Küreselleşen dünyanın vebalıları: Evsizler !

Selma AKKAYA / PARİS

Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) Haziran sonunda yayınladığı Dünya Kaynakları raporunda 330 milyon hane ve buna karşılık gelen 1,2 milyar insanın “sürdürülebilir ve karşılanabilir barınma garantisinden mahrum“ olduğunu açıkladı. Söz konusu rakamın  2025 yılında yüzde 30 artacağı WRI raporunda ifade edilirken, yaşanan savaşla birlikte göç hareketliliğinin bunu daha da büyüteceğine işaret ediliyor. 

Özel mülkiyetin insan yaşamını tehdit eden başlıca engel olduğu kapitalist sistemde,  evsizlik sorunu her geçen gün büyüyor. Milyonlarca konut boş olarak bekleyip içten içe çürürken, milyonlarca insan başını sokacak bir çatıdan yoksun.  Modern kapitalist dünyanın özeti evsizlere bakıldığında anlaşılıyor!

Mega kentlerin gölgesinde evsizler!

Bugün dünyanın neresine bakarsanız bakın, en mega kentlerden, en kırsal kesimlere kadar barınma sorunu temel sorunlardan biri haline geldi. Fransa’da faaliyet yürüten Abbe Pierre Vakfı verilerine göre 3.5 milyondan fazla insanın kalacak düzenli bir evi yok ya da insanlık dışı şartlarda yaşıyor. Fransa’da 141 bin kişi sokakta yaşıyor. 694 bin kişinin barınma koşulları, çadır, baraka, karavan vb şekilde kendine ait sabit kalacak mekanı bulunmuyor. 2001 yılından bu yana ev problemiyle karşılaşıp kalıcı biçimde kalacak yer bulamayan insan sayısına 60 bin kişi eklenmiş. Bu veriler arasında yeni gelen göç dalgasının sokakta bulunan hali veri olarak bulunmuyor.  


ABD’de durum değişmiyor

Fransa’da hal böyleyken ABD gibi dünya devinde de durum değişmiyor. ABD Evsizlik ve Yoksulluk Ulusal Hukuk Merkezi verilerine göre, ülkede toplam 3 milyon civarında evsiz bulunuyor. Bunun 1 milyon 350 bini ise çocuklardan oluşuyor. Sadece New York kentinde Mayıs 2015 verilerine göre sokakta yaşayan insan sayısı 100 bini aşmış bulunuyor. ABD’nin 60 kenti çevresinde sadece çadırlardan oluşan 100’e yakın yeni kent bulunuyor. Çadır kentte çadır kurmak da belli bir kiraya mal oluyor. 45 milyon yoksulun olduğu belirtilen ABD’de çadır kentlerin alanı sürekli büyüyor. 

Almanya’da evsizlik sorunu büyüyor

Almanya Federal Evsizler Yardım Kurumu BAGW verilerine göre ülkede 39 bin kişi evsiz sokakta yaşıyor. Bunun dışında kalıcı konut sorunu yaşayıp, yurtlarda, geçici konutlarda yaşayan 335 bin kişi bulunuyor. Almanya’da bu rakamın 2018’de 540 binin üzerine ulaşması bekleniyor. BAGW konuya dair araştırmasında Almanya’da evsizlik sorununun büyümesini, kiraların ani yükselmesi, sosyal evlerin azlığı, küçük şehirlede ev sorunlarına çözüm üretilmemesi ve yoksulluğun büyümesine bağlıyor. 

Türkiye’de yüzbinlerce kişi sokaklarda yaşıyor

Türkiye’de durum farklı değil. Şefkat-Der verilerine göre İstanbul için  sadece sokakta yaşayan olarak 10 bin kişi olarak belirtilse de, kalıcı, sağlıklı barınma hakkından yoksun 1 milyon kişinin bulunduğunu ifade ediyor. Türkiye genelinde sokakta yaşayan kişi sayısı olarak 560 bin kişi tanımlanıyor. Buna çadır kentler, barakalar, prefabrik evler dahil değil. 


Brezilya’da da durum iç açıcı değil

Brezilya’nın Rio de Janerio kent merkezinde 2 bin 5 yüz insan bulunurken, Sao Paulo’da 10 bin insan sokakta yaşıyor. Geçtiğimiz yıl ülkede yeniden kamuya ait alanlarda barakaların kaldırılması ve devasa alış-veriş merkezlerinin yapılma sürecinde 60 bine yakın insanın kalıcı konutunu kaybettiği ifade ediliyor. 

