Kürtler’in hamlesi hesapları bozdu

Tunus’ta 2010 yılının son günlerinde üniversite mezunu bir gencin kendini yakmasıyla, halk ülkedeki sistemin değişmesi amacıyla ayağa kalktı. Tunus’u Mısır ve Libya takip etti.

Suriye’de ise 2011 yılının Mart ayında bir grup öğrenci, Deraa’da duvarlara ‘Halk rejimin devrilmesini istiyor’ yazmasıyla halk ayaklanmasının fitilini yaktı. Tunus, Mısır ve Libya’da gelişen halk ayaklanmasının Suriye’yi teğet geçmeyeceğini bilen Baas rejimi öğrencileri tutukladı, işkence ederek halka gözdağı verdi. Ancak yıllardır korkudan dolayı örgütlenmeyen Suriye’deki halklar herşeyi göze alarak öğrencilere yapılan muameleyi protesto etmek için sokağa çıktı ve duvara yazılan sloganı haykırdı: “Halk rejimin devrilmesini istiyor!”

İlk eylemler Deraa ve Hama’da

Ülkedeki ilk eylemler Deraa ve Hama’da gerçekleşiyordu. Gösteriler giderek yayılıyordu. Medya özellikle Arapların sokağa çıktığını duyuruyordu.
‘Azadî-özgürlük’ sloganıyla başta Qamişlo, Efrîn ve Amûdê olmak üzere sokaklara çıkan Kürtler’in gençleri ve kadınları ise görmezden geliniyordu. Kimse Kürtler’in ne yaptığını ne düşündüğüyle ilgilenmiyordu. Tunus’la başlayan sürecin Suriye’yi etkileyeceğini öngören Kürtler ise bir taraftan örgütleme yapıyor, diğer taraftan da geleceğe hazırlık yapıyorlardı.
Suriye ve Rojava’da geçen 2 yıllık süreyi değerlendiren Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Muslim, ‘Arap Baharı’ olarak isimlendirelen sürecin başlamasıyla bir durum değerlendirmesi yaptıklarını söyledi. Muslim “PYD olarak ‘Arap Baharı’nı ve bu süreci okumamız Suriyeli diğer örgütlere göre farklıydı. Tunus’ta başlayan Mısır ve Libya ile devam eden bu sürecin Suriye’yi etkileyeceğini ve Ortadoğu’da değişikliğe yol açacağını biliyorduk. Bu nedir? Nereden ve nasıl geliyor? Nasıl bir yönelimi var? PYD olarak bu soruların cevabını süreç daha Suriye’ye ulaşmadan aradık. Tunus ve Mısır bize gösterdi ki Ortadoğu’ya ‘ılımlı İslam’ın hakim olmasını isteyen güçler var. Ve bunu da Suriye’de de deneyeceklerdi” diyerek Suriye’deki halk ayaklanmasının neden Müslüman Kardeşler’e endekslendiğine dikkat çekti.
Batı medyası da Suriye’de 1980 yılından bu yana hiçbir faaliyeti olmayan ve Suriye’de teşkilatı olmayan Müslüman Kardeşler’i halk ayaklanmasının öncüsü gibi göstermeye çalıştı. Haberlerini Müslüman Kardeşler’e dayanarak yapan medya, sokaklara çıkan onbinlerce kişiyi de Müslüman Kardeşler yanlısı olarak göstermeye çalıştı. Bu dönemde Kürtler’in de Müslüman Kardeşler’le hareket etmesi istendi. Ancak Kürtler kendi gücüne dayanacaklarını belirterek bu teklifi reddetti. Bunun üzerine Kürtler’in sesini duymak istemeyenlerle Suriye’de yıllardır hiçbir etkinliği olmayan örgütler kendileriyle hareket etmeyen Kürtler’in Esad rejiminin tarafından saf tuttuğunu ileri sürdüler.

