Maraş’ta yapılan soykırımdır

Maraş’ta bir Alevi Kürt soykırımı yapılmıştır. Dersim Soykırımı gibi. Biz tabi ki Fırat’ın batısında Alevi Kürt, yani Kürtler bırakılmadığı için bir Kürt soykırımı olarak da ele alacağız. Çünkü Şark Islahat Planı bir Kürt soykırım planıdır. Dersim’de de, Maraş’ta da uygulanan budur. Yani Yahudi, Ermeni soykırımı neyse, Alevi soykırımı da benzerdir.

Maraş’ta 1978 yılında sadece yüzlerce insan katledilmemiştir, bir Alevi Kürt soykırımı yapılmıştır. Faili de Şark Islahat Planı’ndan beri Kürdistan’da soykırım politikası yürüten Türk devletidir. Polisiye olaylarda faili bulmak için kim yararlandı sorusu sorulur. Maraş’ta bu açıktır, Kürtleri soykırıma uğratmak isteyen Türk devletidir. Şark Islahat Planı’nda Türkleştirme, yani soykırım en başta Fırat’ın batısı ve Dersim’de yapılacaktır. Dersim’de zaten 1938’de ilk önce fiziki soykırım ve sonrasında beyaz, yani kültürel soykırım uygulanmıştır. Sivas’ta da fiziki katliamlarla birlikte göç ettirme ve kültürel soykırımla Aleviliğin var olduğu bu topraklarda Sünni Türklerin hakim olduğu topraklar haline getirilmiştir. Malatya ve Erzincan’ın akıbeti de farklı değildir. Benzer politikalar Adıyaman’da da uygulanmıştır, uygulanmaktadır.

Son zamanlarda Türk devletinin Rojava’da Kürtler üzerinde soykırım politikaları uyguladığı tartışılmaktadır. Önce Efrîn’de, şimdi de Serêkaniyê ve Girê Spî’de Kürtleri buradan sürüp Kürtsüzleştirerek bir soykırım gerçekleştirmektedir. Kuşkusuz tümünü öldürmüyor, bombalar yağdırıp yüzlercesini katlediyor, bombalar altında buraları yaşanmaz hale getiriyor ve topraklarından söküp atıyor. Yani soykırım yapıyor. Soykırım sadece fiziki katliamlarla yapılmaz. Bir halkı, bir toplumu yaşadığı topraklardan atıyorsan bu bir soykırımdır. Halklar, topluluklar her şeyden önce bir kültürel varlıktır. Yaşadığı topraklar aynı zamanda o toplumun kültürünün yaratıldığı mekanlardır. Nitekim Kürtler kültüre “Çand” demektedir, yani toprağı işleyip ürün almaktır. O mekandan koparmak bir kültürü, yani toplumu öldürmektir. Nasıl ki suyu kurutulunca balıklar ölürse, bir etnik topluluk ve bir inanç da yaşadığı topraklardan sökülürse sudan çıkmış balığa döner. Bu da açık bir soykırımdır. Örneğin Ermeni Soykırımı sadece fiziki katliamla gerçekleştirilmemiştir. En az fiziki katliam kadar tehcir denilen sürgünler yapılmıştır. Çoğunluğu bugünkü Suriye topraklarına sürülmüştür. Zaten Ermenilerin birçoğu da sürgün yollarında ölmüştür.

Maraş’ta yapılan da kavramın tam anlamıyla bir soykırımdır. Kuşkusuz Maraş’ta, Fırat’ın batısında önceden de yürütülen soykırım politikasıydı. Ancak tümüyle başarılı olmamıştı. 1970’li yıllarda katliamlarla bu soykırıma hız kazandırılmıştır, 1978 Maraş katliamı vurulan son darbe olmuştur. Maraş katliamı ile sadece Maraş’ta yaşayan Alevi Kürtler değil, tümüyle Alevi Kürt coğrafyasında bir soykırım gerçekleştirilmiştir. Maraş, Malatya ve Sivas’ta Alevi Kürt bırakılmamıştır. Türkiye ve Avrupa yollarına düşürülmüştür. Bizzat MİT’in ve polis istihbaratının örgütlediği insan tacirleri yoluyla Avrupa’ya yönlendirilmiştir. Bu tehcire, soykırıma bir de “Umuda yolculuk” adı takılmıştır.

