Komplo teorisyenleri: İsyankar biat

Bizim neslin yeni karşılaştığı ama dünya tarihinde oldukça eski bir deneyim salgın. Dünyanın salgından etkilenen her yerinde, ekonomik faaliyetler sekteye uğramış durumda. Sokağa çıkma ve seyahat yasakları, belirli faaliyet alanlarının yeniden düzenlenmesi, bazı sektörlerde aşırı çalışma ve bazılarında da kesinti anlamına gelirken; dünyanın pek çok coğrafi noktasında insanların ölüm ve hastalıktan etkilenmeleri ile ilgili durum birer rakama indirgenmişken, uygulamaları açısından çeşitlenmiş neoliberal politikaların en berbat sonuçları ile devletlerin teknolojiye dayalı kontrol baskıları pervasızca görünür halde. Sadece sağlık ile ilgili tartışmalar değil yürüyenler, gündelik hayatın ve üretimin yani, sermaye birikiminin nasıl devam edeceğine dair pek çok tutum alış çıkıyor her gün önümüze.

Örneğin, bazı faaliyet alanları, uzaktan ve evden çalışmayı mümkün kılacak şekilde yeniden düzenlendi. Bu çalışma biçimi bir istisna olarak uygulanıyorken, sermayedarlar için oldukça başarılı bir prova da oldu aynı zamanda. Daha maliyetsiz ve esnek olarak ekonomik faaliyetlerin yürütülmesinin mümkün olmasına dair bir prova. Elbette özellikle ev ve bakım işleri ile ilgili kadınlar için “birincil yükümlülük” kabul edilen işlerin yanında “gelir getirici” olanların mekan ayrıştırılmadan eklenmesi deneyiminden bahsediyorum özellikle. Devlet için okul gibi kısa vade açısından yük olarak görülen ama uzun vadede sermaye birikiminin asli uzantısı olan işlerin de online yapılabilme deneyiminin pek çok sonucu gibi “sosyal hakları” da yeniden düşünmeye itiyor. Ev işlerinin yürütülmesinin yanı sıra bakım faaliyetinin “eğitimi” de içine alacak şekilde yeniden genişlemesi sürdürülebilir olmayabilir. Özellikle günümüzün emek gücü ihtiyacı açısından. Şimdi ise prova edilen yeni sistem, dünyanın her yerinde emekçileri çok daha örgütsüz ve çalışma ilişkileri açısından dezavantajlı bir hayata ittiriyor. Çok şey yazılıp çizilirken, devlet ve sermayenin kontrollerine ve “denetimsizlik” gibi görünen büyük baskılara karşı bir politika belirleme üretme sürecinde ise at izi it izine karılmış durumda. Ancak süreç içinde hayatın kesintiye uğramasından yola çıkarak sosyal haklar, devlet gücü, ihtiyaçlar ve yerel dayanışma açıkça konuşulup sorgulanması gereken, yeni dönemin politikasına yön vermesi mümkün olan bir fırsat da aynı zamanda.

Salgın karşısında devletlerin “hazırlıksızca ve en derinden bildikleri yollardan” aldıkları tedbirler çokça hoşnutsuzluk yarattı. Bu toz duman arasında komplo teorilerine yaslanan aşırı sağda bir sevinç havası izlenebiliyor. Bir sırrı dünyaya açıyorlarmış havasında oluşturulan videolar ve ses kayıtlarından sosyal medya grupları ve kişisel iletişim araçlarımız geçilmiyor. Nereye baksanız, benzer bir video görüyorsunuz. Pek kişi bu videoları paylaşıyor ve tartışmaya açıyor. Videolarda konuşanların aşırı sağ, aşı karşıtlığı veya ırkçılıkla ilgili bağlantıları ise inanılmaz şekilde açık. ABD’nin oyunu, istihbarat teşkilatlarının kandırması, dünyanın en zengin 10 ailesinin yaptıkları gibi cümleler ile gizlenen büyük oyun ifşa ediliyor. Bir kabus senaryosuna doğru radikal ve isyankar bir tepki göstermeyi istiyorlar. Öyle kızgınlar ki sisteme inançları kapasiteleri o derece yüksek. İsyankar bir biat hali görünen. Aşı yaptırmayın, “zorunlu aşı aslında bir çip yerleştirme faaliyeti” diyorlar, ancak devletlerin ve sermayedarların teknolojik kontrolleri yükseltme gerçeğini, biyopolitikayı, sınıfsal ve patriyarkal bağlamdan çıkardıkları için yükselen kızgınlık ile kolayca kontrol edilen ve ötekine duyulan rekabetçi ve ırksal bir nefret birbirine düşmüş kitle oluşturarak daha kolayca yarattıklarını görmüyorlar. Alanı boş bulan ırkçı hareketlerin pek çok insanı mobilize ettiğini kaygıyla izliyoruz. İnsanlar güçlerinin değiştirmeye yetmediği durumlarda “kaderine razı olan” mağdur rolünü benimsiyor. Özne konumundan vazgeçmek konforlu bir alana da çekiyor bizi. Kaygının ve gelecek korkusunun yükselttiği bu tür komplo teorileri, enternasyonal ve anti patriyarkal bir örgütlü gücün karşısındaki bloğu yükselttiği son derece görünür durumda şu an. Farklı bir şey yapmadan hayatımızın farklı olma ihtimali sadece insan veya doğa yapımı felaketler ile mümkün, pek adil bir değişim sayılmaz bu. Acil olarak sosyalistlerce feminist ve ekolojik bir dizi politikaya ihtiyaç var gibi görünüyor.