Kürtlerin çağı ve o biçim Diyanet Başkanı

Kuzeyin yaylalarından, Kandil Dağı sırtlarıyla İran’a, Ürdün’e uzanan, Mahmur çölünü, Kerkük ovalarını tümsekleyerek yay çizen, kutsal Şengal Dağı dönemeçlerini içine alarak Rojava’nın bereketli topraklarını kucaklayan Kürdistan, çok kanadı.

Namusun başkaldırısında Dicle ile Fırat’ın sulağı efsanevi Kürdistan, çok acı çekti. Kadınlarının örselenmiş onuru, çocuklarının kanı, bir halkın çiğnenmiş gururu davasında, çok bedel ödedi Kürdistan.

Çok öldürüldüler.

Barbarların övünmesiyle, yüz yılımızda "Zilan deresi lebaleb insan ölüleriyle" doldu. Zilan’da, Ağrı, Tendürek, Şerevdin, Sipan û Xelat, Karacadağ etekleri, Xamirpet Gölü kıyılarında henüz konuşmayan çocuklar da katledildi. Ayağa kalkmayı da beceremeyen kebekler, kendi kanı içinde yatan annelerine sürünüyor, meme arıyorlardı.

Dêrsim mağaralarında, "fareler gibi" zehirlendi Kürtler. Ateşe verilmiş evin alevli kapısından fırlayan genç kızlar, karşılarında askerleri görünce, gerisin geri ateşin içine dönüyorlardı. Onara yakalanmaktansa, yanmayı yeğleyerek…

1990’larda barbardan kaçış yollarında, havadan bombalandılar. Bugün Suriyelilerin başına gelenleri, 1990’larda yaşadılar. Korsanlar, haydutlar tarafından soyulduktan sonra katledildiler, Akdeniz, Ege suları, Meriç Nehri akıntılarında boğuldular.

Ancak, katlandıkları acı, harcadıkları emek, uğradıkları kayıplar boşa gitmedi. Bugün, kuzeyden bir koluyla Kandil Dağı’ndan güneye kıvrılan, Rojava’yı fırdolayı Kerkük’u, Şengali saran hilal, kuzeyin öteki ucuyla bütünleşiyor, İslami Faşizme karşı, insani değerler bütünü, olan vicdan sığınağıydı, Kürtler.

 Ortadoğu’da, Kürtlerin çağıdır. Mücadelelerinin çoğunu geride bıraktılar; azı kaldı. İslami Faşizme karşı medeni cephenin müteffiki olduklarına göre, azı kaldı…

Kürtler, gün geçtikçe finale yaklaşıyor, vicdanı tutulmuş, kayıp yerde çürümüş kimi hırsızlar da, sokakta seksek oynayan çocukları katledip, "çok terörist öldürdüm" diye övünüyordu.

 

BU NE BİÇİM DİYANET BAŞKANI?

"Vicdan" dedim, devam edeyim: Yer yüzünde dini, teneli vicdandır. Ama Ortadoğu’nun çıkar çukuru istisna…

Çağımızda Budist ya da Hıristiyan din adamları, bir yönüyle, yer yüzünde vicdanın portresini çiziyorlar. 1960’larda, Güneydoğu Asya diktatörlerine karşı, kendilerini yakarak mücadele başlatanlar, Budist rahiplerdi.

Brezilyalı Kardinal Halder Camara, 1970’lerde hayatını ortaya koyarak, Latin Amerika diktatörlere karşı savaşan vicdandı.

Günümüzde, Çin’e karşı direnen Dalai Lama, Tibet milliyetçisi değil, vicdanının peşinden giden Buda rahibidir.

Papa, Amerika ile Küba arasında yürüttüğü barış görüşmelerinin sonucunu kutlamak için, hafta sonunda Havana’daydı.

İslam ülkelerinde ise, "ben daha çok İslamım" diyen çetelerin yangını.

Çeteler "Allahu ekber" diye diye insan kesiyor. Mabetleri, tarihi havaya uçuruyor.

Türk rejimi, Kürt mezarlığındaki tapınakları (Cami ve Cem evi) havaya uçuruyor, keskin nişancılar Kürt çocuklarını avlıyor.

Ötede, Mehmet Görmez adında bir Diyanet İşleri Başkanı. Türk rejiminde, din adamları devletin memurudu. Terfi ve tayinlerinin gırtlağından yakalanmış iktidar adamları…

Mehmet Görmez adında biri de hepsinin şefiydi. Payesi de Diyanet İşleri Başkanlığı…

Nizipli fukara bir Kürt ailenin, yoksulluk içinde, büyümüş boynu bükük çocuğu Mehmet Görmez. İktidarın din müdürü olunca, kendini ermiş yerine mi koyuyor, her neyse üstünde taşatan bir yapaylıkla ruhani rolde, etekleri yerde sürünen kıfayet, başına sarıklı fes giyiyor, dudaklarını büzüp, sesine hüzün katarak konuşuyordu.

Oysa o, dine adanmış değil, ücreti mukabilinde din işlerinde çalışandı. Ücretini kesin, altındaki aracı, sandalyayı çekin geride hiç bir şeyciği kalmayan, ama afrası taftrasına bakılırsa din alanında bilim adamıydı. Bilimi ise yakın tarihte yaşamış, meraklılarınca adı sanı bilinen bir Tatarı yeniden keşifetmekten ibaretti. Soğuk Savaş yıllarında adı kullanılan birini keşfetme ile "bilim doktoru” olmuş, Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle ardında namaz kılan insanlar dolmuş parası bulamazken, sonradan görme misali bir milyon liralık zırhlı araca kurulan Diyanet İşleri Başkanı olmuş…

Bu adam, geçenlerde bir televizyonda İslam coğrafyasının neden bu halde olduğunun kanıtı, yürüyen, ses veren delili gibiydi. Ne biçim Diyanet İşleri başkanı ve din adına binlerce kere vay ki, AKP’ye yaranma yarışına çıkmış goygoycu ve propaganda ağzıydı.

Kürtlerin tarihi ve mücadelesinden habersiz, aydan düşmüş, yere inmiş bir yaban, yabani gibi, kendince Türk devletini İslam’ın kendisi yerine koyarcasına, Kürt hareketinin, Kürtleri İslam’dan koparmak için ortaya çıktığını söylüyordu.

Ne diyeyim, Ortadoğu’da dalkavukluk böyle. Mehmet Görmez gibileri efendilerinin çıkar bekçiliğini din sanıyorlar.