Komplonun son aşaması

20 yılı geride bırakan uluslararası komplo süreci yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor.

Yıllardır Ortadoğu’da temelde iki çizgi-iki güç çatışıyor.

Birincisi bölgeyi paramparça edip birbiriyle çatıştıran emperyalist sömürgeci işgalci güçler,

İkincisi ise bölgenin bütün farklılıklarının ve ezilenlerin eşitliği, özgürlüğü temelinde kurtuluşunu amaçlayan yerli demokratik güçler.

Günlük gelişmelere göre hızla değişen ittifakları ya da çatışmaları da görmekle birlikte temeldeki çatışma görülmezse birçok konu anlaşılmaz hale gelir. Görünürde çıkarlara dayalı birçok çelişki, çatışma ve ittifak vardır. Bunlar bazen günü birlik değişmektedir. Öyle ki sık sık gördüğümüz gibi devletler arasında ve hatta devletlerin kendi içinde birçok çatlak, çatışma ve ayrışma gündeme gelmektedir.

Hala egemen olan milliyet, ırk, dil, din, mezhep, cins ayrımcılığına dayanan tek tekçi egemen sistem anlayışına karşı her türlü ayrımcılığa karşı halkların eşitliğine-özgürlüğüne ve demokratik özerkliğe dayalı demokratik çözüm anlayışı her alanda çatışmaktadır.

Birinci çizgi emperyalist işgalci devletlerin ve yerel işbirlikçileri olan sömürgeci-faşist-işgalci devletlerin çizgisidir.  İkinci çizgi ise Öcalan önderliğindeki ezilenlerin özgürlük çizgisidir.

Halk düşmanı işgalci güçler 20 yıl önce elbirliğiyle Öcalan çizgisini tasfiye etmek için komployu gündeme getirdiler. Böylece istediklerini yapabileceklerini düşündüler. Ama halkın çok kapsamlı direnişi sonrası hayalleri suya düştü. Hatta tam tersine Öcalan ve PKK çizgisi güç kazandı. Hem Kürdistan çapında hem de uluslararası alanda güç kazanan Öcalan çizgisi oldu. Türkiye ile gelişen çözüm süreci ve HDP’nin meclise girmesi, Rojava’da halkın özyönetimlerini kurması hem bölgenin sömürgeci devletlerini hem de bölgede egemen olmak isteyen emperyalist devletleri harekete geçirdi. Rusya ve Amerika ile işbirliği içinde Türkiye Efrîn’i işgal etti. Zaten baştan beri Rojava devrimini boğmak için Türkiye müdahale ediyordu. Oradaki El Kaide artığı ÖSO-Nusra ve DAİŞ gibi çeteleri örgütleyen ve yöneten hep Türkiye idi. Sonradan inkar etseler de, ilk döneminde sınırdan gelip geçen çeteleri kahraman gibi gösterip canlı yayınlayan Türk medyasıydı.

Ortadoğu’daki sistem iki büyük emperyalist savaşla kuruldu. Esas olarak da Kürdistan’ın bölünüp paylaşılması üzerine kuruldu. Kürt halkı bu düzeni hiçbir zaman kabul etmedi. Bu nedenle isyanların ardı arkası kesilmedi. Ama kısa sürede kanlı biçimde bastırıldı. Bunlarla ilgili vahşi katliamlar yeterince gün yüzüne çıkmış bulunuyor.

Öcalan önderliğindeki son “isyan” statükoyu temelinden sarstı ve ezilenler lehine bir değişim umudu yarattı.

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte 100 yıllık eski statükonun çöküşü ilan edildi. Ama yeni statükonun ne olacağı belirsizdi. Eski statükonun değişmesi gündeme gelince bunun savaşsız olmayacağı-olamayacağı açıktır. Zaten o günlerden beri birçok yerde bölgesel gibi görünse de bir dünya savaşı sürüyor. Bölgemizde süren savaşlarda bu sürecin bir parçasıdır.

Öcalan tarafından başlatılan ve geliştirilen diyalog ve çözüm süreci 2015 Nisan ayında Erdoğan tarafından bitirildi. O günden beri savaş yaygınlaşarak sürüyor.

Son gelişmeler gösteriyor ki komplo yeni şartlarda ısıtılıp yeniden gündeme getirilmiştir. Hedefleri gene aynıdır, bazı detaylar dışında komploda yer alan güçler de aynıdır. Gene Öcalan tecritle, PKK de askeri müdahale ile etkisiz hale getirilip devre dışı bırakılmak isteniyor.

Diyalog süreci devam ederken Öcalan “Bu süreci başarıya götürmek zorundayız. Yoksa geçmişte görülmedik ölçüde çok daha şiddetli ve uzun bir savaş gündeme gelir.” diyordu. Diyalog ve çözüm sürecini boşa çıkartıp savaşı tercih edenler bunun sonuçlarına da katlanacaktır.

Türkiye devleti Erdoğan şefliğinde yeni işgal ve saldırılara başlayıp kahramanlık taslarsa döktüğü kanda boğulup gidecektir.

Yeni statüko Kürtleri yok sayarak kurulamayacak ve işgalciler ne kadar saldırırsa saldırsın artık Kürt varlığını ve iradesini yok edemeyecektir. Tersine çok zor da olsa özgürlük mücadelesi daha da yaygınlaşıp kökleşecektir.

ABD’nin çekilişine sevinenler sonunda tüm işgalcilerin, sömürgecilerin de def olup gideceklerini görmüyorlar mı?