Rakamlar sürekli büyüyor

Japonya’nın Tokyo kentinde evsizlik sorunu giderek ciddileşiyor. Şuan sokakta 5 bin kişi kentin değişik noktalarında kaldırımlar üzerinde yaşıyor.  İtalya’nın Roma kentinde 7 bin, Atina’da 9 bin, Budapeşte’de 10 bin, Buenas Aires 15 bin, Muabai 25 bin, Jakarta 28 bin, Moskova 50 bin, Manila 70 bin ve  Budapeşte 6 milyon insan evsiz olarak tanımlanıyor. Sovyetlerin yıkımıyla birlikte Orta-Asya ülkelerinde rüşvet, haraç, yolsuzluk ve mafya düzeninin hakim olduğu iktidarların başa geçmesiyle yüzbinleri bulan insan sokakta yaşamaya başladı. Ortadoğu, Afrika ve dünyanın birçok noktasında yaşanan savaşlarla birlikte bu rakamlar sürekli büyüyor. 


Savaşa trilyonlar, insanlara ev yok!

Finans ve inşaat sektörünün daha fazla kazanma hırsı, trilyonlarca uluslararası askeri harcamalar, askeri operasyonlar, kapitalizmin devrevi krizi, neo-liberal politikalar sonucu evsizler ordusu giderek büyüyor. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25. maddesi, bu beyannameyi imzalayan her devletin insanların konut ve sosyal güvenlik sorunlarına “insani” çözümler getirmesini ön görürken, anlaşmaya imza atan ve dünyanın en gelişmiş ülkelerinde  dahi evsizlik-barınma sorunu daha da kronikleşiyor. 

Hatta bu alanda sadece süreç evsizlikle de kalmıyor. Örneğin ABD’nin bazı kentlerinde evsizlere gıda yardımında bulunmak suç olarak tanımlanıyor ve cezai yaptırımı bulunuyor. Yine bazı kentlerde kamu alanları boş arazi biçiminde dahi olsa çadır kurmak, yatmak, kalmak yasaklı. 

Dünyada 73.3 milyon işsiz!

Kırdan kopuş, sanayileşme vb tarihte evsizleşme sorunu hep var oldu. Dünyada evsizler ordusunun büyüme ivmesi kazandığı süreç ise 1970’lerden sonra başlıyor. 1970’li yıllardan sonra yaşanan ekonomik ve sosyal gelişmeler ve ardından yaşanan neo-liberal küreselleşme süreci işgücü piyasasında büyük alt-üst oluşları beraberinde getirdi. Bu aşamadan sonra uygulanan politik-ekonomik uygulamalar, özelleştirmeyi hızlandırırken, sendikaların etkileri azalmış, çok uluslu şirketler maliyetleri azaltmak için ucuz iş gücü arayışı hızlanmış, gelişmekte olan ülkeler İMF, Dünya Bankası vb kurumlarca borçlanma sarmalına dahil edilmiş ve bu süreçte işsizlik sorunu giderek büyümüştür.  ILO Uluslararası Çalışma Örgütü 2015 verilerine göre dünyada 73.3 milyon işsiz bulunuyor. İşsizlik oranındaki hızlı yükseliş beraberinde kalıcı konut sorununu büyüten temel etmenlerden.

Evsizlik halleri!

Sosyal sorunlar literatüründe evsizlik biçimleri şu şekilde açıklanıyor:

* Uzun süre bir sığınacak yerinin olmaması veya sınırlı olanaklara sahip olmak, 

*  Köprü altları, kapı eşikleri, arabalarda ve terkedilmiş binalarda, garlarda veya otobüs duraklarında yaşayanlar, 

*  Kamusal yardım olanaklarından yararlanma ihtiyacı olduğu halde (akıl hastası, sakat vb) uzun süre bu haklardan yararlanamayanlar,

* Ucuz otel ve motellerde uzun süre yaşayanlar,

* Sıcak bir ev ortamı sağlanamayan harap-dökük (barınak) mekanlarda yaşayanlar.

