Kürt’ün sırtındaki şikeli boks maçı!

ABD yaptırımları kapıda.               

Bu yaptırımların yarısı yürürlüğe girerse, Türkiye tarihinin en büyük kriziyle karşı karşıya gelir.

İyi de, acaba ABD böyle bir krizle Türkiye’de Erdoğan rejimine son verebilir mi?

Bu soru önemli. Çünkü “verir” dediğin zaman, oturduğun yerde oturup ABD’nin seni kurtarmasını beklersin. Bedavadan faşizme son verme rüyası görürsün.

O halde sorumuzu biraz açalım.

Yaptırımlar yürürlüğe girdiği zaman Türkiye büyük bir ekonomik krize yuvarlanır.

Erdoğan bu kriz karşısında ne yapar?

İlk akla gelen krizin bütün yükünü emekçilerin üstüne yüklemesidir. Ne var ki, böyle büyük bir krizin yükünü emekçinin sırtına yüklediğinde, büyük bir sosyal patlama yaşanır. Erdoğan rejiminin sosyal temeli çöker.

Erdoğan’ın elinde, daha önceki iktidarların elinde olmayan bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Türk sermayesi ayrışmıştır. TÜSİAD’a karşı MÜSİAD’ın kurulmasıyla başlayan ayrışma süreci 2015’den bu yana derinleşmiştir. Faşist rejim kendisine göbekten bağlı büyük bir sermayedar zümresi yaratmıştır. Cemaat’in mülkiyetine çökmüştür. İnşaat sektörü elindedir. Banka sermayesini denetlemektedir. Sınai-askeri kompleks ailesinin elindedir. Batı yanlısı medya sermayesi de. Bu sermaye faşist rejimin ekonomik temelini oluşturmakta.

Yaptırımların yaratacağı krizden Erdoğan krizin yükünü yalnızca emekçilerin sırtına yükleyerek çıkamaz. Dediğim gibi, bu sosyal patlamaya yol açar. Erdoğan bu durumda kendisine bağlı sermaye gruplarını devlet desteği ile ayakta tutarken, asıl yükü Batılı ülkelerle bağlı büyük sermayenin sırtına yıkar. Koçları, Sabancıları batırır. Kendisine bağlı sermayenin batan sermayeye ait pazarlara girmesini sağlar.

Bu durumda Türk ekonomisi küçülür, halk sefalete yuvarlanır, ama  sermaye, Erdoğancı grupların elinde hızla merkezileşir, yoğunlaşır.

Bu sermayeye dayanarak Erdoğan, kendisine kapatılan Batı pazarları yerine Rusya’ya, Çin’e, İran’a, Hindistan’a yönelir. Bu yönelişin sonunda Türkiye özellikle Rusya’ya kayıtsız şartsız teslim olur. İran’la stratejik bir ittifaka girer. “Seçimli faşizmden”, “seçimsiz faşizme” geçer.

İşte ABD bu similasyonu çoktan yapmış bulunuyor. Böyle bir sonuç Balkanlar’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da dengeleri kökten değiştirir. NATO çatlar. ABD siyasi müttefiki “muhafazakar Amerikancıları” ve askeri müttefiki “NATO’cu orduyu” 15 Temmuz çakma darbesiyle kaybetmiştir. Yıkıcı yaptırımları yürürlüğe koyduğu gün son kalesini, Batı’yla bağlı kapitalist sermayeyi de kaybedebilir.

ABD bu ihtimali, daha önce yaptığı gibi askeri darbe yoluyla önleme imkanını büyük ölçüde kaybetmiştir. NATO’cu generaller, albaylar hapistedir. Ergenekoncular devlete hakim olmuştur. Ve henüz tüm hazırlıklara rağmen, Erdoğan’ın yerine geçecek güçte Batı yanlısı bir “sistem içi” alternatif ortaya çıkmamıştır.

O nedenle ABD Türkiye’ye karşı “yıkıcı yaptırımları” yürürlüğe koymaz. Bu yaptırımları Erdoğan’ı “terbiye” etmek için, çoğu zaman bir “tehdit” olarak kullanır. Kimi zaman da “yıkıcı olmayacak” derecede yaptırımları yürürlüğe koyar.

Ama daha önemlisi ABD böyle yıkıcı bir yaptırımın en “tehlikeli” sonucu olarak, ülkede sistem dışı bir değişimin ortaya çıkmasından korkar.

Yaptırımlar “sopadır”. Arsızlar “sopayla” terbiye edilir.

“Havuç” nedir?

Havuç Kuzey’in “kanı”, Rojava’nın ve Güney’in “eti”dir. ABD Erdoğan’ın sırtına on sopa indirir, ardından bir kadeh “Kürt kanı”, bir tabak “Kürt eti” ile acısını dindirir.

Şu anda Türkiye ile ABD arasındaki çekişme, “şikeli” bir “boks” maçını andırıyor. Kürt halkının sırtına yerleştirilmiş ringte ağır sıklet Trump, sinek sıklet Erdoğan’ı “düşük yoğunluklu” yumruklarla sersemletiyor, sersemletir sersemletmez, raundun zamanı dolmadan, maça ara veriliyor, bizzat Trump sersemlettiği Erdoğan’ı oturduğu köşede kendine getiriyor. Patlayan kaşını, kırılan burnun okşuyor.. Ve maç devam ediyor.

Kürt’ün sırtındaki bu maçı sona erdirmek, maçın sonucunu bekleyerek olmaz. Kürt halkı ayağa kalkıp ringi sırtından atmak için amansız bir mücadele vermekte. Sorun şu: Türk halkı bu berbat maçı seyretmeye devam edecek mi? İkincisi ABD halkı da ağzı açık ayran delisi gibi bu maçın seyircisi olmaya devam edecek mi?

Erdoğan’ı Türkiye ringinde nakavt etmek, Trump’ı ABD’de “azille” devirmek mümkün olacak mı?

Güncel soru budur.

Bir soru daha var: Umulmadık şekilde ABD’nin yıkıcı yaptırımları yürürlüğe girerse ne yapmalı?

Erdoğan Türkiye’yi AVRASYA’ya götüremeden, her ne pahasına olursa olsun, onu devirmeli… Yani şimdiden hazırlık yapmalı…