Kürt fotoğraf ve kartpostallarında sansür

Osman Hamdi Bey öncülüğünde hazırlanan “Elbise-yi Osmaniye Albümü”nde, Anadolu’nun ve Kürdistan’ın çeşitli kesimlerinden 20 dolayında Kürt fotoğrafına yer verildiği gibi, Max Fruchtermann tarafından hazırlanan ve Mert Sandalcı tarafından yayımlanan 3 ciltlik “Max Fruchtermann Kartpostalları Albümü”nde de, bir bölümü bu fotoğraflardan bir bölümü ise başka fotoğraflardan oluşan 20 dolayında Kürt kartpostalına yer verilir.

MEHMET BAYRAK

1839 yılında fotoğrafın bulunuşu ve 1869’da bunun bir türevi olan kartpostalın dolaşıma sokulması, Batı’da olduğu gibi Osmanlı toplumunda da büyük yankı yaratmıştı. Kuşkusuz, Batı’dan gelen bu gezgin fotoğrafçılar sonradan sabit stüdyolar açıyor ve başta Ermeniler ve Rumlar’dan oluşan birçok yerli eleman yetiştiriyorlardı ki bunların en ünlülerinden ikisi, Kürt görsel tarihi açısından da büyük önem arz eden Saray fotoğrafçısı Pascal Sebah ve kartpostal ustası Max Fruchtermann’dı.

Nitekim, bu yenileşme hareketinin önemli isimlerinden çok yönlü Osmanlı aydını Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1873 yılında Paris’te basılan “Elbise-yi Osmaniye”nin (Osmanlı Halklarının Giyim-Kuşamı) büyük boy fotoğraflarını Pascal Sebah çekmişti ki, bunlar arasında çok sayıda Kürt fotoğrafı da yer alıyordu. Nitekim bunların bazıları ile başkaca fotoğraflar sonradan Max Fruchtermann tarafından kartpostal haline getiriliyordu. Bu önemli çalışmaya öncülük eden ve Kürdistan’da kimi arkeolojik kazı çalışmalarında da bulunan Osman Hamdi Bey, Fransız Marie de Launay’la birlikte “Batılılaşma ve modernleşme” ekseninde bu çalışmayı hazırlarken, kimi figürler gerçek Kürt şahsiyetlerden seçilmiş, “Mardinli Kürt” örneğinde görüldüğü gibi kimindeyse kendisi bizzat “mankenlik” yapmıştır.

Kürt görsel tarihi açısından da son derece önemli olan bu nadir eserin yeni basımı, Siirtli aydın Fahri Aral aracılığı ve Erol Üyepazarcı’nın çevirisi ve detaylı bir sunumuyla 1999 yılında “Türkiye’de Halk Giysileri” adıyla Sabancı Üniversitesi tarafından yapıldı.

Yine 1890’dan itibaren İstanbul’da kartpostal yayıncılığına başlayıp 1918 yılında ölünceye kadar bu işi sürdüren Max Fruchtermann’ın, Mert Sandalcı tarafından 3 cilt olarak hazırlanıp 2 bin 200 kartpostalı barındıran ve Koçbank tarafından 2000 yılında İstanbul’da yayımlanan  kartpostal külliyatı da Kürt görsel tarihi açısından büyük öneme sahiptir.

Çünkü gerek Batılılar gerekse yerli okumuş insanlar, seyahatnamelerden sonra ilk kez bu görseller yoluyla Kürt insanını ve diğer toplulukları tanımaktadırlar. Bu nedenle, ağırlıkla Osmanlıca ve Fransızca, zaman zaman Ermenice ve Rumca da yayımlanan bu kartpostallar; çokkültürlülüğün izlerini yansıttığı gibi, Kürtlerin siyasal ve sosyal serüvenini doğru anlamak ve Kürdili dünyayı doğru algılamak için de anlatısal-görsel tarih açısından büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, gerek bir anlatı ürününün gerekse bir görsel ürünün, olguları yansıtması ve  yönlendirmesi  o halkın imajında önemli bir rol oynamaktadır.

Fotoğraftan kartpostala giden süreç

Daha çok fotoğraftan kartpostal yapılmakla birlikte, gravür başta olmak üzere çeşitli desenlerden de kartpostal üretildiği görülüyor. Sözgelimi, ilk kez fotoğraflanan 1853-56 tarihli Kırım Savaşı’na 300 kişilik bir milis birliğinin başında katılan Kızılbaş Kürt amazon Fataraş’ın –yani Kara Fatma’nın- yalnız siyasal-sosyal serüveni değil, görsel serüveni de ilginçtir.

Birey bazında yani belli bir kişilik olarak Osmanlı kadınını Batı literatürüne en çok sokan Fataraş’ın on dolayında gravürünü belirlemiş ve çalışmalarımızda yer vermiştik. Bunlardan, önce Fransız seyahat dergisi Le Tour du Monde, ardından Alman seyahat ve etnoğrafya dergisi Globus’da yayımlanan bir gravürün, sonradan renklendirilerek Fruchtermann tarafından kartpostal olarak yayımlandığını görmüştüm. Kartpostal, çoğu benzeri gibi iki dilliydi. Üstte, Osmanlıca olarak “Kürt cengâverlerinden Kara Fatma”, altta Fransızca olarak “Kara Fatma- Le Princesse Kurde” yani “Kürt Prensesi Kara Fatma” yazılıydı.