İki neden

PYD lideri Muslim, Müslüman Kardeşler’le hareket etmemelerini iki nedene bağladı. Birincisi Müslüman Kardeşler’in geçmiş pratiği, ikincisi de Türkiye ile olan ilişkiler. Muslim, 1957 yılında kurulan ilk Kürt partisinden bu yana dini siyasete alet etmediklerini ve dini oluşumlara mesafeli kaldıklarını söyledi. Muslim, “Bu Müslüman Kardeşler’i tanıyoruz, beraber yaşıyoruz. Bunlarla diyaloğumuz hiç kopmadı. Bunlar hiçbir zaman Kürt halkını kabul etmedi ancak Kürt halkı içerisinde örgütlenmeye çalıştılar fakat başarısız oldular. Bu süreçte de, ‘Suriye’yi kurtardıktan sonra sizin haklarınız verilecek’ gibi söylemlerle geldiler. Tabii bunların geçmişi ortada. Biz bunların Kürtleri kabul etmeyeceğini biliyoruz. Zaten bize haklarımızın müslümanlık çerçevesinde verileceğini söylediler. Biz kabul etmedik tabii. Müslüman Kardeşler’le yürümemizin ikinci nedeni ise Türkiye. Daha baştane beri Türkiye bunlara el attı. Müslüman Kardeşler’in sermayesinin Türkiye’de olduğunu da biliyoruz. Kendi başlarına Kürtler’in haklarını tanımayan bunlar bir de Türkiye ile ilişkilidir. Bu da güvensizliği iki kat artıyor” diyerek Kürtler’in Müslüman Kardeşler’e neden uzak durduğunu anlattı.

Qamişlo serhildanının etkisi

Suriye’de halk ayaklanması başlamadan önce Kürtler arasında diyalog vardı, ancak farklı oluşumların içinde yer alıyordu. 12 Mart 2004 yılında Qamişlo serhildanından dersler çıkaran Kürtler, 2011 yılında birlikte hareket etme konusunda anlaştı. Qamişlo serhildanında Arap örgütleri tarafından Esad rejimine karşı yalnız bırakılan Kürtler, Mart ayı içerisinde 2004 serhildanına evsahipliği yapan Qamişlo’da biraraya gelerek yol haritalarını çizdi. 12 Kürt partisi her hafta Suriye’deki isyanı değerlendiriyordu. Değerlendirmelerin odağında isyandaki Kürtler’in rolüydü. Görüşmelerdeki genel kanı hem diğer muhaliflerin hem de Esad rejiminin, Kürtleri kendi tarafına çekmek için çeşitli yollara başvuracağıydı. Kürtler ne yapmalıydı?
PYD Eşbaşkanı Muslim bu görüşmeleri şöyle anlatıyor: “Bu kargaşada Kürt sorunun bir köşe taşı rolünü oynayacağını biliyorduk. Hem diğer muhalifler, Kürtlersiz bir başarı elde edemeyeceğini hem de rejim Kürtleri kendi tarafına çekme çabalarına gireceğini tahmin ediyorduk. Kendimize yol haritası çizdik. ‘Kendi sesimizle, kendi rengimizle meydanlarda olacağız. Devrimi silahlandırmadan, silahlı çatışmalara izin vermeden, barışçıl yollarla rejimi değiştireceğiz’ dedik ve buna da bağlı kaldık. Qamişlo’da, Efrîn’de, Kobanî’de onbinlerle meydanlara çıkarak Kürtler’in üzerindeki zulmün kaldırılması ve Kürtler’in isteklerinin kabul edilmesini istedik.”

8 maddelik deklerasyon hazırlandı

Yapılan görüşmeler sonucunda 12 Kürt partisi, 14 Mayıs 2011 tarihinde, Baas rejimine son verilmesini, hukukun hakim olduğu bir rejim, eşit vatandaşlık ve laik sistemin oturtulmasını içeren 8 maddelik bir deklarasyona imza attı. Sözkonusu deklarasyon Kürtler’in yol haritası oldu. Kürtler’in bu çabaları Rojava’da ölümlerin önüne geçti. Zira Arap kentlerde yapılan gösterilerde kan akarken, Rojava’da yapılan gösterilere müdahale edilmiyordu çünkü Esad rejimi Kürtler’in diğer muhaliflerle hareket etmesinden korkuyordu.