Alevi coğrafyasında ne oldu?

Maraş katliamı sadece orada katledilen yüzlerce Alevi Kürtle sınırlı tutulursa, sadece burada bu ölümleri yapanlar ve yaptıranlar üzerinde durulursa bu çok dar bir yaklaşım olur. Sadece faşistlerin bir saldırısı olarak tarihe geçer. Hatta bir sağ-sol çatışması olarak yansıtılır. Sağcılar solcuları ve sol yanlısı Alevi Kürtleri öldürmüşler gibi sadece gerçeğin bir parçası ifade edilmiş olur. Bu da körün filin organlarını tarif etmesinden öte bir anlam taşımaz. Derler ya “büyük fotoğrafı görmemek” olur.

1978 Eylül Sivas, Aralık Maraş katliamından sonra ne olmuştur? Maraş, Malatya ve Sivas başta olmak üzere Alevi Kürt coğrafyasında insan kalmamıştır. Hatta Alevi Kürtlere yönelik bu soykırım politikasının etkisi Alevi Türkleri de kapsamıştır. 1978 katliamı sonrası Alevi Kürt coğrafyası mezar sessizliğine gömülmüştür. Arkasından gerçekleşen 12 Eylül askeri faşist darbe Alevi Kürtlerinin bu topraklardan sökülmesini hızlandırmıştır. Zaten esas amacı Kürdistan’da gelişen özgürlük hareketini bastırmak ve 60 yıldır izlenen soykırımı tamamlamaktı. Bu politikadan Maraş ve tüm Kürt Alevi coğrafyası fazlasıyla payını almıştır.

Bu coğrafyanın boşaltılmasını ekonomik gerekçelerle açıklamak gerçeklere gözleri kapatmak olur. Kuşkusuz Avrupa’ya giden ilk işçiler arasında Aleviler de vardır. 1960’lı ve 70’li yıllarda Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya çalışmaya gidenler olmuştur. Bunda da kısmen Kürtler ve Aleviler üzerindeki soykırım politikasının etkisi vardır. Ancak bu toprakların boşaltılmasını ekonomik nedenlerle açıklamak soykırımcı politikayı örtmek olur. Böyle olmadığı çok basit ve net bir soru ve cevabıyla netleştirilebilir. Bu coğrafyada yaşayan Sünni Türkler ne kadar göç etmiştir? Araştırıldığında Sünni Türklerin göçleri sınırlıdır. Bunlarınki Türkiye’nin herhangi bir şehrinde gerçekleşen nüfus hareketinden fazla değildir. Nevşehir’de de, Burdur’da da, Eskişehir’de de, Bolu’da da bu kadar hareketlilik olmuştur. Maraş, Malatya, Sivas, Erzincan, Adıyaman’da Alevi Kürtler her tarafa savrulurken Sünni Türkler yerlerinde kalmıştır. Hatta nüfusları artmıştır. Maraş, Sivas, Malatya’nın Alevi Kürt’ü buna hayır diyebilir mi? Tabi ki hayır diyemez, çünkü gerçek tamı tamına böyledir.

Maraş Katliamı ve 12 Eylül faşizmi Sivas’taki göçü daha da yoğunlaştırmıştır. 1993 2 Temmuz Madımak Katliamı sonrası Sivas’ta Kürdüyle Türkiyle Alevi nüfusu neredeyse tükenme noktasına gelmiştir. Aleviler yaşadıkları baskılar nedeniyle büyük şehirlere göç etme eğiliminde olmuştur. Büyük şehirlerde kimliği bilinmeden, horlanma ve baskıdan kurtularak yaşamak istemişlerdir. Bu bile Aleviler üzerindeki baskıların ne olduğunu gösterir. Sivaslılar Türkiye’nin başka metropollerine de göç etmişlerdir. Ancak en fazla da İstanbul’a gitmişlerdir. Bu nedenle İstanbul’da en fazla nüfus Sivaslılara ait olmuştur. Sivaslılardan sonra da Karslılar gelmiştir. Her iki şehirdeki Kürtler de soykırım politikaları sonucu topraklarını terk etmişlerdir. Böylece Sivas ve Kars’ta Kürt nüfus oranı azaltılmış, Türk nüfus oranı arttırılmıştır.

