Kürt ulus inşasında Newroz

Kürt ulusal mücadelesi 1970’li yıllardan itibaren Demirci Kawa’nın figüran değil önder olduğu Newroz varyantını daha fazla işleyerek ulus inşa sürecinde Newroz’u ve Demirci Kawa efsanesini araçsallaştıracaktı. Mazlum Doğan’ın modern Kawa olarak tanımlanması buna sadece bir örnektir.

LUQMAN GULDIVÊ

Newroz’un tarihi veya Demirci Kawa efsanesinin ayrıntılı bir analizinden çok, Firdevsi’den Kürt geleneğine, kurucu mit olarak işlevlerine ve taşıyıcısı oldukları asıl işlevlerin karşılaştırılması ile Newroz’un Kürt toplumu içindeki yeniden anlam kazanması anlaşılabilir. Kurucu mit olarak Newroz efsanesinin bir topluluğun kimliğinin inşası ile ilintili olduğu hiç şüphesiz burada tartışmaya açılmıyor ancak iki ayrı ana varyantın farklarını tartışacağız.

Firdevsi’nin Şahname’sinde Newroz’a önemli bir yer ayrıldığını belirtirken bunun da anlaşılır olduğunu hemen ekleyelim: Burada tasarlanan Newroz efsanesi, asıl olarak hanedanlık, veya İran krallarının meşruluğunun dayanacağı yapının inşasıdır. Bu eseri Firdevsi 977 ve 1010 yılları arasında Gazneli Mahmud için yazmıştır. Zaten Şahname’nin kendisinin İran krallarının tarihi, bu anlamda Newroz’un iktidar elitinin imtiyazlarını ve var olan iktidar şeklinin meşruluğu ile bağlantısı Firdevsi’ni Şahnamesi’nde asıl olan gayeyi işaret etmektedir.

Ancak Firdevsi’nin anlatımında Cemşid’in insanlığa ait medeniyetin kurucu kralı olarak sükunet ve barışı sağladı ve halkına armağan etti, elbette ilahi olan hükmetme hakkı ile. Yani Firdevsi’nin Şahname’sinde Newroz’un İran krallarının hükmetme “hakkı” ile çok yakından ilişkisi var. Elbette bu hakkı, “hakkı“ ile yerine getirmek gerektiği, Cemşid’in şahsında, kendini beğenmişlik yapılırsa bu “hakkın” iptal olacağı ve bin yıllık bir karanlığın çökeceği ayrıntıları ile yer alır Şahname’de. Kötülüğün veya iblisin rolü sadece karanlığın temsilinde rol oynar gibi gözükür. Zaten Dehak’ın kötülüğü de tamamen Dehak’a mal edilmez, onun aklını çelen, yoldan çıkaran yine göze ırak, mücerret bir kötülük kavramı ya da iblistir.

Tüm bu hikayede bugünün bir okuru (özellikle de Kürt okuru) Demirci Kawa’yı arar. Demirci Kawa bu hikayede var, ancak bir figürandır. Dehak’ın onaltı çocuğunu öldürttüğü (ki her iki omuzunda yani iblisin öptüğü yerde çıkan iki yılanı beslemesi gerekir) figüran onyedinci çocuğunu Dehak’a kurban ettirmemek için başkaldırır, ancak bu halk başkaldırısının amacı Cemşid soyundan olan Feridun’u tahta çıkarmak içindir: Yani ilahi olan iktidar hakkı bir halk ayaklanması ile yine sahibini bulur, hemde Demirci Kawa’nın önlüğünü sancak yaparak. Ayrıntı gibi dursa da burada direnişin daha çok ilahi bir tasarlamanın gereklerinin yerine gelmesi için vuku bulan bir durum olduğunu söyleyebiliriz.

Firdevsi’ye göre Kürtler

Değinmeden geçmeyelim, Firdevsi de Kürtlerin tarihini bu efsane ile açıklıyor, her gün kurban edilmesi gereken iki gençten biri cellatların onları bırakması ile dağlara sığınacak ve şehirden, medeniyetten uzak, dağların göçebeleri olacak olan, hatta kendi dilini de oluşturan bir kavim oluşacaktı, hem de sonsuza dek medeniyete yabancı ve uzak. Evet yanılmadınız bu dağlılar ve medeniyete uzak kalmayı tercih edenler Kürtlerin ta kendisi Firdevsi’ye göre.

