Koronavirüs ve biyopolitika tartışmaları

ZABEL MİRKAN

Bilim insanları tarafından yeni koronavirüs olarak tanımlanan COVID-19 virüsü, küresel bir salgına dönüşmüş durumda.

İnsanların birbirleriyle olan temasıyla hızla yayılan, tek bir kişinin onlarca insanı enfekte edebildiği bir virüs COVID-19. Salgının boyutunun çarpıcılığını anlamak için bakabileceğimiz örneklerin sayısı hayli fazla; ancak benim için en çarpıcı örneklerden biri geçtiğimiz günlerde Agos Gazetesi’nde “Morkur: Korona’nın resmi temsilcisi” başlığıyla verilen bir haber.

Habere göre 1 Mart’ta İran’dan havayolu ile Ermenistan’a giriş yapan ilk vakadaki şahıs, belirtiler üzerine test yapılıp pozitif olduğu anlaşılınca karantinaya alınmış, temasta olduğu 20 kişi de yine gözlem altına alınmış. Ermenistan’da pozitif vaka sayısını birden yükselten ise İtalya’dan Ermenistan’a düğün için gelen orta yaşlı bir kadın olmuş. Havaalanında hafif ateşi görülen kadının adresi alındıktan sonra, evde 14 gün kendini izole etmesi istenmiş.

Kadın uyarılara kulak vermeyip aynı gün kuaför, kuyumcu, aile fertleri ile temas kurmuş, gece ise düğüne katılmış. Bir kişi tüm şehrin felç olmasına sebep olmuş.

Kadının virüsü bulaştırdığı hasta sayısı yaklaşık olarak 60. Ermenistan sosyal medyası virüsü bulaştıran ve evlenen kadının teyzesi olduğu belirlenen kadınla ilgili yoğun paylaşımlara sahne olmuş.”Morkur (Teyze): Korona’nın Ermenistan’daki resmi temsilcisi” cümlesi ağızdan ağıza dolaşıyormuş. Kadının yaşadığı Eçmiadzin tamamen kontrol altına alınmış, kentin tek çıkış yolu sağlık ekibi kontrolünde olmak şartıyla açıkmış.

Virüsün bulaşı oranının azalması ve bulaşın önüne geçilmek için evlerde kalınması tüm dünyadaki yetkililer tarafından telkin ediliyor. Bazı ülkelerde sokağa çıkmak belirli izinlere tabi ve kısmi bir sokağa çıkma yasağı var. Karantina, evde kalma, insanların ve şehirlerin kapatılması ise çağımız düşünürleri tarafından hararetli bir tartışmanın konusu. Karantinalar ya da “sosyal mesafelenme” gibi halk sağlığı tedbirlerine basitçe biyopolitika olarak yaklaşmanın sorunlu olduğunu savunanlar kadar bu politikaların devletler için yarın son derece kullanışlı olabileceğini ifade eden düşünürler var. Bu düşünürlerin neler söylediğini sizler için derledik.

İstisna hali yönetim paradigması olarak kullanmak

Tartışmanın fitilini ateşleyen Giorgio Agamben, İtalyan bir filozof. “Homo sacer”, “istisna hali” gibi kavramları felsefe tarihine kazandıran filozof, ortaya attığı önermelerle neredeyse tüm şimşekleri üzerine çekmiş durumda. Salgının bilimsel boyutuyla değil, politik boyutuyla ilgilendiğini söylese de virüsün, gribin bir versiyonu olduğunu söyleyerek esasen oraya da “eli uzanan” Agamben, salgınla ilgili karantina kararlarının yarın hükümetler ve devletler tarafından kalıcı hale getirilebileceğini söylüyor. Salgının kolektif panik halleri için de ideal bir gerekçe sunabileceğini söyleyen Agamben için, bu durum “gerekçesiz bir acil durumun yarattığı istisna hali”. Terrabayt.com sitesinde çevirisi yer alan tam metinde şöyle diyor: “Burada bir kez daha gözler önüne serilen şey, istisna halini normal bir yönetim paradigması olarak kullanma eğiliminin artmasıdır. Hükümet tarafından ‘hijyen ve kamu güvenliği nedenleriyle’ onaylanan idari karar (decreto legge), ‘test sonuçları pozitif çıkan ve enfeksiyon nedeni bilinmeyen en az bir kişinin olduğu belediyelerde ve bölgelerde veya kısa süre önce salgından etkilenen bir bölgeden gelmiş biriyle bağlantılı olmayan en az bir bulaşı vakasının görüldüğü yerlerde’ gerçek bir militerleşme hali yaratmaktadır. Böylesi muğlak ve belirsiz bir formül, [hükümetin] istisna halini hızla bütün bölgelere genişletmesine izin verecektir, öyle ya pratikte başka yerlerde başka vakaların görülmeme ihtimali yoktur.”