Evsizliğe çok çeşitli nedenler sebep olsa da bunun başında paranın olmaması, işsizlik ve evin kalıcı olarak kaybedilmesi vb nedenler sıralanıyor. Fiziksel ve ruhsal sağlığın yitirilmesi, boşanma, ev içi şiddet, istismar, alkol-madde bağımlılığı, yaşam biçiminde köklü değişimler (savaş-göç vb), doğum, ölüm, veya oturulabilir konut olanaklarının olmaması da ailelerin, bireylerin yaşam mekanları evlerini kaybetmelerine neden olabiliyor. Bu faktörler arasında en önemlisi işsizlik, şehir nüfusundaki değişme, nüfus yoğunluğu, kamusal yardımın azalması, şehir yaşamının maliyetinin artması vb olarak sıralanıyor. 

Kentlerden itilen yoksullar!

Evsizler ordusu bugün artık modern kentlerin etrafında, kaldırım taşlarında her kentin aslında iki kent olduğunu haykırıyor. Dünyanın birçok noktasında neo-liberal politikalar ve kentlerin yeniden sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılması bugün kentlerde mücadele eden birçok oluşum, hareketin neredeyse unuttuğu kentsel haklar konusunda mücadelenin gerekliliği daha da yakıcılaştırıyor. Kapitalizm kenti kendi mantığı çerçevesinde dönüştürürken, onu sadece yaşam mekanı olarak değil aynı zamanda değişim değeri olan bir meta olarak sürekli değişime uğratıyor. Dün Fransa tarihinde 3. Napolyon dönemi bunun en somut örneğiyken, günümüzde bunun adı Türkiye gibi ülkelerde TOKİ evleri, devasa AVM’ler, Paris’te banliyöler…  

Kentsel dönüşüm süreci tarihte hep var olmuş ve yoksulluk, işsizlik, evsizlik birbiriyle bağlantılı olarak bu çerçevede şekil almış. Örneğin 3. Napolyon döneminde Haussman ile Paris yeniden kentsel dönüşüme tabi tutuluyor. Haussman, yeni banliyöler bulvarlar inşa ederek on beş yılda Paris’in altyapısını yeniliyor. Aynı zamanda yeni bir yaşam biçimi inşa ediliyor. Paris dönemin endüstrisinin gereklerine ve taleplerine göre yıkılıp yeniden inşa ediliyor. O dönem Haussman’ın yeni kentsel dünyasıyla Paris varoşları silinip süpürülmüş, işçiler, dönem için marjinal grup olarak tanımlananlar kent dışına itilmiş, toplumsal düzeni, siyasal iktidarı tehdit eden bütün gruplar kent merkezinden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde aynı zamanda siyasal iktidar eskinin enkazı üzerine yenisini yaparken şiddeti kullanmaktan da çekinmemiştir. Paris komünü sürecine giden yolda bu 15 yıllık yeniden yapılandırma sonucu ortaya çıkmıştır. 

Kentsel hakların yakıcılığı

Günümüzde kentler dünyanın yoksul kesiminin büyük bir bölümü için, zenginliğin, gücün, aşırı üretimin, tüketim alanlarının merkezi. Toplumsal kesimler arasında ayrışma giderek derinleşiyor. Kent artık kamusal alanların şirketler tarafından işgal edilmesine katkı sunan geniş yerleşim alanlarıdır aynı zamanda. Bu anlamda kentsel haklar neo-liberal politikaların hız kazanıp derinleştiği günümüzde daha da önem kazanmıştır. 