Şu andaki Sivas nüfusundan daha fazlası İstanbul’da vardır. Bir o kadar da başka metropoller ve Türkiye dışına göç etmişlerdir. Bunların yüzde 90’ı Alevi Kürt, yüzde 9’u kadar Alevi Türk, yüzde 1’i sadece Sünni Türklerdir. Bu bile nasıl bir Kürt ve Alevi soykırımı yapıldığını kanıtlar. Bir zaman Türkiye’de Sivas denilince akla Alevi Kürtler gelirdi. Sivas’ın çoğunluğunu Türkü ve Kürdüyle Aleviler oluşturduğu gibi İstanbul’a göçerttikleri Sivaslıların tümüne yakını ise Alevi Kürtlerdir. Bu nedenle Sivas Kürt ve Alevi şehri olarak bilinirdi. Şu anda Alevi nüfusu Türk ve Kürdüyle ancak yüzde 10 kalmıştır ya da kalmamıştır. Bu soykırım değil midir? İstanbul’da ya da Ankara’da bir-iki kuşak Aleviliklerini ve Kürtlüklerini sürdürebilseler de sonrasında bu büyük şehirlerin potasında eriyeceklerdir. Şimdiye kadar aynı mahallelerde kalarak kendilerini koruyorlardı. Şimdi o mahalleler de kentsel dönüşümle yıkılacak, böylece Alevilerin savunma mekanizmaları tümden ortadan kaldırılmış olacaktır. Malatya ve Erzincan için de benzer durum söz konusudur.

Alevi kimliğine açık bir saldırı

Dersim ilk soykırım yaşayan alandır. Şu anda da Dersim dışında birkaç Dersim vardır. Kuşkusuz Dersim’den kopuk Alevi ve Kürt kimliklerini ne kadar korudular, bu da ayrı bir değerlendirme konusudur. Şu anda Dersim’de bile Kirmançki ve Kurmancî çok az konuşulmaktadır. Alevi kimliğine de açık bir saldırı yapılmaktadır. Bir asimilasyon operasyonu yürütülüyor. Dersim Cemevi bunun en somut kanıtıdır. Dersim’e ikinci bir soykırım dayatılmaktadır. Barajlar, maden ocakları ve baskıcı özel savaş yöntemleriyle Dersim yaşanılan coğrafya olmaktan çıkartılmak istenmektedir. Alevi Kürtlerin homojen yaşadığı bu coğrafyanın da kimyası değiştirilmeye çalışılmaktadır. En son Kürt soykırımının sözcüsü haline gelmiş olan Doğu Perinçek ve partisi Seyid Rıza heykeli kaldırılsın, Şeyh Said ismi silinsin çağrısı yapmış, savcıların harekete geçmesini istemiştir. Bunlar tamamen bir provokasyondur. Kürdün hafızasını silmek istiyor. Tarihini unutturmak istiyor. Unutturmak da bir soykırım yöntemidir. 38 soykırımını unutmak, Seyid Rıza’yı unutmak; kimliğini unutmaktır. Türkiye’de Laz kalmamıştır, çünkü tarihleri unutturulmuştur. Doğu Perinçek’i konuşturan baştan beri soykırım amaçlı kurulan Türk derin devletidir. Bu adamın ilk ajan olduğunu söyleyen İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan’dır. Bilindiği gibi Kürt sorununda Türk devletini en açık eleştiren ve Kürt sorununun çözümünü, programının kapsamlı bir konusu haline getiren İbrahim Kaypakkaya’dır. Dersim’deki soykırım Kürt ve Alevi soykırımı olarak yapılmış, bugün de aynı amaçla sürdürülmektedir.

Maraş’ta bir katliam olmuştur. Ancak bu hem Alevi hem de Kürt soykırımı olarak görülmezse ne doğru değerlendirilebilir ne de doğru ele alınabilir. 1978 Maraş katliamı 1938 Dersim gibi bir soykırımdır. Kuşkusuz yeni koşullarda ve yeni yöntemlerle sürdürülen bir soykırımdır. Dersim’de zoraki sürgünler yapılmıştır. Özgür Fındık’ın Kara Vagon belgeseli bu süreci çok iyi işlemektedir. Her Dersimli bu belgeseli defalarca izlemelidir. Ancak Türkiye’nin birçok şehrindeki köylere dağıtılan Dersimlilerin çoğunluğu tekrar vatanlarına dönmüşlerdir. Maraş ve diğer şehirlerde Kürtler ve Aleviler ise bir daha dönmemecesine bir tehcire tabi tutulmuştur.