Kimliksiz Kürtlere Arap kimliği

İsyan başladığından bu yana Esad rejimi de Kürtleri yakından takip ediyordu. 2004 yılında Qamişlo’da rejime deyim yerindeyse kafa tutmuş Kürtler’in silaha sarılması halinde koltuğunda kalmasının imkansız olduğunu bilen Esad, Kürtlere bazı ‘hakları’ verdi. Esad rejimi, 6 Nisan 2011 yılında yaptığı açıklamada yıllardır kimliksiz yaşayan Kürtler’in ‘Arap kimliği’ alabileceğini açıkladı.
2010 yılındaki Newroz’a katılanlara ateş açan rejim 2011 yılındaki Newroz’a bir delegasyonla katıldı. Böylelikle hem Kürtler silaha sarılmayacaktı hem de diğer muhaliflerin yanında yer almayacaktı. Suriye tarihinde bir dönüm noktası olan çabalar Kürtler tarafından rağbet görülmedi. Zira PYD lideri Muslim’in dediği gibi ‘Arap kimliği’ Kürtler’in isteği değildi, sadece bir haksızlığın ortadan kalkmasıydı.

DENİZ BAŞPENİR



Rojava Devrimi’nden notlar…

Devrimciler devrim yapmak için yola çıkarlar. Dur durak bilmeden devrimin sarp, dolambaçlı, zorluklarla dolu yolundan yürürler. Her devrimci yürüdüğü yolun sonunda gerçekleştirdiği devrimi görmek ister. Ancak bazıları devrimi görmez. Onlar için önemli olan yürüdüğü yolun ardılları tarafından boş bırakılmamasıdır. Ve amacının gerçekleşmesidir.
Rojava’dan binlerce yiğit genç kız ve delikanlı Kürdistan devrimi için yola çıktı. Akın ettiler dağların doruklarında yanan devrim ateşine. Ateşe erken ulaştılar. Devrimci arkadaşlarıyla ateşin etrafında oturup devrimi konuştular. Gece gündüz, yağmur çamur, kar fırtına demeden yürüdüler. Yüreğimizin orta yerinden geçirilen tel örgülere basıp geçtiler. Tel örgüler ve sınır taşlarıyla dört parçaya bölünen Kürdistan’ı birleştirdiler. Zaten yüreklerinde hep birdi, dört değil.
Bu yürüyüşte birçok toprağına bereket oldu. Kanlarını akıttılar devrim için. Binlercesi de hayatta kalıp onların yolundan yürüyerek devrimi gerçekleştirdiler.
İşte Rojav devrimi on yıllardır, yüz yıllardır dökülen kanın ve gözlerini kırpmadan canını, kanını feda eden yiğit Kürt çocuklarının büyük fedakarlıkları ve emekleriyle gerçekleşti. Devrimden sonra Kürtler şimdi kendi kendilerini yönetmeye başladılar. Sadece kendi kendilerini değil bir arada yaşadıkları Arap, Asuri, Ermeni, Çeçen, Çerkez, Türkmen halklarıyla birlikte kendilerini yönetiyorlar. Yönetmeye çalışıyorlar. Suriye genelinde savaşın beraberinde getirdiği sorunları ve sıkıntıları birlikte çözmeye çalışıyorlar. Kardeşçe ve bir arada yaşamanın güzel örneklerini sunuyorlar.

İki duyguyu bir arada yaşamak

İşte bütün bunları yerinde görmek, bu güzel duyguları yaşamak için Rojava’ya gitmek için yola çıktım. Yola çıkarken tarifi zor duygular yaşadım. Ancak devrimi yerinde izlemek, coşkusunu, heyecanını yaşamak ayrı duygular yaşatır.
Karanlık bir gecede yağmur altında yürüyerek uzun ve dolambaçlı yollardan geçerek Rojava’ya ulaştım. Gecenin bir vaktinde sırılsıklam bir halde Koçeran alanındaki bir köye ulaştım. Bu yoldan gitmek bir tercih değildi. Güney hükümetinin kapıları kapatması, yerli ve yabancı gazetecilerin geçişine bile izin vermemesinden ötürü bu yoldan geçmek zorunda kaldık.
Uğrunda binlerce canın toprağa düştüğü, binlercesinin zindanlarda yattığı, işkencelerden geçirildiği bir bedelle gerçekleşen devrimin buram buramkoktuğu topraklara adım basmak insana farklı duygular yaşatıyor. Ama sevinç ve hüzün duyguları bir arada yakıcı bir biçimde kendini hissettiriyor…

Rumeylan ve petrol….