Hak kavramının tarihi 2 bin yıldan fazla geçmişe sahip. Ulusal ve uluslararası metinlerde ise ancak son iki yüzyıldan beri yer almaktadır. Ki günümüzde bu şartlar bile uygulanmamaktadır. İnsanın temel hakları konusunda ortak kabul ettiği ilk güvence 1215 tarihinde kabul edilen Magna Carta Bildirgesi’nde başlamıştır. Bunu takiben insan hakları 1789 Fransız “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”nin kabulü ile özellikle devletlerin anayasalarında yer almaya başlayınca, uluslararası niteliğe bürünmüştür. Bildirgede bireyi devletten koruyan bir yaklaşımla; özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı, kişi güvenliği hakkı gibi temel haklar güvence altına alınmış ve bu tür haklara Birinci Kuşak Haklar adı verilmiştir. Sosyalist devrim ve refah devletinin gelişimine paralel olarak; örgütlenme, çalışma, barınma gibi haklar söz konusu olmuş ve bu tür haklara ikinci kuşak haklar adı verilmiştir. Özellikle modern kurumların gelişimine başında sosyalizmin etkisiyle işçi hareketleri ifade özgürlüğü taleplerinin ve demokratik hakların başlıca taşıyıcıları olma eğilimi göstermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından geliş-meye başlayan üçüncü kuşak haklara ise başka bir ifade ile dayanışma hakları da denilmektedir. Her ne biçimde tanımlanırsa tanımlansın, insanlık tarihi 1800’lü yıllardan günümüze birçok kanlı mücadele sonucu çeşitli haklar kazandı. Bu hakların arasında barınma hakkının yanı sıra sosyal haklar da mevcuttu. En temel insani gereksinimlerin karşılanmadığı günümüzde geçmişte bedellerle kazanılmış bir çok hakkın kaybıyla başlıyor. Barınma, konut, çalışma, eğitim, sağlık -ki bu liste uzayıp gider- gibi haklardan bahsetmek bugün artık bir lüks haline gelmiş bulunuyor. 

Çetin bir mücadele ihtiyaç!

 Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin büyük bir bölümünde toplusal kesimlerin çoğunluğu hala temiz içme suyu dahil, insani koşullarda yaşam alanlarından bütünüyle uzaktırlar. Bu anlamda hak mücadelesi ise neredeyse yoktur. Küçük kalkışmalar diyebileceğimiz, yerel kimi direniş noktaları oluşsa da barınma hakkı birçok ülkede mücadele yürüten sosyal hareketler tarafından hala soyut bir kavram olmanın ötesine geçememiştir. Oysa yoksullaşmanın derinleştiği, işsizliğin tavan yaptığı, etnik, dinsel dışlanma, cinsiyete yönelik ayrımcılık, göç, savaş vb tüm bu sarmalın içerisinde barınma sorunu en temel ihtiyaç olarak ortada duruyor. Evsizler ordusuna her geçen gün on binler katılıyor. 

Bugün evsizler sorununa kalıcı çözümler üretmek için, dünyanın bütün kentlerinde iktidarlar ile barınma hakkı için çetin bir mücadele yürütmekten başka çare bulunmuyor.  

Evsizlerin durumu her geçen gün kötüleşiyor

* 1970’lere kadar sokakta yaşayan evsizlerin yüzde 80’ninden fazlasını erkekler oluşturuyor. Bu tarihten sonra sistematik olarak kadın ve çocuk sayısında büyük bir artış yaşanıyor. Günümüzde kadın ve çocuk sayısı evsizler arasında yüzde 55 oranında.

 

* ABD’de sokakta yaşayan evsizlerin yüzde 37’sinde AİDS tespit edilmiş. Madde ve alkol bağımlısı oranı yüzde 49. Fransa’da bu rakam AİDS yüzde 11, alkol ve madde bağımlılığı yüzde 35, tüberküloz oranı yüzde 29. Evsizlerin büyük bölümünde geri dönüşü olmayan sağlık sorunları yaşanıyor. 

*  Dünyada soğuk hava koşulları nedeniyle her yıl 6 binin üzerinde evsiz donarak yaşamını yitiriyor. 

*  Evsizler konusunda en güçlü mücadele alanı Latin Amerika ülkeleri. Her yıl yüzlerce eylem gerçekleşiyor. Eylemlere yapılan saldırılarda çok sayıda insan yaşamını yitirirken, örgütlenme ağı giderek genişliyor. 

* Fransa, Almanya ve Avrupa’nın değişik kentlerinde sokakta yaşayan madde bağımlılarının kriz geçirip çevreye zarar vermemesi gerekçesiyle belli periyotlarda devletin görevlileri tarafından sokakta yaşayanlara uyuşturucu madde enjekte ediliyor. Kış aylarında ise soğukla mücadele adı altında alkol dağıtılıyor. 

* Kızıl Haç ve değişik yardım kurumları, Paris başta olmak üzere büyük kentlerde gıda dağıtımı yapıyor. ABD’nin birçok noktasında ise evsizlere gıda yardımı yapmak yasak!

Kaynaklar: 

20.yy kenti-imge yayınları

Tokh, Aykırı araştırma Yayınları-Köstebek İnsanlar

https:marhcforthehomeless2015.wordpress.com

Harvey David www.sendika.org erişimin tarihi