Kürtçenin direnişi

Bazı Türk yazarları, hatta profesörleri: “Kürtçe diye bir dil yoktur, olanı da diğer dillerden (Farsça ve Türkçe) alınmış toplama bir dildir” gibi saçma tezlerini yayarak Kürtler üzerinde psikolojik bir baskı yaratmaya çalışırlar. Bu bilmezlikten değil, çok iyi biliyorlar ki bu asimile etme politikasının bir parçası veya ırkçı düşüncelerinin yaşama bulması için tekrarlamaya kendilerini mecbur hissettikleri bir yalan. Bunları Kürt halkı artık biliyor, ciddiye almıyor ve direniyor.

Kürt dilinin yayıldığı coğrafyadaki egemen devletlerin Kürtçe’yi yok etmek için nasıl bir çaba içerisinde olduğunu dost da düşman da bilir. Psikolojik baskılardan tutun, çocuklarımızın ilkokuldan itibaren nasıl bir işkenceden geçirildiğini, fakir olan halkımız kelime başına nasıl para cezası verdiğini, birçok yazar, siyasetçi ve gazetecimizin bu dil için yıllarda cezaevlerinde çürütüldüğü gözönüne getirildiğinde beyaz bir kıyım ile karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla görülür. Buna rağmen Kürtçe direniyor! Evet ‘bu dil ile bir cümle bile kuramazlar’ diyen zihniyete karşı Kürtler hergün onlarca kitap yazıyor, yıllardır gazete çıkarıyor ve onlarca TV’ye sahip. Kürtçe’nin ve bilinçlenen Kürt halkının bu alandaki direnişi, verdiği bedeller ve inadı taktire şayan. Bunun acısını hisseden asimilasyoncu devletlerin nasıl çabaladığını hergün şahit oluyoruz. ‘Örgütle ilişkisi var’ yalanı ile Kürtçe eğitim verilen Maxmur kampındaki ışığı söndürmek için kendisini paralayan devletin dünyayı ve BM nasıl ayağa kaldırdığını görmüştük. Aynı şeyin Rojava için yapıldığına da şahit oluyoruz ama Kürtçe direniyor!

Nasıl oluyorda devamlı bir devletleri olmayan Kürtler, Efrîn ve Çiyaye Kurmênc’den tutalım da Xorasan ve Kazakistan’a; Eskişehir’den tutalım da Basra Körfezine kadar çok geniş bir coğrafyada hala Kürtçe konuşuyor ve birbiriyle anlaşabiliyor? Baskıcı devletlerin bu kadar baskısı ile ayakta kalmasını bilen dilimizin bu direngenliğini çoğu dilbilimci “mucize” olarak nitelendiriyor. Sadece bu bile dilimizin köklerinin ne kadar derine indiğini, arkasında nasıl büyük bir tarihi miras ve asalet olduğuna kanıttır.

Tabiki bu geniş ve dağlık coğrafya, Kürdistan’ın parçalanması, merkezi bir devletin olmayışı, medyasının sadece son yıllarda var olması, değişik alfabelerin farz edilmesi Kürtçe’deki diyalekt ve ağız’ların fazlalığını da ortaya çıkartmıştır. Bu kadar olumsuz etkene rağmen Kurmancî ve diğer diyalektleri konuşan halkımızın birbiriyle gayet iyi anlaşması olağanüstü bir durumdur.

Dilimizin bu direncinin tabiki birçok tarihi ve sosyal nedeni var: Başta binlerce yıllık asaletlerinin başka dilleri konuşmalarına mani olması; eskiden bizim köylerde egemen dille konuşanlara ‘git ağzını yıka, kirlendi!’ deyiminin kaynağı burdan geliyor. Kendilerini köklü ve asil bir halk olarak görmeleri, genelinin köylü olması, analarımızın asimilasyon sistemine bulaşmamış olması, dengbêj sistemimizin olması gibi nedenler sıralanabilir. Hala günlük konuşmalarda, doğa ile olan ilişkilerde, hayvan veya küçük baş hayvanlar ile ilgili kelimeler bakımından dünyanın en zengin dilleri ile yarışabilecek bir durumdadır. Slav dilinden önce edebi bir dil olmuştur ama bundan sonra önlem alınmaz ise Kürtçe sadece kilamlarda, şarkılarda kullanılabilecek bir dile de dönüşebilir.

Kürtler için bundan sonraki en önemli soru, bugüne kadar gelebilen zengin dilimizi çocuklarımıza nasıl ulaştırabiliriz, bol diyalekt ve ağızlara rağmen birbirimizle daha iyi nasıl anlaşırız? Resmi dilimizin tek bir kanalda buluşmasını nasıl sağlayabiliriz? Hayati nokta budur.

Bir diyalektin herkese dayatılması politikası yerine, diyalektlerimizin gelişmesine çalışmalı ve cesaret edip birbirimizle daha fazla konuşmalıyız. Yirmi sene önce aşağı Kurmancîsini Arapça gibi görürken bugün sorunsuz anlamam bu cesaretin bir sonucu. Bu konuda güney insanımızın ısrarını taktir ediyorum. En zayıf halka Kirmanckî konuşan halkımız. Kendi diyalektiği yerine Türkçenin tercih edilmesi kabul edilmemeli. Bu diyalektiği konuşan insanlarımızın Soranlar gibi ısrarcı olması gerekir.

Bir diğer önemli husus da Kürtçenin tek alfabeye evrilemsidir. Dört alfabeden ikiye indirildi, bu bir başarı ama bir olması şart! Alfabenin tekleştirmenin yolu mutlaka bulunmalı, bunu gerçekleştiren bir Kürtçe’nin direncini devrimle noktaladığını şimdiden söylemek mümkündür.