Kürdistan’da kriz ve çözüm sistemi – Nurhak DOĞAN

Kürdistan’da sistem tartışmaları gibi görünen tartışmaların kökeninde “küçük olsun benim olsun” anlayışı var. Bu durum, bu tartışmaları baştan kısırlaştırıyor. Mülkiyet anlayışıyla gelişen sistem tartışmalarının Kürdistan halkına hiçbir şey kazandırmayacağı kesin. Mülkiyetçi zihniyetten sıyrılan sistem tartışmasının, demokratik özerk sistemle sonuçlanacağı kesindir.

Özerk yönetim, doğrudan halkın kendini yönettiği, yönetimin üst akıl olarak halkın üzerinde iktidar inşa etmediği komünal yönetimdir. Tüm Kürdistan ve Ortadoğu için en verimli yönetim tarzıdır. Çünkü Ortadoğu’da mevcut ulus devlet sınırları içinde tüm etnik gruplar, inanç grupları ve toplumsal kültürel gruplar yaşamaktadır. Bundan dolayı da tüm Ortadoğu’yu bir Kerkük, Minbic, Kars gibi düşünmek en doğru olandır.

Demokratik özerk yönetim salt farklı etnik grupların bir aradalığı için uygun bir sistem değildir. Bu sistem, aynı etnik gruptan olan, aynı inancı paylaşan toplum kesimleri için de en uygun sistemdir. Çünkü, etnik ve inanç ortaklıkları olsa da toplum, hiçbir zaman teklikleri, mutlaklıkları kabul etmeyen, kendi içinde barındırmayan bir oluşumdur. Birçok farklı görüş, yapılanma, kurumlaşmaları da barındırabilir. Bundan dolayı da tüm toplumlar için demokratik özerk yönetimi öngörmek en demokratik ve toplum doğasına uygun sistem olur. Özellikle Başûr Kürdistan’da geliştirilmeye çalışılan bu tartışmaların özünde toplumun istemleri denebilecek düzeyde bir doğrudan demokrasiyi kapsamadığı, bundan dolayı ısrarla yönetim erklerince gündemleştirilmeye çalışıldığı bellidir.

Topluma mal olmayan hiçbir sorun, toplumun sorunu değildir. Topluma mal olmayan hiçbir çözüm de toplumun çözümü olmayacaktır. Ve kendisiyle yeni ve daha büyük sorunları getirecektir. Sonuç ya hüsran ya da daha kötü bir egemenliktir.

Sorun kavramı, neredeyse Kürt ve Kürdistan kavramlarıyla özdeşleştirilmiş. Ancak Kürdistan’da hiçbir kriz bölgesel değildir. Kürdistan’ın bir köyünde yaşanan küçük bir sorun da siyasidir, deprem de olsa siyasidir, ülke işgal edilse de siyasidir. Çünkü bölgesel olduğu kadar dar mahalli sorunların da çözümünde ortak zihniyet unsurlarına ihtiyaç vardır. Ve bu ortak zihniyet unsurları geliştirilemedikçe olağan toplumsal yaşamın karşısına çıkacak olan engellerin aşılması giderek zorlaşacak ve kriz halini alacaktır. Zînî Wertê krizi adı verilen süreç de böyledir.

Zînî Wertê süreci, işgalcinin işgalciliğini vesayet yoluyla sürdürme sürecine geçişinin adıdır. Meseleye bir tepe, bir kontrol noktası diye bakmamak gerektiği söyleniyor. Evet ancak Ortadoğu’da yaşayanlar, savaşanlar ve savaşların tanığı olanlar bilirler ki, bir kontrol noktası demek bir köyü-bölgeyi-şehri kontrol etmektir. Mesele üç beş metrekarelik yere kulübe koyma meselesi değildir.

Zînî Wertê düğümü, işgalci Türk devleti Biradost alanlarına yönelik kapsamlı saldırılar düzenlemiş, sayısız köyü yıkmış, halka büyük zararlar vermiştir. Tabi Kürdistan özgürlük hareketi PKK de bu saldırılarda belli sayıda şehitler vermiştir. Tüm bunlar Kürt düşmanı AKP-MHP’nin saldırıları kadar Başûrlu güçlerin sessiz onayı ile gerçekleşebilmiştir.

Güneyli güçlerin Türk işgal saldırıları karşısındaki ezik ve işbirlikçi duruşları Kürdistan davası uğruna verilen bedelleri yozlaştırıyor. Çünkü verilen tüm bedellere rağmen Bakur Kürdistan halkının kendi toplumsal haklarına kavuşmaması, soykırım siyasetinin sürmesi için beka adına her türlü insanlık dışı saldırıları, vahşeti gerçekleştiren Türk işgalci devletinin saldırıları karşısında bu saldırıları engelleme adına hiçbir adım atmamak, hiçbir tutum sergilememek düşmana hizmet etmek demektir.

Ölümün, öldürmenin, şiddetli saldırıların olduğu ve bu saldırılar karşısında sessizlik adı altında onaylamanın olduğu böyle bir dönemde ulusal birlik çağrısı, başka bir şey yapamamanın iyi niyet beyanı olmaktan öteye gidemez. Çünkü ulusal birliğin oluşması için ilk önce Kürdistani güçlerin en temel ilkede buluşması lazım. Yani Kürt düşmanlarına karşı ortak tutum alınmalı. Oysa Güneyli güçler şahsında yaşananlar değil Kürt düşmanlarına karşı tutum almak, Kürt düşmanlığı yürüten işgalci Türk devletinin saldırılarını onaylama vardır. Güneyli güçler şahsında PKK’nin odak gösterilerek Başûrê Kurdistan’a yapılan saldırıları kendi iktidar alanını büyütme vesilesi olarak görme vardır.

Zînî Wertê, Türk işgal saldırılarının KDP eliyle sürdürülmesi adımıdır. KDP’nin Kürdistani değerlere saldırarak, Kürdistani değerleri zayıflatarak Kürtler içinde iktidarını güçlendirme adımıdır. Kriz adını alması Kürtler içinde Türk sömürgeciliğinin, işgalciliğinin meşrulaştırılma çabasının PKK ve Kürt halkı tarafından görülmesinden ve kabul edilmemesindendir.

Kontrol noktası adı verilse de yanı başlarında Türk savaş uçaklarının PKK gerillalarına saldırarak 3 gerillayı katletmesi, KDP ve Türk işgalciliğinin kontrol dedikleri şeyin PKK’ye karşı soykırım uygulamak olduğu netleşmiştir.

KDP, kendi aklıyla Türk soykırımcılığına hizmet ediyor, Türk uçaklarıyla vurdurarak da Kürtlerin tepkisini soğutmaya, tepkiden kurtulmaya çalışmaktadır.

Kürtler, böyle bir kriz ortamında, ulusal birlik çağrılarının sonuç vermeyeceğini biliyor. Bundan dolayı ulusal birlik adımlarından önce krizin aşılması, düğümün çözülmesi gerekir. Soğumuş görünen süreç kolay soğumayacaktır. Düğümün çözülmesi için KDP’nin işgal ettiği yerlerden çekilmeli, eski pozisyona dönmelidir. Başka yol yoktur.