Maraş’ta Alevilerin göçü gönüllüymüş gibi gösterilse de bu doğru değildir. Katliam dahil çok boyutlu özel savaş yöntemleriyle Maraş Alevisizleştirilmiş ve Kürtsüzleştirilmiştir. Sünni Türkler verimsiz topraklarını dahi bırakmazken Pazarcık’ın Alevi Kürtleri verimli topraklarını neden bırakır, Elbistan’ın çok güzel köyleri neden terk edilir? Bunlar üzerinde düşünülmeden 1978 Aralık ayındaki katliam nasıl doğru ele alınabilir! Birkaç katil yargılanıp cezalandırılırsa, bu olay bir bütünüyle mahkum edilse dahi adalet yerini mi bulacaktır? Peki Maraş’ın, Malatya’nın, Sivas’ın Erzincan’ın bu olaydan sonra Alevisizleştirilmesini, Kürtsüzleştirmelesini bir kenara mı bırakacağız? Dersim ve Adıyaman’ın bu katliamdan sonra yaşadıklarını, yoğun göç vermesini bir kenara mı bırakacağız? Kürtlük yanını bir tarafa koyalım, Alevilerin yaşadığı topraklardan tümüyle koparılmasını nasıl ele alacağız?

Katliamı yapanlardan hesap soralım

Tüm Alevi örgütleri Maraş Katliamı ve Sivas Katliamı konusunda hassaslar. Bu hassasiyet önemlidir, Alevilerin kendilerine yönelik katliamları unutmamasını sağlamaktadır. Ancak yetersizdir, eksiktir. Bu saldırıların özünü ve sonuçlarını ortaya koymaktan kaçınılmamalıdır. Bilinçli ya da bilinçsiz bu uygulamaları yapan devletle açıktan karşı karşıya gelmekten kaçınılmaktadır. İki olay olmuş, birinde 200, diğerinde de 34 Alevi katledilmiş, bunun hesabını verin demek ayrıdır, siz hem bu kadar insanımızı katlettiniz hem de Alevileri yaşadıkları yerlerden koparıp bir soykırım gerçekleştirdiniz, demek ayrıdır. İkincisi, bu devletle köklü bir hesaplaşmayı köklü değişimi dayatmayı gerektirir. En başta da Alevilere karşı işlenen bir soykırımdan dolayı bir özeleştiri istemeyi ve vermeyi gerektirir. Yahudi, Ermeni soykırımı neyse, Alevi soykırımı da benzerdir. Alevilerin inanç ve kültürel bir soykırıma uğratılmasının ağırlıklı olarak topraklarından edilerek yapılması bir şeyi değiştirmez. İnanç ve etnik kimlik bir coğrafyada kazanılır ve bir coğrafyada varlığını sürdürebilir.

Maraş’ta bir Alevi Kürt soykırımı yapılmıştır. Dersim Soykırımı gibi. Biz tabi ki Fırat’ın batısında Alevi Kürt, yani Kürtler bırakılmadığı için bir Kürt soykırımı olarak da ele alacağız. Çünkü Şark Islahat Planı bir Kürt soykırım planıdır. Dersim’de de, Maraş’ta da uygulanan budur. Ancak Alevi örgütleri Maraş’ı sahipleneceklerse, bunu bir Alevi Soykırımı olarak ilan ederlerse, daha doğru sahiplenmiş olurlar. Yoksa gerçek sahiplenme olmaz. Kendilerine yönelik bir lokal katliam olarak ele alırlarsa Alevilere yönelik kapsamlı bir soykırımı görmezlikten gelmiş olurlar. Aleviliğe vurulmuş tarihi bir darbeye yüzeysel yaklaşmış olurlar. Böyle olunca da, Aleviler üzerinde uygulanan inanç soykırımına karşı doğru bir politika yürütemezler. Katliamı yapanlardan hesap soralım, ama bununla yetinmeyelim. Çünkü bu katliam soykırımcı bir zihniyetle planlanmış katliamdan sonra Maraş Alevisizleştirilerek, bir Alevi Soykırımı gerçekleştirilmiştir.