Kürtlerde anlatılagelen varyantlarda kralların savaşından, ilahi iktidar meşruluklarından çok karanlığın hükmü ve o karanlığın yenilmesi üzerine kurgulanmış bir efsane ile karşılaşıyoruz. Böyle bir durumda, dağlara sığınan gençlerin oluşturduğu kavim Dehak’in bin yıllık zulmüne dur diyecek olan halk ayaklanmasının öncüleri olmaları elbette şaşırtıcı değil. Yine Demirci Kawa’nın rolü de Feridun’u tahta çıkartmakta figüranlık değil önderlik ve ilahi adaletin vücut bulmasıdır: bin yıl gelmeyen baharı Dehak’ı kendi eliyle öldürerek getirecektir. Kawa ve dağlara giden gençler zaten Kürttür ve tabiatıyla karanlığa karşı verilen mücadelenin özneleri de Kürtlerdir.

Kürt hareketinin başarısı

Anlatıya bu Kürtlük vurgusunun ne zaman tam olarak yerleştiğini tespit etmek güç olsa da, Kürt ulusal mücadelesi 1970’li yıllardan itibaren bu varyantı daha fazla işleyerek ulus inşa sürecinde Newroz’u ve Demirci Kawa efsanesini araçsallaştıracaktı. PKK’nin öncülüğündeki Kürt hareketi ise hem başkaldırı motifini, hem karanlıkların son bulması motifini ve hem de adil bir yaşamı kurma motifini (baharın yeniden gelmesi) siyasi diskursuna yerleştirdi. Hem kimlik inşasında bunu başarılı bir şekilde uyguladı hem de kitleleri seferber etmekte.

Ancak PKK’nin Newroz ve onun ile ilgili mitleri sürekli aktifleştirerek kullanması (konuya değinen Dr. Cengiz Güneş’le yapılan röportaj için bakınız Yeni Özgür Politika Kurdî, 19.03.2015, Rûpel 1), Newroz’un modern bir mit olarak yeniden kurgulanmasını sağladı. Mazlum Doğan’ın modern Kawa olarak tanımlanması buna sadece bir örnektir. Newroz’un siyasi karakteri bununla da sınırlı değil. Newroz artık tamamen direniş ile ilişkilenecek şekilde yeniden kurgulanmış ve artık özellikle de Kuzey Kürdistan’da bir direniş bayramı olarak kutlanmakta. İşte, yukarıda değindiğimiz Newroz ile ilgili mitlerin yeniden aktifleştirilmesinin ana sonucu bu olmuştur: siyasi talepler etrafında kitlesel seferberlik için buluşmanın anlatımı yaratılmıştır.

Zaten Newroz’un bu manası ile Güney Kürdistan’da, veya Doğu Kürdistan’a kıyasla Kuzey Kürdistan’da ve nisbeten Rojava’da yeniden kurumsallaşmasının işaret ettiği gerçeklik de bu. Belki de Newroz efsanesinin bir ortak kimliğin oluşturulmasında oynadığı rolden ziyade bir direniş efsanesine dönüşmesi, geçmişe ait bir anlatımdan bugüne ve hatta yarına dair bi anlatıma dönüşmesi, bugünlerin Newroz’unu bu kadar anlamlı kılıyor. Hepimiz kralların ilahi iktidar hakkının anlatımını değil de bir direnişin, zalime karşı mazlumun zaferinin anlatımını tercih etmez miydik? Kürt hareketi işte bunu başardı.

