Koronavirüs kapitalizmin insanlığa hazırladığı gelecektir

Kapitalizmin vahşi ve insanlık dışı yüzünü bu kez de koronavirüs salgını sırasında görüyoruz. İki nedenden dolayı. Birincisi virüsün ortaya çıkışı ve yayılımı. İkincisi ise; virüs karşısında kapitalist devletlerin tutumu.

Virüsün arkasında komplo teorileri aramaya gerek yok. Yaşadıklarımız bir kader ya da doğa üstü durum da değil. Kapitalist üretimin doğa düşmanlığının sonucu, bozulan ekolojik dengenin elbette bir sonucu olacaktı. O sonuçlardan biri de koronavirüs. Kapitalizm var olduğu sürece insanlığın başına başka büyük felaketler de gelecek elbette. En büyük felaket zaten bu sistem.

Dünya bugüne kadar hiç olmadığı kadar zengin, üretim hiç olmadığı kadar hızlı ve üretken, bilim ve teknoloji hiç olmadığı kadar gelişkin, ancak tüm devletlerin sağlık sistemleri çökmüş durumda. İnsanlar, koronavirüs taşıyıp taşımadıklarını bile doğru düzgün bile öğrenemiyor. Çünkü sağlık politikalarını, koruyucu/önleyici ya da halk sağlığını geliştirmesi ilkesi değil, ilaç tekelleri ile özel sağlık işletmelerinin kar hedefleri belirliyor. Birinci Dünya Savaşından yeni çıkmış, henüz devrimin birinci yılını doldurmuş Sovyet Rusya’sının bir asır öncesinin bilimsel ve teknolojik gelişme seviyesinde İspanyol gribi karşısında yaptığının onda birini de bile yapmadı kapitalist sistem. Genç Sovyet iktidarı, bu salgının sonuçları üzerine işçilerin, emekçilerin ücretsiz ve sınırsızca yaralanabileceği yaygın bir sağlık sistemini kurdu. Kapitalizm ise şirketleri kurtarmanın, nüfusu “temizleme”nin derdinde.

Böylesine bir salgın karşısında yapılması gerekenlerin başında insanların sağlık -tanı ve tedavi- hizmetlerine ve önleyici kimi tedbirlere -hijyen maddeleri gibi- ücretsiz ulaşımının sağlanması geliyordu. Ancak kapitalist devletler salgınla mücadeleye buradan başlamadı.

Salgının bulaşmasını önlemek için insanların iletişimini minimuma indirmek önemli elbette. Okulların, eğlence mekanlarının ya da insanların toplu halde bulundukları mekanların vs. kapatılması yerinde. Ancak, fabrikalarda işçiler sermaye için üretmeye devam ediyor. Masa başında çalışanlar için genel olarak uzaktan/evden çalışma gibi biçimler devreye sokuluyor. Ancak milyonlarca işçinin çalıştığı fabrikalar, atölyeler mevzu bahis dahi edilmiyor. Onlar için nasıl bir önlem alınacak? Oysa bu konuda da yapılması gereken ortada: İşçiler ücretli izin ile evlerine gönderilmeli. Üretimin gerekli olduğu alanlarda ise hastalığın bulaşmasını önleyecek önlemler eksiksiz alınmalı. Patronların düşündüğü ise salgının da etkisiyle derinleşen ekonomik krizi, yine işçilere fatura etmek, devletten yeni yeni teşvikler vs. almak. Çok yakın bir zamanda milyonlarca insan yine işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. koronavirüs salgını süreci can kayıplarının yanı sıra büyük bir işsizlik dalgası ile son bulacak.

İnsanların evlerinde kalması yönünde çağrılar yapılıyor. Bu da gerekli. Ancak bu önlemin de başka önlemlerle desteklenmesi gerekmiyor mu? Türkiye ve Kürdistan kentlerinde evlerinde kalan insanlar sağlıklı beslenme, ısınma, barınma olanaklarından yoksun. Hekimler “bağışıklık sistemi”nin güçlendirilmesini tavsiye ediyor. Peki bu, halkın bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırının altında yaşadığı bir yerde nasıl mümkün olacak? Acilen alınması gereken önlemlerden biri de, doğalgaz ve elektrik hizmetinin halka ücretsiz sunulmasıdır. Ayrıca sağlıklı temel gıda maddelerine ulaşım da ücretsiz olmak zorunda.

Evlerimize çekilirken, aramızdaki toplumsal dayanışmayı güçlendirmek zorundayız. Çekildiğimiz evlerimizi, kendi yalnızlığımız ve çaresizliğimizle boğulduğumuz mekanlar olmaktan çıkarmanın yollarını da bulmalıyız.

Yapılacaklar bu kadar açık. Ancak halklar koronavirüs salgınının pençesindeyken, devletler ise sermayeyi kurtarmanın derdindi. Birbiri ardına şirketlere yönelik teşvikler geliyor. En son Macron, Fransa’da OHAL ilan ettikten sonra şirketlere 300 milyar Euro kredi verileceğini açıkladı. “Hiç kimse işsiz kalmayacak” diye de ekledi. Bu açıklamasının ne kadar gerçek olduğunu göreceğiz. Faşist şeflik rejimi henüz bu konuda bir açıklama yapmadı. Ancak TÜSİAD da “Meselenin ekonomik boyutlarına karşı önlemlerin de hızla hayata geçirilmesi, daralma dönemini yeni geride bırakmış ekonomimizde toparlanmanın devam edebilmesi ve istihdamın korunması için önemlidir” diyerek beklentisini açıkladı.

AKP iktidarı koronavirüs ile ilgili gerçeği uzun süre açıklamadı. Akıl almaz tartışmalar yapıldı, koronavirüs ile ilgili tweet atanlar, “halkı galayana getirmek” suçlamasıyla gözaltına alındı. Tipik faşist şeflik rejimi tutumu. Ne zaman Dünya Sağlık Örgütü, salgın nedeniyle devletlere mali yardım yapılacağını açıkladı, o zaman faşist şeflik rejimini salgın ile ilgili açıklama yapmaya başladı. Ancak bu konudaki gerçek bilgiler elbette halktan gizleniyor. Bu belirsizlik halktaki panik duygusunu artırıyor.

Bugünlerin bir başka tipik özelliği ise artan polisiye/askeriye önlemler. İktidarlar “salgına karşı mücadele adı altında polis devleti uygulamalarını da devreye sokuyor. Kapitalist iktidarların temel karakteri zaten bu. Polis zoru ve denetimi olmadan hiçbir acil planı uygulayamıyorlar. Macron’un açıklama yaptığı sırada Paris sokaklarında Fransız askerleri boy gösterdi. Salgın hastalık ve ekonomik krizin daha da derinleştireceği sosyal ve sınıfsal çelişkilerin üzerini örtmek için, salgın döneminde aldıkları bu askeri/polisiye önlemlere sık sık başvuracakları kesin.

Tüm bu yaşadıklarımız, kapitalizmin insanlığı hazırladığı geleceği gösteriyor. Daha büyük felaketler yaşayacağız ve kapitalizm her fırsatta bu felaketlerden kurtulmaya çalışacak, insanlığı hiçe sayacak, sermayeyi düşünecek.

Sonuç: Kapitalizmi yıkılmadıkça, tarihin bugüne kadar gördüğü en insancıl sistem olan sosyalizme ulaşılmadıkça, rahat yüzü yok.