Lêgerîn ve Helîn

Mücadelenin hem bir fırsat hem de okul olduğunu, mücadelenin bir parçası olanların dönüşeceğini yazmıştı feminist bir yazar. Kürdistan kadın özgürlük hareketinde bunu deneyimleyen binlerce kadın gibi yolları Rojava’da kesişen enternasyonalist kadın savaşçılar Helîn ve Lêgerîn bu fırsatı ve okulu iyi değerlendiren iki devrimci kadındı. Helîn Qereçox (Anna Campbell) 15 Mart günü Türk devletinin Efrîn’e yönelik işgal saldırısında, Lêgerîn Çiya (Alina Sanchez) ise 17 Mart günü şehit düştü. İki yıl önce.

Arjantin’de bir sonbahar günü doğan Alina’yı Kürdistan dağlarının Lêgerîn Azadî’si (özgürlük arayışçısı) kılan kişilik özelliklerinin Çin burç takvimine göre ateş kaplanı olmasından kaynaklandığını düşünüyor annesi. “O ateş değil, magmaydı” diyor. İçindeki arayışçı ruhun burcuyla bağlantılı yanı kadar doğduğu toprakların devrimcilik geleneğiyle bağı vardı. Küba’da tıp okurken Hindistan’a gidecekken tesadüfler sonucu Kürdistan’a gelmişti. O Kürdistan dağlarına ulaşmış ilk Latin Amerikalıydı. 2011 yazında Kürdistan dağlarına geldiğinde kısa sürede gerillalarla kaynaşması şaşırtmıştı herkesi. Üstelik öyle herşeyi olduğu gibi kabul eden biri değildi. Yaşadığı çelişkileri anında ifade eder, sorgulayıcı yaklaşırdı. Özellikle Rêber Apo’nun reel sosyalizme, marksizme dönük eleştirilerine anlam vermekte zorlanmıştı başlangıçta. Ama kadın özgürlüğü, ekoloji ve demokratik konfederalizme dair değerlendirmeleri hemen benimsemişti. Küba’ya dönüp okulunu bitirdikten sonra tekrar karşılaştığımızda reel sosyalizme dönük eleştirilerin yerinde olduğuna ikna olmuştu.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile Latin Amerika devrimci mücadelesi arasında şimdiye kadar daha güçlü bağların kurulmamış olmasına hayıflanırdı. Bu bağı ve köprüyü kurma misyonunu üstlenmek istiyordu. Dağ yaşamına çabuk adapte olmuş, Türk ve İran bombardımanı altında savaş gerçekliğine erkenden tanık olmuştu. Okulunu tamamlamak için gitmek zorunda kaldığında dağdan ayrılmanın acısıyla gözyaşlarına boğulmuştu. Geri dönmeye söz verdi ve sözünde durarak, okulunu bitirip tekrar döndü dağlara. Artık soyadını değiştirmişti, Lêgerîn Çiya olmuştu. Yani onun özgürlük arayışı dağlarda anlam bulmuştu. Dağda Kürtçe eğitim görmüş, 2015 yılında Kürdistan dağlarında gerçekleşen jineoloji konferansına katılmıştı. Daha sonra sağlık alanında çalışmak üzere 2017 yılında Rojava’ya gitti. Dağlarda olduğu gibi Rojava halkı ve oradaki yoldaşları ile de çok sıcak bağlar kurdu. Rojava’da alternatif sağlık sistemini geliştirmek için çalıştı. Efrîn savaşı başladığında hem bu savaşa karşı duyarlılık yaratmak hem de sağlık projesi için çalışıyordu. Ama bunu yeterli görmüyordu. O nedenle Efrîn’de savaşan yoldaşlarına “yanınızda olamadığım için utanıyorum” demişti. Utanması gereken onca insan varken savaşın içinde olmadığı için utanacak kadar yüce gönüllüydü.   

Helîn Karaçox (Anna Campell) da Rêber Apo’nun kitaplarını okuyup etkilenerek gelmişti Rojava’ya. Anarşist olmanın ütopyalara ulaşılmasa bile onlar için mücadele etmek olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden bu mücadelede bedel ödemek üzerine de çok düşünmüştü. Hatta rüyalarına bile girmişti bu sorgulamaları. Rojava’da şehit düşerse bunun anlamlı ve iyi bir sebebi olmasını istemişti. Efrîn’e gitmek istediğinde bu isteğin ardındaki motivasyonunu da sorgulamıştı. Bunun bir macera arayışı mı, Kürt halkına olan sevgisi mi yoksa yanı başındaki savaşa duyarsız kalamaması mı olduğunu sorgulamış ve cevabın “mücadeleye daha yakın hissetmek” olduğunda karar kılmıştı. Efrîn’e savaşın en kızgın olduğu dönemde gideceğinden dikkat çekmemek için sarı saçlarını siyaha boyamıştı. Sanki savaşa değil de bir şenliğe katılmaya gider gibi heyecanlıydı yolda. İçinde büyüdüğü toplumsal gerçeklik ile Kürdistan gerçekliği hele de mücadele gerçekliği çok farklıydı. Bu konudaki sorgulamalarını günlüğünde şu sözlerle ifade etmişti; “Öne giderek kendi kırık geçmişimi tamir etmek için yol katetmeye can atıyorum… Sadece kendimizi değil, erkek arkadaşlarımızı da özgürleştirmeliyiz. Bu bana ilginç geldi, çünkü geldiğim yerdeki söylem hep kadınlar erkekler için daha fazla sorumluluk üstlenmemeliler şeklindeydi. Duygusal olarak neden bizi ezenleri özgürleştirmek için daha fazla devrimci sorumluluk üstlenelim ki? Ama arkadaşlar olması gerekenin bu olduğunda ısrarcı ve mantıklı görünüyor. Her şeyden öte erkekler kendi başlarına hiçbir şey yapamazken, kendilerini nasıl özgürleştirip, patriyarkayı atacaklar ki! Ne kadar kendimiz yapabiliriz diye kandırmak istesem de yarımız olmadan savaşamayız”.

Rojava’da şehit düşen Lêgerîn ve Helîn Kürdistan eksenli kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak değiştiler ve bu mücadelenin küresel karakterine katkı sağladılar. Son yıllarda giderek güçlenen küresel kadın dayanışmasını dünya kadın konfederalizmine dönüştürebilmek anılarına verilecek en anlamlı cevap olacaktır.