmiş bu faşist zihniyete meydanı bırakmayacağız”.

İktidarın uygulamalarına eleştiride bulunanlara dönük sarf edilen bu sözler Erdoğan’a ait. Çarpıtma, yalan ve algı oluşturma faşizmin karakterinde vardır. Çünkü faşizm insanlık düşmanı rejimin adıdır.

“Kadında olsa, çocukta olsa benim polisim gereğini yapacaktır.” “Tek dil, tek bayrak, tek millet, tek devlet.”

“Taş taş üstünde, gövde üstünde baş kalmayacak” vb. sözler Erdoğan ve Bahçeli’nin sözleri iken başkalarını faşist yaftalamakta hiçbir beis görmemektedirler.

AKP-MHP iktidarı ve bu iktidardan beslenenler faşist zihniyetlerine rağmen demokrasi havarisi kesilebiliyor, kötü sıfatları başkalarına yakıştırarak işin içinden çıkmanın ucuz yoluna bakabiliyorlar.

Faşizmi diğer burjuva devlet biçimlerinden ayıran en temel özellik hukuk devleti olmaktan çıkmış olmasıdır. Yasama, yürütme, yargı ve ideolojik aygıtların tek elde toplanması, ordu ve polisin yanına paramiliter yarı askeri gücün ikamesi ile mafya ve çete devletine dönüşmüş olmasıdır.

Denetim dışı güce ve mutlak iktidara sahip, güçler ayrılığını tek elde toplayan, askeri ve sivil bürokrasiyi mutlak iktidarın sopası haline getiren, totaliter rejimin başındaki Erdoğan faşist olmuyor, iktidarın zulmüne itiraz eden muhalif ona göre faşist olabiliyor. Bilim yerine dinin, hukuk yerine mafya yasasının yol açtığı hukuk dışı fiili uygulamaların kanun hükmünde kararnamelerle toplum iradesini kıran Anayasasızlık hali asıl olarak faşizmdir. Erdoğan faşizmi toplumun bilincini, aklını ve vicdanını tutsak almış, Türkiye’yi açlık ve yoksullukla terbiye edilen canlılar mezarlığına dönüştürmüştür.

Ezilenlere, yoksullara, emekçilere, Kürtlere, Ermenilere, Süryanilere, Alevilere, sosyalistlere, demokrasi güçlerine ve hak mücadelesindeki tüm topluma yıllar yılıdır zulüm ve katliam uygulayanlar asıl olarak faşisttirler.

Devletin Türkçü- Sünni İslam zihniyetinin yüzyıllık stratejisinin 21. yüzyılda yapılandırılmış mutlak iktidarının adıdır faşizm. Kürt statüsü ihtimalini ötelemek için yayılmacı, işgalci ve ganimetçi gelenekten beslenen İslami teokrasi, Ergenekoncu, Türk milliyetçisi faşist güçlerin tarihi ittifaklarının adıdır faşizm.

Faşizm içeride halkları siyasal ve toplumsal kırıma uğratırken, dışarıda da savaşı körükleyen ve yürütendir. Kürdistan karşıtı stratejisi ile harekete eden faşizm, Rojava ve Başûr’u ilhak ederek, Kürtleri soykırımdan geçirmek istiyor. Yüzyıldır bu paranoya ile yatıp kalkan Türkçü zihniyet, Kürtlere ve Kürt değerlerine düşmanca saldırmakta sınır tanımıyor:

Kürt’ü Kürt’e karşı kışkırtıyor, düşmanlaştırıp savaştırıyor. Kürt ulusal ittifakının önüne geçiyor, Kürt statüsünü engellemeyi beka sorununa dönüştürüyor. Psikolojik savaş argümanları üzerinden toplumun aklını bulandırıyor. Tarih boyunca onlarca katliam ve soykırımdan geçirdiği ’kılıç artığı’ diye hakir gördüğü Alevi’yi kendisine yedeklemenin türlü oyunları içindedir.

Kürtlere karşı savaşta yüz milyarlarca doları hiç edende, milyonlarca aç ve yoksulun sebebi de, milyonların aklını çelende onlar. Her gün devam eden siyasi soykırım operasyonları ile on binlerce muhalifi tutuklayan, yüz binlercesini hak yoksunu bırakan onlar. Milletvekillerini, belediye eşbaşkanlarını onlarca yıl ceza veren onlar. Kürt iradesini tanımayarak kayyum atayan, Kürt’ün dilini, kimliğini, kültürünü yasaklayan, Kürt değeri adına ne varsa yok hükmünde görende onlar. Din kardeşim dediği Kürt’ün dirisine de, ölüsüne de tahammül etmeyen, yüzlerce Kürt’ün cenazesini mezarından çıkaran, cenaze sahiplerine işkence yapmayı hak görende onlar. Siyasileri kaçıran, faili meçhule uğratan, insanlık değerlerini kâr ve iktidarları için ayaklar altına alanda onlar. Mezar taşlarını kıran, Kürt’ün ölüsünü kargo ile gönderecek kadar insanlıktan da düşen onlar.

Dışarıda savaşa giden, içeride de savaş düzeninde cephe gerisini denetlemek ister. Birden çok sahada yürütülen savaşın neden olduğu ekonomik maliyet ve siyasal kriz Türkiye’de iç savaşı tetiklemektedir. Çözümsüzlükte ısrarın neden olduğu siyasal kriz, ekonomik krizle birlikte iktidarda mutlak çürümeye yol açmıştır. İktidardan düşmemek adına dışarıda ve içeride savaştan başka kullanabilecekleri yol ve yöntem kalmamıştır.

Rojava ve Başûr Kürdistan’i ile Medya Savunma Alanlarını bombalama ısrarında olanların bir gün içeriye yönelecekleri ihtimalini gözden uzak tutamayız. Faşist iktidarın Türkiye halklarına kan ve göz yaşından başka vereceği hiçbir şeyi yoktur. Milyonu aşkın askerin, yedi yüz bin polisin yanına yüz binlerce bekçiyi, Ülkü Ocakları, Alperenler, Osmanlı Ocakları ve Sadat gibi paramiliter güçleri olası iç savaş için tahkim ediyorlar. İslamcı-faşist güruhu silahlandırmaları ve eğitimden geçiriyor olmalarının nedeni iç savaşa hazırlık olduğu kadar, siyasal krizin devrimci bir kalkışmaya yol açmasını engellemek içindir.

Bu nedenle kriz halinin kitlelerde neden olduğu yönetilmek istenmiyor olma meşru talebini örgütlemek bugün için olmazsa olmazımız olmalıdır. İşgale ve faşizme karşı mücadeleyi büyütmek, alanlarda mazlum ve mağdur halklarla omuz omuza olmak aydın olmanın, insan olmanın en temel ahlâki ve politik görevi olmaktadır.

Hiçbir ahlâki değeri olmayan, vicdani ve insani değerlerden yoksun faşizme karşı mücadele etmek esas olanıdır. Sokakta, mahallede, fabrikada ve tarlada demokratik siyasetin öncülüğü ile mücadeleyi örgütlememiz ve yürütmemiz gerekmektedir. Direnmeden, direnişi örgütlemeden, milyonların itirazını isyana dönüştürmeden faşizm elde ettiği mutlak iktidarını asla bırakmaz. Faşizme karşı direniş odaklarını örgütlemek, toplum dinamiklerinin meclis ve kongre örgütlenmeleri üzerinden iradelerine sahip çıkmalarını sağlamak esas olmalıdır.