Kürt sineması için Kürtçe şart değil!

Sinema aynı zamanda endüstriyel bir alan. Dolayısıyla ticaretle doğrudan ilişkili ve istismara çok açık. Hollywood, satabileceği bir ürünün filmini yapar. İstediği kadar bir konuya inansın, o konu hakkında kafa yorsun ve anlansın, eğer kâr elde etmeyecekse onun filmini yapmaz.

DİLAN KARACADAĞ

Sinemacı ve yazar Soner Sert, geçen yıl çıkan “Devletsiz Bir Ulusun Sineması” kitabında beş farklı yönetmenin 10 filmine yer vererek Kürt Sineması’nın sınır, vatan ve ölüm kodlarıyla okumaya çalıştı. Kürt Sineması’nın bu kodlar üzerinde okumanın kendi tercihi olduğunu belirten Soner Sert ile Kürt Sineması’nın kapsamı, bu kapsam bağlamında hangi öğelerin belirleyici olduğu hakkında konuştuk.

Kürt Sineması için belirleyici öğeler nelerdir? Mesela bu kategoriye tüm Kürt temalı filmler girer mi ya da yönetmenin Kürt olması yeterli mi?
Bu soru, ziyadesiyle geniş bir cevabı hak ediyor. ‘Devletsiz Bir Ulusun Sineması’ ismini taşıyan kitabımda tam olarak bu soruya yanıt vermeye çalıştım. Gerek sahada, gerekse de masa başında üretim yapan, Kürt Sineması’nı belirli bir estetik ya da finansal kalıba oturtmaya çalışıp, bunun üzerine kafa yoran her insan, bu soruya farklı yanıt verebilir. Neticede bunun tek bir formülü yok ve laboratuvarda araştırılıp nesnel bir doğruyu içinde barındırmıyor. Dolayısıyla, bu soruya ben, kendi anladığım Kürt Sineması üzerine bir yanıt vereceğim. İlk olarak, bana göre Kürt Sineması’nın örneği olarak düşünülebilecek bir filmin yaratıcı ekibinin Kürt olması gerekir. İkincisi, Kürtlerin binlerce yıldır yaşadığı, kültürel, sosyal, siyasal ve ekonomik gerçeklik var. Özellikle son yüzyılda bu gerçeklik, ciddi manada değişime ve dönüşüme uğradı. Gerek sosyolojik, gerekse de kültürel bağlamda, Kürt yaşamının devinim geçirmesinin birtakım sonuçları oldu. Bana göre, bunun en belirgin özelliği, farklı devletlerin sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin vatan sorunsalı bağlamında yaşadıkları… Vatan/vatansızlık meselesinin Kürt Sineması’nda bir temsile dönüştüğünü ve filmler aracılığıyla bu gerçekliğin yeniden üretildiğini düşünüyorum. Bunun yanında iki görsel kodun daha ortaya çıktığı görülüyor: ilki, sınır sorunsalı, ikincisi ise ölüm.

‘Sınır’, ‘vatan’ ve ‘ölüm’. Bu üç kod için Kürt Sineması’nın üç vazgeçilmezi diyebilir miyiz?
Dikkat ederseniz, Kürt filmlerinde bariz bir şekilde sınır görseline yahut sınırı temsil eden bir temsile ya da diyaloğa sıkça rastlanır. Bu husus, vatan meselesiyle doğrudan ilişkilidir. Zira sınır, bu meselenin doğrudan sonucudur. Ölüm ise Kürt halkının, özellikle son yüzyılda, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bağlamda yaşadıklarının bir sonucudur. Hemen her aileden en az bir kişi bu sebeplerden dolayı hayatını kaybetmiştir.
Dolayısıyla, Kürt Sineması’nı bu üç görsel kodun oluşturduğunu düşünüyorum: Vatan/vatansızlık, sınır ve ölüm. Kitapta da açıklamaya çalıştığım gibi, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Hüseyin Karabey, Kazım Öz, Shawkat Emin Korkî gibi yönetmenlerin filmlerinde bu kodlara rastlamak mümkün.
Fakat yukarıda anlatmaya çalıştığım şu manaya da gelmesin tabii. Kürt Sineması, sadece bu demek, değildir. Başka biri çıkıp, Kürt Sineması’nı başka kodlar üzerinden okuyup, farklı şekilde tanımlayabilir. Bu yanlıştır, diyemem.