Tam da İttihad-Terakki’nın iktidara geçtiği dönemde bir de baktık ki, bizim “Fataraş”, Halil Hâmid adlı bir İttihadçı tarafından “Türk cengâveri”ne dönüştürülmüş. (Bkz. Siyanet Dergisi, Sayı:15/1914’ten aktarılarak, M. Bayrak: Geçmişten Günümüze Kürt Kadını, s. 186-190).

İttihadçılar’ın başlattığı bu “sansür ve saptırma” politikasının, o günden bugüne devam ettiğine tanık oluyoruz. Kimi tarihçiler ve yazarlar tarafından başvurulan bu örneklemeli uygulamalara geçmeden önce, gazeteci Ezgi Başaran’ın gündeme getirdiği böylesi bir habere değinmek istiyoruz. Başaran, “Abdülhamid’i Germeyen Kartpostallar 100 Yıl Sonra Doçenti Gerdi” başlığıyla verdiği haberde özetle şunları söylüyor: “Harput Mimarisi Sempozyumu’nda sergilenmesi planlanan kartpostallar, Misak-ı Milli’ye saygısızlık ve misyonerlik gerekçesiyle sansürlendi. Osman Köker tarafından sergilenen ve rahatsızlık yaratan kartpostallardan biri, Harput’ta bir Ermeni mahallesi, ikincisi Harput’taki  Amerikan Elçiliği tesisleri, bir diğeri Fransız Koleji’nin mızıka takımını yansıtan kartpostal. Fırat Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Yüksel Arslantaş’a göre, bu kartpostallarla Ermeni propagandası yapılıyor. Çünkü üzerinde İngilizce ve Osmanlıca yazıların yanında Ermenice de var. Arslantaş, konusu mimarlık olan bir sempozyumda insan görüntüleri olmasını maksatlı buluyor ve karşı çıkıyor.(Bkz. Hürriyet Pazar, 21.6.2009)

Sansür ve saptırma örnekleri

Osman Hamdi Bey öncülüğünde hazırlanan “Elbise-yi Osmaniye Albümü”nde, Anadolu’nun ve Kürdistan’ın çeşitli kesimlerinden 20 dolayında Kürt fotoğrafına yer verildiği gibi, Max Fruchtermann tarafından hazırlanan ve Mert Sandalcı tarafından yayımlanan 3 ciltlik “Max Fruchtermann Kartpostalları Albümü”nde de, bir bölümü bu fotoğraflardan bir bölümü ise başka fotoğraflardan oluşan 20 dolayında Kürt kartpostalına yer verilir.

Bunların arasında “Yaşlı Kürt, Kürtler, Saz çalan Kürt âşık, Yerli giysileriyle bir Kürt, Genç Kürt erkeği, Kürt dilenci, Kürt kadını, Geleneksel kıyafetiyle Kürtler,  Kürt beyi, Kürt soylusu, Kürt cengâverler/ Kara Fatma, İhtiyar Kürt” başlıklarıyla verilen çoğunluğu renklendirilmiş Kürt kartpostalları bulunuyor.

Bu Kürt fotoğraf ve kartpostallarının birçoğu, uzun bir aradan sonra Kemalist gazeteci ve yazar Server İskit’in 1950’li yıllardan itibaren yayımlamaya başladığı “Resimli Tarih Mecmuası”nda yer alır. Ama açıklayıcı altyazılarıyla nasıl sansürlenerek ve saptırılarak verildiğini, yakın dönem tarih dergilerinden “Toplumsal Tarih Dergisi”ndeki objektif örneklerle ve kendi çalışmalarımızdan özgün altbaşlıklarıyla karşılaştırarak vereceğiz.

Kimi zaman, birincil kaynakların da hataya düştüğüne tanık olabiliyoruz. Buna bir örnek olarak, (3) nolu resmin Atlas Dergisi’nin “Bir Zamanlar Türkiye” konulu ekinde yer alan (Resim-7)yi gösterebiliriz (Age, Sayı:134/ 2004).

Burada, hiç bir irdelemeye girilmeden 1873 tarihli eserdeki resim altyazısı olduğu gibi çevrilerek verilmiş. Burada, “Afşar oymağından Kürt kadını” ibaresine yer verilmiş. Oysa, Erol Üyepazarcı’nın sözkonusu esere yazdığı açıklamalı giriş yazısı incelenseydi bu hataya düşülmeyecekti. Çünkü burada, Afşarlar’ın Oğuz boylarından biri olduğu, dolayısıyla Kürt olmadıkları, ancak iki topluluğun bazı benzerliklerinden dolayı Osman Hamdi Bey’in yanılgıya düştüğü ifade edilmektedir. Keza bugün bile Yozgat bölgesinde önemli bir Kürt kolonisi bulunmaktadır. Yine kimi fotoğraflara kaynaklık eden “Viranşehir Kürdü” ibaresi de, Bülent Ecevit’in geldiği Kastamonu yöresi Kürtlerini çağrıştırmaktadır.