Küresel salgın yayılıyor ya önlemler!

Dünyayı 4 ayda teslim alan koronavirüs yayılmaya devam ediyor. Yayılma hızı ve etkilediği insan sayısı kesin olarak bilinmiyor. Çin’de bir yerel pazarda insana bulaştığı söylenen virüs, ardından hızla yayıldı. Global ekonomik faaliyetler ve insan sirkülasyonu virüsün tüm dünyaya yayılmasını sağladı. Şimdi dünya, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un deyimiyle koronavirüs ile “savaş” halinde.

İnsanlık tarihinde nice “salgınları” atlatan insanlar, bu salgını da atlatacak elbet. Ancak ağır bedeller ödeyerek.

Salgın ile savaşta belirli bir mesafe alan Çin ve Güney Kore’yi bir yana bırakırsak; başta AB üyesi ülkeler olmak üzere, birçok ülke koronavirüs ile nasıl baş edecekleri konusunda tedbirler alma ve uygulamada çok geç kaldılar. İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkeler şimdi bu “gecikmenin” yarattığı kaos ile mücadele ediyorlar. Sert önlemler, OHAL, sokağa çıkma yasakları ile virüsün yayılma hızını “yavaşlatmayı” umuyorlar.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen koronavirüs ile ilgili olarak yaptığı açıklamada bu durumu açıkça itiraf ediyor: ”Bence uzman olmayan hepimiz başlangıçta daha Çin’de yani Wuhan’da iken korona virüsünü hafife aldık. Ancak bu arada bunun bizi uzun süre meşgul edecek bir virüs olduğu da anlaşıldı. Tavsiyeleri dinlememiz çok önemli virüsün yayılmaması için. İki hafta önce ya da üç hafta önce kulaklarımıza sert, acımasız gelen tüm bu önlemlerin şimdi olması gerektiğini anladık.” Buna benzer açıklamaları başka liderlerden de duyduk. ABD ve İngiltere’nin koronavirüs ile mücadelede hala “ayak” diretmesi düşündürücü. Trump’ın Almanya’da geliştirilen bir aşının “haklarına” alıcı olması, İngiltere’nin virüsle mücadelesinde “toplumsal bağışıklık” yaklaşımından vazgeçerek, “strateji” değişikliğine gitmesi gibi gelişmeler “faturanın” yine halklara çıkarılacağını gösteriyor.

Salgın yayılırken bilim insanları ve kimi ülkeler “aşı” geliştirmek için zamanla yarışırken, gözünü kar hırsı bürüyenler, en iyimser tahminle bu aşıların 18 ay sonra “piyasaya” sunulacağından söz ediyorlar. İnsanların ve toplumların sağlığı nihayetinde bir “piyasa” sorunu onlara göre. Arz ve talep meselesi! Kapitalizmin çirkin yüzü!

İçerden, Türkiye’den baktığımızda durum daha iç açıcı değil. Hükümetin “ilan” ettiği önlemler ve tutumu, halk sağlığını korumaktan uzak. Vaka sayısı az olmakla beraber, salgının yayılma hızı alınan ve alınacak önlemleri yerle bir edebilir. Umreden dönenlerin büyük bir kısmının evlerine dönmeleri, karantina önlemlerinin elverişsizliği salgının yayılması konusunda toplumda endişe yaratmış durumda. Yine önlemler çerçevesinde kapatılan “kara kapılarındaki” yetersiz sağlık kapasitesi ve koronavirüs testinin yapılmaması diğer bir “endişe” kaynağı.

Koronavirüs testinin 81 ilde yapılmadığı da biliniyor. Şimdiye kadar kaç merkezde koronavirüs testinin yapıldığına ilişkin her hangi bir açıklama ya da bilgi yok. Üç merkezde koronavirüs testinin yapıldığını halk basın yoluyla duydu ama hangi merkezlerde olduğu bir muamma! Vaka sayısı ve hangi bölgelerde olduğu da açıklanmıyor. Şeffaflıktan uzak, halkı yeterince bilgilendirmeyen bir “kriz yönetimi” yöntemini tercih eden hükümet şu ana kadar 7 bin kişiye koronavirüs testi yapıldığını açıklıyor. Oysa virüsün Türkiye’nin her yerine bulaştığı varsayımı üzerinden 81 ilde virüs testi yapılması için acil tedbir gerekiyor.

Türk Tabipleri Birliği ve uzman STK’lar bu konuda son derece aydınlatıcı açıklamalar yaptılar. TTB yaptığı açıklamayla Sağlık Bakanlığının “resmi” rakamlarından daha fazla hasta olabileceği konusunda uyarı yaptı. TTB Sağlık Bakanlığına “krizi” birlikte yönetme çağrısında bulundu. Bu çağrının “yanıtsız” kalacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Vaka sayısı arttıkça Türkiye’de sağlık sisteminin çökeceği gerçeğini istatistik bilimi söylüyor. Mardin’de yükselen ses bu gerçeği tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. Mardin Tabip Odası Eşbaşkanı Dr. Osman Sağlam’ın yaptığı açıklama yeterince açık: “Kentte virüs teşhisi koyan bir doktor hastalığı açıklaması nedeniyle izne çıkarıldı. Hekimler teşhis koymaya çekiniyor.” Sağlık bakanlığının salgın karşısında aldığı önlemlerin etkisiz olduğunu, özellikle kara sınırlarından Türkiye’ye giriş yapan kişiler ve umreden dönenlere karşı sadece “ateşi var mı yok mu” gibi basit bir yöntemle salgının “önlenemeyeceğini” belirten Sağlam, “Özellikle Irak, İran, Türki Cumhuriyetler, Rusya ve diğer Kafkas ülkeleriyle olan taşımacılık işinden kaynaklı bölgemiz ciddi bir risk altında. Şu anda özelikle umre dönüşlerinin olması da ülkemizi risk altında tutmaktadır. Türkiye’de bu hastalığın salgın haline gelmesinde özellikle Sağlık Bakanlığı’nın ve diğer bakanlıkların muazzam bir eksikliği var.” Bu sese kulak vermek çok mu zor?

Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü salgın (pandemi) olarak ilan etti. Ülkeler de bu alarm karşısında harekete geçmek ve acil önlemleri almak zorundalar. Ulus-devlet bencilliğini aşarak, kar ve çıkar hesaplarından arınarak, uluslararası işbirliği ile bu salgınının üstesinden gelebilirler.