Libya’ya asker

Yeni yıl kutlamaları ve barış-huzur dileklerinin iletilmesi bile daha bitmeden futbol taraftarlarının deyimiyle adeta “Dakika bir, gol bir” oldu. 1 Ocak’ta tatil nedeniyle toplanamayan Meclis 2 Ocak’ta toplanıp Libya’ya asker gönderme kararı aldı. Aslında Erdoğan diktasının uzun süredir Libya’daki iç savaşta bir taraf olduğu, gizli olarak çok miktarda silah ve SADAT kılıfıyla savaşçı gönderdiği bilinmekteydi. Yeni olan bunun açıkça ve resmen yapılmasıdır.

Bölgede eşitlik ve özgürlük temelinde barışçı bir çözüm yerine Kürt düşmanlığına ve imhasına dayalı dinci-ırkçı bir diktatörlük peşinde koşmanın sonu budur. “Yeni Osmanlı, bakiye topraklarımız, Suriye bizim dış işimiz değil iç işimiz…” diyerek gelinen nokta budur. Şimdi Libya da iç işimiz oluyor. Böyle giderse Balkanlar da, Viyana da iç işimiz olacak. Tabii ki Erdoğan iktidarda kalır ve gücü yeterse…

Çünkü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Türkiye’nin dış politikada attığı adımları “Zaten sonunu çok aşırı düşünen de kahraman olamaz” diyerek açıkladı. Demek ki mesele kahraman olmakmış. Ama işin sonunda niyazi olmak da var. İşin en alçak ve en ahlaksız yanı bu sahte kahramanlığın masumların kanı ve canıyla yapılmasıdır. Madem illa ki bu askeri harekatı yapacaklar, en başta Erdoğan ve bu danışmanı, karara evet diyen vekiller ya da birinci dereceden bir yakınları bu savaşa en önde gitmeli. Çünkü cennete en önde gitme hakkı da onların olmalı.

Savaşları başlatmak kolaydır ama bitirmek zordur. Savaşı başlatanlar sıra bitirmeye gelince isteseler de aynı gücü gösteremezler. Zaten çoğu o güne kavuşamadan kaybolur gider. Çünkü artık parmak kaldırıp oy veren vekiller, emir veren reyizler değil de savaşın kuralları belirleyicidir.

ABD Vietnam’ı işgal etti ama elli sene de çıkamadı. Sonunda nasıl kaçtığı biliniyor.

Hitler orduları her yeri kısa sürede işgal etti. Çıkmaya da hiç niyetleri yoktu. Ama perişan olup cenazelerini yerde bırakıp kaçmak zorunda kaldılar.

Türkiye barış harekatı diyerek Kıbrıs’a bir gecede girdi. Ama elli senedir çıkamadı, çıkmadı. Çıkmaya niyeti de yok!

Türk ordusu Barzani yönetiminin davetiyle girdiği Güney Kürdistan’dan hala çıkmış değil.

İki ayda Şam’a gidip Cuma namazı kılacaklardı. Ama 8-9 sene geçti hala gidemediler. Rusya ve ABD desteğiyle girdikleri Efrîn’de saplanıp kaldılar. Şimdi İdlib’den nasıl kaçacaklarını düşünüyorlar. Rojava’da işgal ettikleri yerleri ellerinde tutabilmeleri tamamen ABD ve Rusya desteğine bağlı. Erdoğan orada ABD ve Rusya izin verdiği kadar, onlar desteklediği kadar kahraman!

Geleneksel devlet Kürt fobisiyle her türlü savaşa hazır olduğunu açıkça ilan etti.

Erdoğan-Bahçeli çetesi ise iktidarını sürdürebilmek ve üstüne de kahramanlık nişanı almak için her türlü maceraya hazır. Savaş ve gerilim bittiği an bu dikta dağılıp gidecektir. Bu dikta, talan, kanal-Katar maceraları ve vurgunu ancak bir savaş ortamında sürdürülebilir. Ayrıca yüzde 22 ile rekor kırarak büyüyen tek sektör olan savaş sanayi de ürünlerini satacak yer aramaktadır. Bu şartlarda kahraman olmaya kalkışan Erdoğan ve yalakaları giden askerlerin ne zaman ve nasıl döneceklerini, dönüp dönemeyeceklerini hiç düşünmeden tezkereleri çıkarıyor. Bölge ve Türkiye kaynar kazanın içine yuvarlanıyor.

Görev gene sol ve demokratik güçlere, işçi ve emekçi yığınlarına, devrimci gençliğe ve ailelerine düşüyor. Bölgede savaş kazanı iyice kaynarken işgale ve savaşa karşı barış mücadelesi bu sahte kahraman taslaklarının maskelerini bir bir düşürecektir.