Bu olay sadece Maraşlıların sorunu değildir. Sadece Maraşlı Alevilerin katledilmesine Alevilerin ortaya koyduğu tutumla sınırlı ele alınamaz. Bu katliam tüm Alevilere yapılmıştır. Malatya, Sivas, Adıyaman, Erzincan ve Dersim’e yapılmış saldırıdır. Tokat, Amasya, Çorum Alevilerine yapılmış bir saldırıdır. Dolaylı da değil, doğrudan yapılmış bir saldırıdır. Somut olarak sadece Maraş’ta yapılmış olması, böyle olmadığı anlamına gelmez.

Soykırıma karşı göçü tersine çevirebilmeliyiz

Aleviler üzerinden nasıl bir soykırım uygulandığını çok iyi ortaya koymak gerekmektedir. Şu kadar baskı gördük, şu kadar katliamlarla karşılaştık demek, sadece gerçeğin bir kısmını ifade eder. Osmanlı döneminde de zaman zaman katliamlar olmuştur, baskı da olmuştur. Ancak Aleviler bugünkü düzeyde bir soykırımla karşılaşmamışlardır. Antep’ten Çorum’a kadar geniş bir hatta çeşitli Alevi isyanları olmuştur. Aslında bunlar bastırılmış olsa da, Alevi kimliğini bu topraklara kök salan hareketler olarak tarihteki yerini almıştır. Şimdi o yüz yıllarda katliamla başaramadıklarını şimdi soykırım amaçlı, çok yönlü özel savaş yöntemleriyle Antep’ten Çorum’a kadarki alanda Alevilerin kökü kurutularak gerçekleştirilmek isteniyor. Acı verici, ama büyük oranda başardıkları da görülmektedir. İstediğimiz kadar İstanbul’da, Avrupa’da Alevilik yapalım, köklerinden ve soy damarlarından koparılmış bir biçimde Aleviliği var etmek ve uzun süre yaşatmak mümkün değildir. Belki vicdanlarımızı rahatlatırız, onurumuzu koruruz ama geleceğimizi kurtaramayız.

Aleviler bir soykırıma tabi tutulmuşlardır. Bu esas olarak da topraklarından sürülerek yapılmıştır. Baskı, zulüm ve katliamlar da yüz yıldır bu amaç için yapılmıştır, yapılmaktadır. Eğer Aleviler, üzerlerinde nasıl bir soykırımın uygulandığını bilince çıkarırlarsa, doğru bir zihniyet, örgüt ve mücadele anlayışına kavuşurlarsa soykırım gerçeğini tersine çevirebilirler. Maraş katliamının 41. yıldönümünde birçok anma yapılacak, toplantılar, seminerler gerçekleşecek, televizyonlarda bu yönlü programlar yapılacak, açıklamalar olacak. Yazılı basında birçok yönüyle işlenecek. Bunlar tabi ki olmalı, daha fazla olmalı. Ancak Maraş Katliamını kınamak, şehitleri anmak en başta da bu katliamın amacını tersine çevirmekle olur. Bu da iki biçimde gerçekleşir.

Bu katliam Maraş’ı Alevisizleştirdiyse, Kürtsüzleştirdiyse, o zaman Maraş’tan giden göçü tersine çevirebilmeliyiz. Maraş’ın, Elbistan’ın, Pazarcık’ın, Afşin’in, Göksun’un, Ekinözü’nün, Nurhak’ın Alevi Kürt köylerini yeniden cıvıl cıvıl hale getirebilmeliyiz. Alevilerin var olduğu, Alevi kültürünün var edildiği bu coğrafyayı yeniden Alevi kültürünün, yani Aleviliğin var edildiği coğrafya haline getirmek gerekir. İkincisi ise demokrasi mücadelesini tüm demokrasi güçleriyle birlikte yürütebilmeliyiz. Çünkü Türkiye demokratikleşmeden de Alevi soykırımına son verilemez; Alevilerin inanç özgürlükleri ve varlığı güvenceye alınamaz. Maraş Katliamını anma, toplantı, miting ve yapılan tüm programlarda bu bilince varır ve Alevi katliamlarını tüm boyutlarıyla ele alırsak, o zaman şehitlerimizi doğru anmış oluruz.