Kurdîlikle evrenselliğin birliği

Gazetemizin 13 Şubat 2020 tarihli sayısında Cihan Deniz’in yazdığı yazıdan şu iki paragrafı aktarıyorum:

“İmralı’da Öcalan, fiziki olarak tarihin görebileceği en hukuksuz tecridi fikren parçalamış ve sadece Kürtlerin değil dünyanın neresinde olursa oldun tüm ezilen, dışlanan halkların, dinlerin, mezheplerin kendi mücadeleleri için rehber alabilecekleri bir sistem ortaya koymuştur. Ve bu sistem İmralı’nın duvarlarını aşarak dünyanın dört bir yanında ezilen halkların, kadınların mücadeleleri bağlamında tartıştıkları, nasıl uygulanacağı üzerine kafa yordukları bir konu haline gelmiştir; ama en acısı şu an itibarıyla en az tartışıldığı yerin Kuzey Kürdistan olmasıdır.”

“Uluslararası komplonun 21. yılında barış ve demokrasi güçlerine düşen, Abdullah Öcalan’ın verdiği mücadele ve ortaya koyduğu paradigmasal dönüşüm ile aslında anlamsız hale getirdiği tecridin ve esaretin, ortadan kaldırılmasıdır. Ama bundan daha az önemli olmamak üzere, İmralı’da ortaya konan paradigmasal dönüşüm temelinde yeni bir akademileşme hareketi ile İmralı’da ortaya konan paradigmasal kopuşun toplumsallaştırılmasıdır.”

Okuyup geçtiğinizde bu satırlar size fazla bir şeyler anlatmayabilir. Ama eğer üzerinde düşünülürse, PKK Önderi’nin tecritten çıkarılması, Türkiye ve bölge, hatta dünya siyasetinde özgürce rol oynayabilmesi için, asıl sorunun ne olduğu çıplak bir şekilde kavranacaktır.

Cihan Deniz, gürültüsüz bir üslupla Kuzey Kürdistan’da yaşanan düşünsel ataleti açık bir şekilde eleştirmiş. Bu eleştiri mücadelenin bütün alanlarına yöneliktir. Buna bizim medyamız da dahildir. Apocu düşüncenin şeklen tekrar edilmesi, Öcalan’a bağlılığın her gün yinelenmesi, buna karşılık bu düşüncenin Kuzey’de bir türlü “toplumsallaştırılamaması” devrimci mücadelenin en güncel ve stratejik meselesidir.

Komplo günlerinden başlayarak günümüze kadar halk ve onun örgütçüleri PKK Önderinin özgürlüğü uğrunda eşi benzeri olmayan bir mücadeleye imza attılar. Kürdistan’ın aydınları da bu mücadelede sanatçısı, edebiyatçısı, yazarı ile yerlerini aldılar. Hiç kuşkusuz pek çok Kürt düşünürü Öcalan’ın paradigma devrimi hakkında önemli yazılar da yazdı. Boşluk Öcalan’ın paradigma devrimini Kuzey’de toplumsal niteliğe kavuşturmadaki zayıflık.

Cihan Deniz yeni bir akademileşmeyle “paradigmasal kopuşun toplumsallaştırmasından” söz ederken doğru bir saptama yapmıştır.

Hiç kuşkusuz “akademileşme” dediğimizde, dar bir elitin düşünsel örgütlenmesinden söz etmek yanlış olur. Akademi paradigmasal kopuşun temellerini, dayandığı felsefi, tarihsel, sosyolojik köklerini inceler. Yeni gelişmelerin ışığında Öcalan’ın düşüncesini geliştirir. Ama akademi kendi başına “paradigmasal kopuşun toplumsallaştırılmasını” sağlayamaz. Ne yapar? Toplumsallaşmayı sağlayacak düşünceyi derinleştirir ve böylece bu düşünceyi toplumsal bir harekete dönüştürecek olanların eline teorik silah verir.

Bundan sonrası bu zengin düşüncenin popüler hale getirilmesidir. Toplumun bütün kesimlerinin algı düzeyine uygun malzemelerin üretilmesidir. Örneğin renkli resimli bir çocuk dergisinde, diyelim ki Quto’nun “dar milliyetçilikten” “demokratik ulus” paradigmasının bilincine varma serüveni, onun biri Türk, diğeri Ermeni, ötekisi Êzîdî çocuklarla sömürgeciliğe karşı yaşadıkları çizilip, yazılırsa, bu yayın ilginç bir “toplumsallaşmayı” sağlayabilir. Medyamızda Öcalan’dan “alıntılarla” yetinmeyen, onun düşüncesini somut gelişmelere, anlaşılır bir dille uyarlayan “akademik” içerikli popüler makaleler, polemikler aynı işlevi görebilir. Basitçe söyleyecek olursak, susturulan ve toplumdan tecrit edilen Öcalan’ı toplumun içinde her gün yeniden yaşatmak, sorulara adeta onun ağzından yanıt vermek, tecridi kırmanın ve Öcalan’ı özgürleştirmenin yöntemlerinden biri olur.

Bunun önemi nerededir?

Kürt özgürlük hareketi, her hangi bir milliyetçi hareketten farklı olarak “sosyolojik bakımdan büyüme yeteneğinde”dir. Sömürgeciliğe isyanla başlayan bu hareket, Öcalan’ın yarattığı paradigmal kopuşla birlikte dünyanın bütün sistem karşıtlarını kucaklayacak muazzam bir düşünsel güce kavuşmuştur. Onun bir yanı Kurdîlikse, diğer yanı evrenselliktir.

Kurdî yanının temeli, bu harekette öncü gücün tüm Ortadoğu’da ve göçün yayıldığı her yerde Kürt halkı olmasındandır. Güçlü, özellikle ideolojik bakımdan güçlü Kürt yurtseverliği, devrimi evrenselliğe götürür, evrenselliğin güçlenmesi Kürtlüğü özgürlüğe taşır. Kurdîlikle evrensellik arasındaki diyalektik ilişki böyledir.

Yeniden Cihan Deniz’in saptamasına gelirsek, şu gerçeği görebiliriz: Devrimci süreçte en büyük tehlike hareketin Kürdistan’a hapsedilmesi, bir bakıma uluslararası komplonun derinleştirilmesidir. İmralı’da Öcalan toplumdan, Kürdistan’da devrim dünyadan koparılmak istenmiştir.

Çözüm paradigmal kopuşun toplumsallaştırılmasındadır.