Kürt kanında mutluluk

Türk devletine bitişik İdlib’de üslenip TC’den beslenerek gelişen Nusra cephesi, IŞİD’den kopan en etkin El Kaide türevidir.

Nusra çetesi ile Türk devleti karşılıklı çıkar üzerine biribirini kullanıyordu.

Nusra için, Türk devleti ikmal üssü, öte yandan, dünyaya açılan tedarik kapısıydı.

Afganistan, Özbekistan, Uygur’dan gelen çeteler, bu kapıdan içeriye giriyor, silah, mühimmat ve her türlü savaş malzemesi, yine buradan sağlanıyordu.

Buna karşılık El Nusra, hırsızlık, talan ve gaspla elde ettiği ganimetleri, Türk pazarlarında müşterisini buluyordu. Karşılıklı kazanç iyi idi. Çalıntı, talan ve kan dine uygundu.

İkiliyi, derinliğine birbirine bağlayan bir müşterek de Kürt düşmanlığıydı.

Bu tablo içinde, işler yolundaydı. Ancak, Suriye, ülkesini istila eden çeteleri temizleyip 2018’de, sıra İdlib’e geldiğinde, iki taraf telaşlanmaya başladı. Nusra can, Türk Faşizmi de, savaştaki tabancasını kaybetme derdine düştü.

Sur’u, Cizre’yi, Nusaybin, Şırnak’la birlikte ve altı Kürt şehrini daha insan başına yıkmış, buna rağmen “insanlık ne yana, dostum?” diye düşünmemiş, aç ve açıkta kalan yüz binlere bir ekmeğin bile ulaşmasını engellemiş, ötede Efrîn’e tank, top, uçakların eşliğinde, kiralık katiller ordusuyla birlikte saldırmış Recep Erdoğan, Nusra’yı tehlikede görünce aniden, “safi insan” kesilmiş, bir kere daha iş ortağı Putin’e sığınmıştı.

Danışmanlarının yazıp cebine koyduğu sloganı da hazırdı:

“Suriye müdahale etmesin ve İdlib’de insan kanı akmasın!..”

Ve Putin, İran’ın da katılımıyla, Soçi’de üçlü bir toplantı düzenliyor ve “insaniyet adına“ Erdoğan’ın Nusra çetesini kurtarma planını onaylıyordu.

Erdoğan’ın planı basitti. Allahu ekber diye bağıra bağıra insan kesmen, diri diri yakan, insanları topluca topluca kuşuna dizen, tecavüzcülüğü, kadın satış pazarları kurmayı, talanı, soygun ve hırsızlığı İslam’a hizmet olarak sunan canileri koruma şemsiyesi altına alıyordu.

“İnsanlık için, hadi alkışa…”

Oysa, Kürtler sözkonusu olduğunda, “safi insan” figürü kararıyor, Faşizm ruhunun gözlerine kan iniyor, Erdoğan’ın orduları öldürmeye koşuyordu.

Erdoğan, şu sıralar, Kürt bölgesi Kuzey Suriye’ye bakıp bakıp dişlerini biliyor.

İnsan kanında şenlik fermanı da hazır. Onu duyurmak için, dostlarıyla yeme, içme masası bile kurdu. Bir yanında Putin, öte yanında Merkel ile çocuk suratlı Fransız İstanbul’da şatafatlı sofrada nadide yemekler taam eylediler.

Masada konu, Suriye’de barışı sağlamak ve kan akışını sonsuza dek önlemekti.

Ama aynı gece, Erdoğan’ın orduları, Kürt topraklarında kan akıtma seferindeydi.

Kenan Evren’den beri her dönemin danışmanı olan İlnur Çevik yazıyordu:

“Cumhurbaşkanımız, İstanbul’da Cumartesi günü Rusya, Fransa ve Almanya liderleri ile yaptığı zirvede, bu konuyu (Rojava’ya saldırı) ele aldı. Ertesi gün de Türkiye Fıratın doğusunu vurdu.“

 IŞİD de, dost ve koruyucu kalkanı Türk ordusuna paralel, saldırıdaydı. Bu toz ile duman arasında, Suriye katillerinin kimlikleri birbirine karışıyordu.

Erdoğan, dişlerine taze kan değmiş kurt gibi, zevkten kendinden geçmişçesine Kürtleri kanatmaya kanatlanıyor, şöyle diyordu:

“İdlib’de büyük insani kriz yaşanmasının önüne geçerek Suriye halkının yanında olduğumuzu kanıtladık. İnşallah Suriye meselesinde uluslararası toplumun daha güçlü bir duruş sergilemesini de temin edeceğiz. Sadece bununla kalmayacak Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasını da çökerteceğiz. Planımızı programımızı da yaptık. Geçtiğimiz günlerde buna da başladık. Yakında terör örgütünün tepesine ineceğiz.“

Ve her şey, Türk halkını mutlu edip oyunu almak içindi. Hitler de, kanlı mutlululuk tabloları peşinde koşmuş, sonunda kendi kafasına kurşun sıkmıştı. İnsan kanında mutluluk arayanların sonuncusu olan Saddam, ipte sallanmıştı.

Kürtler mi? Onlar katillerini göme göme geliyorlar…