Ertesi gün bizim için ayarlanan taksiyle Derik’e gitmek için yola çıktık. Bizi götüren araba bir ticari taksiydi. Taksici heyecanlı ve içinden geçtiğimiz köyler, kasabalar, ilçeler hakkında bilgi veriyordu. Rumeylan’a ulaşana kadar aynı heyecanla anlatıyordu. Rumeylan’dan sonra ses tonu değişti. Ve eli ile işaret ederek yol boyu gördüğümüz ancak hiçbirinin çalışmadığı petrol kuyularını gösterdi. Şimdi Kürdistan’ın başına bütün belaları getiren zenginliklerinden biri dedi.
Şoförden Rumeylan’dan Derik’e kadar 2000 tane petrol kuyusu olduğunu öğrenince gerek uluslararası güçler ve gerekse işbirlikçi güçler neden Rojava Kürtleri tarafından Ciziri diye tanımlanan bu bölge üzerine oyun tezgahladıklarını anladım. Çünkü gördüğüm kuyulardan çıkan petrol Suriye petrolünün yüzde 83’nü oluşturuyordu. Petrol çıkan topraklar ise Kürtlerin topraklarıdır. Ancak Suriye Baas Rejimi toprak sahiplerine bir kuruş bile ödemeden topraklarına el koyarak kamulaştırmış. Ardından yoksul Arap aileleri getirip yerleştirmiş. Bütün bunlara rağmen Kürtler Kürdistan’a yerleştirilen Arapları bağırlarına basmış onlarla çok güzel ilişkiler içerisinde olmuşlardır.

Derik’a Hemko…

Rojava’daki ikinci günümde Derik’e geçtim. Kürdistan’ın dört parçasında ise adı Derik’a Hemko olarak biliniyor. Kent az da olsa yeşilliğiyle şirin çöl kuraklığı içindeki bir vahayı andırıyor. İnsanlarının sıcaklığı, kentin şirinliği ve güzelliği bunu insana çok rahat bir biçimde gösteriyor. Kent girişindeki asayiş yani yok kontrol görevlileri bizi durduruyor. Sadece bir göz attıktan sonra ‘gidebilirsiniz yolunuz açık olsun’ diyerek bize yolu açıyorlar. Yaşlı, genç demeden kent ve çevre köylerden toplanan insanlar kentin huzur ve güvenliği için kontrol noktasında gece gündüz nöbet tutuyorlar.
Kontrol noktasını geçtikten sonra bizi karşılamaya gelenleri görmek için verdikleri adrese gittik. Adrese doğru giderken az da olsa kentteki yaşamı gözlemleyebildim. Derik’te yaşayan halklar huzur içinde yaşamlarını sürdürmenin koşuşturması içindeydi. Günlük yaşamlarının başında Halk Meclisi, Kültür Merkezi, Gençlik Merkezi, Şehit Aile Kurumu vb. birçok kurum içindeki çalışmaları başta geliyor. Onun yanı sıra kendi aile ve özel yaşamlarının koşuşturmasını da sürdürüyorlardı.
Buluşma merkezinde bizi orta boylu esmer hafif tıknaz bir genç bekliyordu. Sıcak yaklaşımı ve sevecenliği ilk elden göze çarpıyordu. Selamlaştıktan sonra bu gece onları misafir olacağımızı ve gitmemiz gereken yere yarın gidebileceğimizi söyledi. Bir çay içtikten sonra bize konuk edeceği yere götüreceğini söyledi. Çayı beklemeye başladığımız bir sırada hafiften kulağıma eğilerek Kürt Özgürlük Hareketi içinde büyük kahramanlıklar gösterenlerden bazılarının isimlerini sormaya başladı. Sorduğu ilk isim Ali Drej oldu. Evet adını duyduğumu söyleyince yüzünün tamamını saran bir tebessüm belirdi. Neyin oluyor ağabeyin mi yoksa diye sorduğumda, “Hayır o benim babamdı” dedi. İşte ikinci ve en derinden iki duyguyu yani sevinç ile hüznü bir arada burada yaşadım.

Kovan’ın hikayesi

Kürt Özgürlük Hareketinden büyük bir kahramanlık sergileyen Ali Drej’in oğlu olduğunu söyleyen gencin adı Kovan’dı. Kovan henüz beş aylık bir çocukken babası Kürt Özgürlük Hareketine katılıyor. Kendisinden büyük ablası, ağabeyi ile nine ve dedesinin yanında büyüyorlar. Ancak babası mücadele katıldıktan sonra annesi kardeşleriyle birlikte onları alıp Bekaa vadisine götürüyor.
Bir süre orada kaldıktan sonra geri Derik’e bağlı Til Xenzir adındaki köylerine dönüyorlar. Anne o günden itibaren mücadelenin geri çephesinde çalışmalara başlıyor. Böylelikle Kovan’da henüz çocuk yaşta olmasına rağmen annesiyle birlikte çalışmalar içersine giriyor. Kovan’la yaptığım sohbette çok kısa da olsa hikayesini bu şekilde anlattı. Akşama doğru hava kararmaya başlayınca “eve gidelim şimdi Yadê yemek yapmış bizi bekliyor” dedi.