Bir filmin Kürt sineması olması için filmin tamamının Kürtçe olması gerekmiyor mu? Örneğin Türkçe çekilen bir film nasıl Kürt Sineması olabiliyor?
Dil, elbette ki önemli. Bir halkın en bariz yaşam kaynağı öncelikle. Fakat sadece dil üzerinden bir film estetiğini açıklamak yetersiz kalabilir. Örneğin, bana göre Yılmaz Güney’in Yol filmi, yukarıda saydığım görsel kodları ortaya çıkaran ve Kürt Sineması’nı –sınır ticareti yapan Ömer karakteri üzerinden- başlatan filmdir. Ama Yol, Kürtçe değildir. Bunun pek çok sebebi olduğunu, o dönemde Kürtçe bir film yapmanın zor olduğunu ve ekip için bir tehlike arz ettiğini biliyorum ama günün sonunda bu film başka bir dilde çekilmiştir. Bu noktada filmin estetiği, temsil ettiği değerleri ve kullandığı görsel kodları önceliğe almak gerekiyor. Aynı noktadan yola çıkarak Hüseyin Karabey’in Gitmek (2008) filmini de örnek gösterebiliriz. Gitmek, Kürtçenin dışında Türkçe, Farsça, İngilizce gibi dillere de yer veren bir film. Diyalogların en fazla yüzde 20’si Kürtçe. Fakat yukarıda saydığım kodları kullandığından, yaratıcı ekibinin Kürt olmasından dolayı bana Kürt Sineması’nın güzide bir örneği.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında “Devletsiz Bir Ulusun Sineması” adında kitabın çıktı. Kitabı yazma ihtiyacı nereden çıktı?
Henüz üniversite öğrencisiyken, Kürt Sineması üzerine kafa yormaya çalışmıştım. Hem sinema bölümünde okuyordum, hem sinema yapmak istiyordum, hem de Kürt’üm. Bu bileşenler beni Kürt Sineması üzerine daha da düşünmeye itti. O dönemde yerli ve yabancı basında konu üzerine çalışmalar yapan hemen herkesi takip etmeye çalışıyordum. Aynı dönem Bahman Ghobadi’nin ve Hiner Saleem’in popüler, Kazım Öz ve Hüseyin Karabey’in filmlerinin daha görünür olduğu senelere tekabül ediyor. Kısa film alanında da ciddi üretimler yapılmaya başlanmıştı. 2013 yılı itibariyle de okumalarımı sıklaştırdım. Özellikle bir sinema kitabı olacağı için, estetik üzerine çalıştım ve yaklaşık altı yıllık bir çalışmadan sonra ortaya bu kitap çıktı.
Kitap yayımlama fikri, hem kültürüme, hem de sinema ile kurduğum ilişkiye önem verdiğimden, bu alanda çalışma yapma isteğimden dolayı çıktı. Umarım alan üzerine çalışma yapan ya da yapmayı düşünen insanlara bir faydası olur.

Kitabında yer verdiğin Kürt sinemasından beş yönetmeni (Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Shawkat Emin Korkî) ve on filmini neye göre seçtin?
İlk olarak şunu söyleyeyim: Filmleri izleyip görsel kod aramadım. Görsel kodları belirleyip filmleri seçtim. Dolayısıyla teorik açıdan bakıldığında işim kolaydı. Bulabildiğim hemen çoğu Kürt yönetmenin filmini izledim. Bir ulus sinemasından bahsediyorsak, tek bir kişinin ya da iki kişinin filmi üzerine konuşmak, yetersiz kalabilirdi. O yüzden filmlerinin, yukarıda saydığım kodlara uygun olduğunu gördüğüm beş kişiyi seçtim ve on filmi çözümlemeye giriştim.

Kürtler, Türk televizyon ve sinema tarihi boyunca çok sayıda Kürt olmayanlar tarafından anlatıldı/anlatılmaya devam ediliyor. Örneğin Rojava’daki Kürt mücadelesi anlatan çok sayıda filmler yapıldı. Bu filmleri Katalan, Amerikan, Alman ve diğer yönetmenlerin yapması bir dezavantaj değil midir?
Sinema aynı zamanda endüstriyel bir alan. Dolayısıyla ticaretle doğrudan ilişkili ve istismara çok açık. Hollywood, satabileceği bir ürünün filmini yapar. İstediği kadar bir konuya inansın, o konu hakkında kafa yorsun ve anlansın, eğer kâr elde etmeyecekse onun filmini yapmaz.
Başka ulustan bir yönetmen, farklı bir ulusla ilgili iyi bir film yapabilir mi? Bence yapabilir. Costa Gavras’ın Pinochet’in yaptığı faşist darbeyi konu alan, 1982’de Cannes Film Festivali’nde Yılmaz Güney’le birlikte Altın Palmiye Ödülü aldığı Missing filmi, bunun en nesnel ispatı. Şilili yönetmenlerin bu konuda yaptığı filmlerden çok daha iyi bir filmdir, Missing. İstenilirse, doğru bir tavır ve sahici bir bakış açısıyla ve ticari kaygı gütmeden yalnızca hakikate odaklanarak sağlam filmler yapılabilir. Sinema tarihi bize, demokrat ve devrimci yönetmenler sayesinde, bunun yapılabildiğini göstermiştir.
Kürtlerin, kendi filmlerini çekebilmesi konusuyla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Sinema, hakikaten çok pahalı bir sanat. Kürt sinemacılar içinse daha da zor. Çünkü filmlerini gösterecekleri sinemaları, televizyon kanalları, yerli finansörleri neredeyse yok denecek kadar az. Bir filmden, maddi anlamda bir geri dönüş sağlanamazsa, o yönetmen nasıl bir daha film çekecek?