Takvim ve kutlama

Kürtlerde yeni yıl ritüelleri bir ay öncesinden başlar. Newroz’dan bir ay önce Adaru’da testiler kırılır, Zipa’nın bitimiyle toplu piknikler başlar yani kara kışın son bulmasıyla. Zipa’dan sonraki ilk Çarşamba yılın ilk gezintisidir ve Kara Çarşamba olarak adlandırılır. Bu gezintiden sonraki Newroz’dan önceki ilk Çarşamba da Kırmızı Çarşamba’dır (Çarşema Sor). Bu ad İranlılar arasında da vardır. Farsçada ‘sûrî’ hem kırmızı hem de kutsal anlamına geliyor bu yüzden Kutsal Çarşamba olarak da çevirilebilir. Kürtler arasında Kırmızı Çarşamba her ne kadar kutlama ve toplu gezintiler olarak tezahür etse de İranlılar gecede ateş yakma ve ateşin üzerinden atlama biçiminde kendini gösterir. Kürtlerde Adarû’da testi kırarak yılın kötülüklerini geride bırakma, çoğu İranlı ise bunu Kırmızı Çarşamba’da ateşin üzerinden atlayarak yapar.

Zerdüşt öncesi eski İran takvimine baktığımızda, burda yeni yıldan önce – bu benim projeksiyonum çünkü bugünkü anlamıyla yeni yılın onların arasında olup olmadığını bilemiyoruz-  isimsiz 5 gün var. Onun dışındaki her günün ismi var ve hafta sistemi de yoktu. Kesin olmayan hesaba göre bu isimsiz 5 gün Zipa’ya tekabül ediyor, bu günlerde insanlar evlerinden çıkar, evlerini atalarının ruhlarına bırakır, onları memnun etmek için temiz kıyafetler, süt ve yemekler bırakırlardı.

Zipa’dan sonraki ve Newroz’dan önceki toplu gezintilerde de insanlar gün batımına kadar evlerine gitmemenin iyi olacağı fikrine inanırlardı. Bu günlerde sıcak ve keskin şeyler kullanılmaz. Beden ve kıyafet yıkama, ev içi temizlik, saç ve sakal kesimi de bu günde yapılmazdı -eski yaygın bir inanışa göre daha önce bu ritüel her çarşamba yapılırdı. Hem takvimlerin birbirine yakın olması ve hem de temel özelliklerin birbirine benzemesi sebebiyle Newroz ve yeni yıl ritüeli Kürtlerde Zerdüştlerin reformundan önce vardı diyebiliriz.      

İranlı haklar arasında temel ritüellerden biri olan heftsîn sofrası söz etmeye değerdir. Newroz’dan önce evde sofra hazırlanır ve isminin baş harfi Arapçadaki ‘Sin’ harfiyle başlayan yedi şey konulurdu. Bu gelenek Zerdüştlükten veya öncesinden kalma bir gelenek değil zira modern bir gelenek olarak adlandırabiliriz. Bu heft (yedi) sîn hangileridir? Sebze (taze buğday), samanak (buğday suyundan yapılan bir tatlı), sir (sarımsak), senced (iğde), serkeh (sirke), sumak, sib (elma). Bu yedi şey de sırayla, heyecan, hayır, koruma, yaşam tohumu, sevinç, yaşam tadı ve sağlığı sembolize eder. Ayrıca sofra baş harfi ‘Sin’ ile başlamayan yiyeceklerle de süslenir.

Kürtlerde yeni yıldan önceki son çarşambası yani yılın bittiği ve Newroz’dan söz ettiğimiz gün, işte bu Kırmızı Çarşamba’da da gün içinde gezinti yapılır ve gecede de ateş üzerinden atlanarak geçen yılın kötülük ve uğursuzluklarının geride bırakıldığına inanılırdı. Newroz ateşi, ya da yeni yıl, herkesin ateşidir, çoğu kez de çoğu köyde, her yerden görünecek şekilde yüksek yerlerde yeni yıl ateşi yakılırdı. Bu Çarşambadan sonra 21 Mart’ta da Newroz toplu pikniklerle kutlanırdı.

Kürtlerde dünyanın yıllık döngüsü kutlamaların belirleyici yönüdür. Başka bir yön de evlerde çıkma ve gezintidir. Diğer İranlı halklar, bilhassa Farslarda ritüel ve adetler daha formel ve nispeten kentli olduğu söylenebilir ki ‘heftsin sofrası’ buna örnektir.