Yadê’nin kucaklayışı…

Çok kalmadan bir arabayla eve gittik. Bize kapıyı kırklı yaşlarda bir ana açtı. Güzel ve güler bir yüzü vardı ananın. İçeri girer girmez bizi içten bir şekilde kucakladı. Yemek ve banyonun hazır olduğunu söyledi. Hele bir kaç dakika duralım halını hatırını soralım dedim demesine ama ana hadi önce yemeğe diyerek bizi mutfağa götürdü. Yemeğe oturdukdan sonra Kovan’ın annesi olduğunu söyledi, ama zaten her şeyiyle kendini belli ediyordu. Aslında sadece Kovan’ın annesi değildi artık. Babası Özgürlük Mücadelesine katıldıktan sonra o artık mücadeleye katılan herkesin annesi olmaya başlamıştı. Yemekten sonra oturma odasına geçtik ve Yadê ile sohbet etmeye başladık.
Yüzünden yılların özlemi ve yorgunluğu okunsa da mutluydu. Çünkü analık yaptığı devrim gerçekleşmişti. Ama bedeli onun içinde ağır olmuştu. Yadê mücadeleye aktif bir şekilde hizmet etmeye başladıktan bu yana devrim için yapılması gereken her şeyden kendisini sorumlu görmüş. Çocuklarını bazen yanında bazen de kayın babası ve kaynanasına bırakarak Şam, Halep, Derbisiyê, Kobanî, Efrîn’de, Qamışlo’da olmuş. Nerede bir etkinlik varsa kendisini orada bulmuş. Hala çok aktif bir şekilde hizmet etmeye devam ediyor. Yadê, “şimdiye kadar devrim gerçekleştirmek için mücadele veriyorduk. Devrimi yaptık. Ama önemli olan onu kalıcılaştırmaktır. Yani Önder Apo’nun çizgisi doğrultusunda içeriğini doldurmaktır” diyor.

Halkın yaşadığı sıkıntılar Yadê’yê Üzüyor…

Devrimden sonra Kürdistan Bölgesel Hükümeti, Türkiye ve Baas rejimleri tarafından fiili ve resmi olarak uygulanan ambargodan ötürü yaşanan zorluklar, gıda, yakacak, yine elektriğin yokluğu, su sorunu Yadê’yê üzüyor.  Ve “bu sorunlara çözüm olmak için Partimiz PYD, Halk Meclisi ve diğer kurumlarımız çözmeye çalışıyor” diyor. ‘’Çözmeden durmayacaklar ‘’diyor. Bunların devrimin zorlukları olduğunu söyleyen Yadê, “Bunlar gibi yüzlerce, binlerce sıkıntı ve zorluk gördük, yaşadık. Ama hepsini mücadele ile aştık. Bunuda aşacağız” diye konuşuyor.
Gerçekleşen devrimin Rojava’daki analarından sadece bir  tanesi olan Yadê umut dolu gözlerle ve büyük yüreğiyle güzel geleceği kuracaklarına inanıyor ve bunun için mücadele ediyor. Sohbetimiz arasında biraz da Yadê’nin hayat hikayesine girmek istedim. Güldü ve onu da kısaca anlatacağım dedi. Ama şimdi yayınlamama şartına bağlı kalarak.
Yadê her yarım saatte bir banyoya girmem gerektiğini hatırlayıp durdu. Ben de sohbet için erteledim. Çünkü Yadê ile sohbet etmek bir ayrıcalıktı. Devrimin anasından devrimi, devrimcilği, devrimci mücadeleyi dinlemek en güzel şey olsa gerek. O anlattı ben dinledim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir anda kendimiz gece yarısının içinde bulduk. Ve artık yetmez mi diyerek, Kovan’ın yani oğlu, göz bebeği, devrimin çocuğunun olduğu odaya geçti. DEVAM EDECEK

SEYİT EVRAN