Kitabındaki yönetmenler üç parça Kürdistan’dan. Rojava’da direniş sonrası kurulan Sinema Komünü var mesela, kitabında neden yer vermedin Rojava’ya?
Takip ettiğim kadarıyla kitabın kaleme alındığı döneme kadar, Rojava Film Komünü’nün ürettiği bir uzun metraj kurmaca film yoktu. Gözden kaçırdıysam da yaratıcıları kusuruma bakmasınlar. Kitap çıktıktan sonra bir filmin çekildiğini hatta festivallere de katıldığını gördüm fakat izleyemedim henüz.
Kürt film üretim süreçlerini ele alan ve meseleye kurumsal (ve kuramsal) bağlamda da yaklaşacağını düşündüğüm Londra Kürt Filmleri Festivali ve Mezopotamya Film Kolektifi yöneticileriyle –kitapta da yer verildi- bir röportaj yaptık. Aynı şeyi Rojava Film Komünü yöneticileri için de düşünmüştük. Kürt Sineması’na nasıl bakıyorlar, üretim süreçlerini nasıl şekillendiriyorlar, diye… Fakat malum gündemin yoğunluğundan dolayı sürecin uzayacağını düşünerek kitabı baskıya yolladık. İkinci baskı için, tabii kendileri de uygun bulurlarsa ve röportaj vermek isterlerse, kitapta yer vermekten mutluluk duyacağımızı buradan belirteyim.

Kürtlerin de kabul gördüğü, beğenerek izlediği “Vizontele” gibi filmler, yönetmenlerin çoğu Kürt tarafından kabul görülmeseler de filmleri alkışlamış, desteklemiştir… Nedir hoşumuza giden?
Vizontele’nin eğlenceli bir film olduğunu zaman zaman düşündüğüm oldu. İzlerken keyif aldığım da oldu. Bunda belirleyici olan etkenin Yılmaz Erdoğan’ın yazarlığının ve hikâyeyi “içeriden” anlatmasının etkisi olduğu aşikâr. Vizontele’de oryantalizme rastlanmaz. Seyirlik bir hikâyedir, karakterler eğlencelidir, konuşmaların diyalekti, kostümler, dekor ve tavırlar sahicidir. Filmi izlemesi keyiflidir. Tabii filmin, 70’lerde geçiyor olması, “olaya uzaktan bakıyor” olmamızdan yola çıkarak söylüyorum, nostaljik bir haz duymamıza da sebep oluyor. Bu da kötü bir şey değil. Geçmişe, bir daha o tarihe gidemeyeceğimiz için, özlemli bir arzu da duyarız. Vizontele, seyircisine bu konforu da sağlıyor. Sevilmesinin bir sebebi de bu olabilir.

Yılmaz Güney bir okuldur

Yılmaz Güney’in Kürt Sineması’ndaki rolü ne? 36 yıl sonra hala örnek gösteriliyor; onun bu başarısının sırrı nedir?
Bana göre Yılmaz Güney, Türkiye Sineması yapıyordu. Kendi de pek çok kere, bunu söylemiş zaten. Ancak bunu yaparken, odağına Kürtleri alıp anlattığı filmler de çekiyor. Seyyit Han, Endişe, Sürü ve Yol, bunlardan bazıları… Özellikle Sürü için, Kürt halkının tarihini anlattım, diyor.
Kürt Sineması bağlamında bakıldığında ise –ki bana göre Kürt Sineması’nı başlatan Güney’dir- Yol filmi belirleyici olmuştur. Sınır ticareti yapan Ömer karakteri üzerinden, hepimizin bildiği tabelanın ekrana getirilmesi (vatan/vatansızlık), karakterin sınır ticareti yapması (sınır) ve ağabeyinin traktör kasasındaki cesedi (ölüm), görsel kodlar açısından bakıldığı Kürt Sineması’nın estetiğini oluşturdu, diyebiliriz.
Ama Güney, bunun dışında da çok etkin bir faktördür. Senaristliği, yönetmenliği, öyküleri, romanları, siyasal mücadelesi ve aktörlüğü ile o bir okuldur.

Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema bölümü okuyan Soner Sert, İzmir Dokuz Eylül Üniversite’sinde sinema bölümünde yüksek lisansını bitirdi. Batman’dan İzmir’e göç eden bir ailenin çocuğu Sert, şimdiye kadar üç kitap 8 kısa filme imza attı. 400’e yakın festivale katıldı ve 60’ın üzerinde yerli ve yabancı ödül aldı. İlk öykü kitabı Duvar’da dokuz öyküyü kaleme aldı. Film Çekmek isimli kitabı ise Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor alt başlığıyla yayıma hazırlandı ve Türkiye’de film üreten 14 yönetmenle ilk filmleri özelinde röportajlar içeriyor. Film üretim sürecinin teorik ve pratik yönüne dair kapsamlı röportajlardan oluşuyor.