Yazının tamamı için: https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/

Viral istisna



Agamban’e yanıt çok geçmeden, kendisinden “kadim dostum” diye bahsettiği Fransız düşünür Jean-Luc Nancy’den geliyor. Nancy, hükümetlerin zaten katı cellatlar olduklarını vurgulayarak, Agamben’i gözden kaçırdıkları konusunda uyarıyor. Sözkonusu olanın tüm dünyayı etkileyen “viral bir istisna”, bir pandemi olduğunu ve Agamben’in “istisna” olarak bahsettiğinin artık bu dünyanın kuralı olduğunu söyleyen Nancy şöyle diyor: “Giorgio, hükümetlerin sürekli olarak istisna hali yaratmak üzere her türlü bahaneyi kullandığını belirtiyor. Ancak her alanda (hareket, her türde ulaşım, tohumlama, maddelerin yayılması vs.) teknik olarak her şeyin birbirine bağlı olduğu, bu bağlantıların nüfusa oranla artarak daha önce görülmemiş bir yoğunluğa ulaştığı bir dünyada istisnanın kural haline geldiğini gözden kaçırıyor. Zengin ülkelerde bile nüfusun bu artışı ömrün uzayacağı beklentisini beraberinde getiriyor, bu da yaşlı ve genelde risk altında olan insan sayısının da artacağını gösteriyor.

Yanlış hedefi vurmamak için dikkatli olmalıyız: mevzu bahis olan uygarlığın tamamı, bundan hiç şüphe yok. Burada bir tür viral istisna –biyolojik, bilgisayar-bilimsel, kültürel– söz konusu, bu da pandemi. Hükümetler katı cellatlardan gayrı bir şey değildir, burada onlara patlamak politik bir düşünceden ziyade şaşırtma manevrası gibi görünüyor.”

Yazının tamamı için: https://terrabayt.com/dusunce/viral-istisna/

Gözetlemek ve cezalandırmak

Koronavirüsü, kapitalizme indirilen “Kill Bill-vari” bir darbe olarak değerlendiren ve virüsün komünizmin yeniden yükselmesine olanak tanıyacağını düşünen Sloven sosyolog ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek ise tartışmaya Nancy cephesinden dahil oluyor. Agamben’in devlet kontrolüne işaret etmesini ve bunu gündemleştirmesinin kıymetli bir tartışma alanı olduğundan dem vuran Žižek, Agamben’in önermesinde yanıtlanmaya muhtaç pek çok soru olduğunu söylüyor.

Neden hükümet ve devletlerin, kendilerine olan güveni daha da sarsacak bir paniği tetikleyeceklerini anlayamadığını söyleyen Žižek şöyle diyor: “Agamben, sürmekte olan salgınlarda devlet kontrolünün fiili işlevinin önemli bir veçhesini betimliyor. Fakat hala izaha muhtaç sorular var: Neden Devlet iktidarı, beraberinde devlete karşı güvensizliği getiren (çaresiz kaldılar, yeterli değiller), ayrıca sermayenin tıkır tıkır işleyen yeniden üretimini bozan böyle bir paniği desteklemek istesin ki?

Gerçekten kendi sultasını canlandırmak için küresel bir ekonomik krizi tetiklemek sermayenin ve devlet iktidarının çıkarına mı? Yalnızca sıradan insanların değil aynı zamanda devletin ta kendisinin de panik içinde olduğunu, durumu kontrol edemediğinin tamamen farkında olduğunu gösteren bariz işaretler aslında sadece savaş hilesi mi? Agamben’in tepkisi, virüsün yayılmasıyla ortaya çıkan ‘abartılı panik’i, toplumsal kontrol amaçlı iktidar uygulamalarıyla dizginsiz bir ırkçılığın ifadesi olan belli unsurların karışımı olarak gören yaygın Sol duruşun uç bir formu (“ya doğayı ya da Çin’i suçla”).

Gelin görün ki böyle toplumsal bir yorum tehdidin gerçekliğini ortadan kaldırmıyor. Bu realite bizi kendi özgürlüklerimizi azaltmaya itiyor mu? Karantinalar ve diğer tedbirler elbette özgürlüğümüzü kısıtlarlar, bu konuda olası istismarları ortaya çıkarmak için yeni Assange’lar lazım. Fakat viral enfeksiyon tehdidi, yeni yerel ve küresel dayanışma biçimlerine muhteşem bir ivme verdi, dahası bizzat iktidarı kontrol etme gereksinimini aşikâr hale getirdi. İnsanlar devleti sorumlu tutmakta haklılar: İktidar sende, hadi göster ne yapabileceğini!”

Yazının tamamı için: https://terrabayt.com/dusunce/gozetlemek-ve-cezalandirmak-mi-evet-lutfen/