Kürdistan modeli

Devletin ayakta tutmaya çalıştığı tekçi toplum projesi iflas etti. Devlet kurulduğu günden beri bütün toplumu Türkçü-Sünni İslamcı bir cenderede eritmek, tek kalıba dökmek istedi ama olmadı. Kürtler başta olmak üzere tüm ezilenlerin mücadelesi, ağır bedeller pahasına olsa da bu kalıpları paramparça etti. Şimdi gündeme gelen eskinin tamamen temizlenmesi ve tüm ezilenlerin temel haklarını kabul eden yeni bir toplumsal sözleşme yapılmasıdır. Yeni bir düzenin hep birlikte kurulmasıdır.

20 senedir mızrağın çuvala sığmadığı açıkça görüldü. Kürdistan halkı kurşun yağmurlarına göğüs gererek Serhildanları başlattı. 93 konseptini yerle bir etti. O günlerden beri devlet ve PKK arasında birçok görüşme yapıldı. Kamuoyunda demokratik-barışçı çözüm önerileri tartışılmaya başlandı. Ne yazık ki yapılan tartışmalar statükocular tarafından bastırıldı ve kirli imha savaşı sürdürüldü. Aradan geçen acılı yıllar statükocuların hüsranla yenilgiye uğramasıyla sonuçlandı. Böylece demokratik-barışçı çözüm kaçınılmaz olarak gündemin başına yerleşti.
20 senedir Bask modeli, İRA modeli, Güney Afrika modeli vd. çok incelendi, çok tartışıldı. Şüphesiz ki diğer halkların yaşadığı deneyleri değerlendirmek ve onlardan yararlanmak gerekir. Ama “Aynı suda iki defa yıkanılmaz” ise bunu da unutmamak gerekir. Yer-zaman koşullarını hesaba katmayan yaklaşımlar-öneriler fazla yararlı olmaz. Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun özgüllükleri, bugünkü dünya şartları göz önüne alınarak bir çözüm oluşturmak şarttır.
Soruna demokratik-barışçı çözüm bulmak için en az yirmi denedir kafa yoran, emek veren Kürdistan halk önderi Sayın Öcalan’dır. Ters yöndeki bütün baskılara-kışkırtmalara rağmen Öcalan çabalarını sürdürmüş ve 21 Mart 2013 Newroz çağrısıyla yeni bir çözüm süreci başlatmıştır. Buna Kürdistan modeli diyebiliriz. Gerillanın resmen ateşkes ilan etmesi ve cesaretle çözüm yürüyüşünü başlatmasıyla çözüm süreci ciddi olarak ilerlemektedir. Sürecin kesintisiz ilerlemesi ve kalıcı bir barışçı çözümle sonuçlanması tüm toplumsal güçlerin mücadelesine bağlıdır.
Durum bu iken bazı güçlerin tavırları hala muğlak ve kuşkuludur.
Hala Müslümanlık adına barışa karşı çıkanlar var. Müslümanlık adına Müslüman halkları birbirine kırdırmak isteyenler var. Yaptıkları hiçbir dine-inanca sığmaz bir sahtekarlıktır.
MHP ise hala aynı hamam aynı tas, ırkçı-kışkırtıcı söylemlerle çözüme takoz koymaya çabalamaktadır. “MHP’dir, üzerinde durmaya değmez” denemez. Bu parti hala milyonlarca oy alıyorsa, en azından kendisine oy veren seçmeni düşünmesi, onlara ihanet etmemesi gerekir. Bu kışkırtmalarla günü kurtarma politikasının hangi Türk’e ne faydası var? Barışçı çözüm, bir avuç savaş rantçısı dışında MHP’ye oy veren yoksul Türklerin de lehine değil mi?
CHP ve kendisini solcu-demokrat olarak tanımlayanların durumu ise daha da ilginç. Bu kesimler hala “Barıştan yanayız, çözümden yanayız ama…” diye başlayıp kıllarını kıpırdatmıyorlar ya da sürecin karşısında yer alıyorlar. Böylesine büyük bir değişim karşısında hazırlıksız-şaşkın-tedirgin olan farklı kesimlerin endişeleri-eleştirileri normaldir ve ciddiyetle ele alınmalıdır. Ama bu kesimler de şunu anlamalıdır ki bu görüşlerini söyleyebilmeleri bile ancak ateşkes ve barış ortamında gerçekleşebilir. Her gün onlarca cenaze gelirken, çatışmalar-linçler her yeri sarmışken kim neyi konuşabilir ve dinleyebilir? Bu kesimler son yirmi senede ve düne kadar yaşananları hemen unuttu mu?
Uzaktan bakıp eleştiriler yöneltmekle bir sonuç elde edilemez. Elbette Kürtler dışındaki ezilen ulusal toplulukların da, Alevilerin ve diğer dini inanç topluluklarının da, işçi sınıfı ve ezilen-sömürülen tüm emekçilerin de haklı demokratikleşme istemleri vardır. Ama bunların gerçekleşmesi de barışçı ortamda ve birlikte mücadeleyle olacaktır. Bu nedenle tüm ezilenler kendi aralarında sürtüşmek yerine egemen statükoya karşı birleşmek ve birlikte mücadele etmek zorundadır.
“Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam” şiarıyla birleşen tüm ezilenler sürecin gerçek sahipleridir. Sürecin gerçek sahipleri mücadelelerini hep birlikte yükselttikleri ölçüde özlemlerine kavuşacaklardır. Ortadoğu’da Kürdistan halkının demokratik kurtuluş-özgürlük-barış mücadelesi ekseninde yeni bir çözüm modeli yaşama geçiyor. Bu çözüme bütün ezilenler, herkes kendisini katmak zorundadır. Sonuçta sadece Kürtler değil, hepimiz özgürleşeceğiz. Buna Kürdistan modeli diyeceğiz. Başka ezilen halklara da örnek bir model olacak.
“Kurtuluş yok tek başına,
Ya hep beraber ya hiç birimiz”