Kürtlerin varlık savaşı

Soykırımcı zihniyete sahip olmak öyle bir şey ki, en insani sözler çalınıp kullanılsa da nihayetinde öz fikirlerin gizlenmesi zor. Soykırımcı tarafta olmak öyle bir akıl ve düşünme biçimi yaratıyor ki, soykırıma uğratılan kesimlerin halk olduğu, toplum oldukları, toplumsal hakları oldukları düşünülmüyor. Dahası soykırıma uğratılan kesimlerin insan olduklarına, onların da bir canı olduğuna, hatta onlara saldırıldığında karşılık verecek kadar canlı olduklarına dahi inanılmıyor.

Erdoğan-Bahçeli ikilisinin liderliğinde yürütülen soykırım zihniyeti, yaptıkları işgal saldırıları karşısındaki savunma reflekslerinin gelişmesini dahi kabullenemiyor. Ancak bu öyle bir refleks oldu ki, bu defa tüm dünya yapılan saldırı karşısında kendi canı yanmışçasına refleks gösterdi. Bu, toplumsal aklın evrensel akılla birleşmiş halinin bir somutlaşmasıdır. Çünkü Önder Apo’nun demokratik ulus paradigmasını uygulayan Kürtlere yapılan saldırı, tüm Araplara, Kürtlere, Suriyeli Türkmenlere ve tüm dünyaya yapılmış demektir. Bu anlamı tüm Arap dünyası ve tüm dünya insanlığı farketti, hissetti ve soykırımcı işgalci zihniyete yanıt da verdi.

Soykırımcı zihniyetin kilitlenmişliği ise tüm yanlışlığına, insanlık ve anlam dışılığına rağmen ortadadır. Kendini kapitalist modernitenin ayaklarına dayandıran soykırımcı zihniyet bunu sürdürmenin yollarını arıyor. Erdoğan’ın son çırpınışları dense de bu zihniyetin tüm öfkesiyle saldırdığı, açgözlü bir vahşet içinde Kürtlerin canına, topraklarına ve değerlerine göz diktiği biliniyor. Trump’ın petrole dair açgözlü sözlerinden zemin bulan Erdoğan da gerçeğini ifşa etti. Ve protestolarla karşılandığı Cenevre’de “Petrolü beraber çıkaralım, mültecileri oraya yerleştirelim” dedi. Avrupa’ya kendini korumak için etten bir duvar önerdi. Tabi bu etten duvarı yapmak için önce Kürtlerin katledilmesi sonra da oraya dünyanın her yerinden topladıkları çete artıkları ve ailelerinin taşınması gerekiyordu.

Batman’da Êzîdîler, topraklarını emanet ettikleri kişilerin kendi topraklarına el koymasını kabullenmediler. Erdoğan’dan feyz alan talancı gruplar kaybetmenin acısını Batmanlı Êzîdî ailelere saldırarak çıkarmak istediler. Ancak Êzîdîler direndiler ve topraklarını geri aldılar. Onurlu bir direniş içinde yer aldılar, bedel verdiler ama kazandılar.

Dünya su savaşlarına hazırlanırken Kürtler hala toprak savaşlarına karşı direniyor. Kürtlerin dört parça Kürdistan’daki toprakları işgal ediliyor, talan edilmek isteniyor. Özünde Kürtler yaşam savaşındadır. Tüm dünyanın tanıklığına rağmen Kürtlerin yok edilmek istenmesi, işgalci faşistlerin Kürtlerin topraklarına saldırmasının bir sebebidir.

Topraksızlaştırılan insan zaten kökünden sökülen bitki gibidir. Rüzgara bırakırsın, biraz durur, kuruyup gider. Sonra kalıntısı hangi başka toprağa gübre olur bilinmez. Kürtler de böyledir, toprağından koparılan Kürtler yok oluşun girdabından kurtulamıyor. Bunun için büyük direnmek, savaşmak, anı anına direniş içinde olmak gerekiyor. Avrupa’daki halkımızın varolmak için verdiği büyük bedelleri, her gün yaptıkları eylemlerden, dirhem dirhem gösterdikleri direnişten görüyoruz. Yine kendi ülkesi de olsa toprağından kopmak Kürtleri yok ediyor. Bunu da kendi ülkesinde mültecileşen Kürtlerden biliyoruz. Zira Kürtlerde welat-war kavramı, kendi köyü etrafında oluşuyor, aslında köy toplumsallığı etrafında oluşuyor. Kendi köy tarzı toplumsallığından kopan, başka bir Kürt bölgesinde de olsa yaşama tutunması, varlığını ve anlamını sürdürmesi zor oluyor.

Rojava ve Başur Kürdistan’daki işgal saldırıları, faşist Türk devletinin askeri üsler yaparak konumlanmasını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Şimdilik Başûr Kurdistan’a çete ailelerini getirmiş değil çünkü Başûr Kurdistan’ı ekonomik işgalle bitireceğini düşünüyor. Tabi bu düşünce boykot eylemlerinin büyüyüp türkiye ekonomisini tehdit eder düzeye gelene kadar böyleydi.

Rojava’da ise işgal ettiği yerlere Özbekistan’dan aileleri getiriyor. Bir ailenin kilometrelerce uzaklardaki bir ülkenin savaşla, katliamla, talanla boşaltılıp gasp edilmiş evlerine yerleşmesinde nasıl bir aile huzuru olabileceğini insanın aklı almıyor. Ancak buradan da Kürt’ün yok sayılışını, Kürtlerin topraklarını nasıl da kendilerine hak gördüklerini ve bunların nasıl motive edildiğini anlayabiliyoruz. Şüphesiz Özbekler Özbekistan’da yaşamalı. Başka yerde yaşam koşulu aramaları, onların da yokoluşu anlamına gelir. Ancak faşist soykırımcı zihniyetin kendi emellerine ulaşmak için kapitalizmin ortaya çıkardığı sınıf farklarından faydalandığını, insanların fakirliğini-köleliğini kullanarak kendini bunlar üzerinden gerçekleştirdiğini söylemek mümkün.

Erdoğan’ın iktidarıyla Türkiye devletinin cezalandırılması tartışmalarının gündemleştiği bir zamanda Erdoğan’ın dünya kamuoyu karşısında Avrupa’ya Kürtlerin topraklarını işgalle boşaltıp bu topraklar üzerindeki değerleri sömürmenin teklifini yapabilmesi, Avrupa ülkelerinin kapitalist değerlere bağımlılığını gösterir. Avrupa hegemonyası kapitalist değerlere bağlıdır. İşin içine çıkarlar ve mülteci sorunuyla bağlantılı kendi yaşam alanlarını koruma girdiğinde, hiçbir insani toplumsal ilke-ölçü tanımaz. Erdoğan bunu bilip buna hitap etmesi de egemen güvenini de gösteriyor.

Ancak Önder Apo öncülüğündeki Kürt halkının direnişi, ulusal birlik çalışmalarıyla derinleşecek, Kürtler direnecek ve Avrupa halklarının da kapitalist modernite yerine demokratik modernite değerleriyle yaşaması için öncülük edecektir. Yine yüzyılın, Kürtlerin birlik ve dünya insanlığı içinde onurlu yerini alma yüzyılı olacağı kesindir. 2020 yılı bunun büyük başlama yılı olacaktır.