McCarthy’den Recep Erdoğan rejimi

Bütün Faşistlerin “sonu" birbirinin benzeridir. Hemen hemen hiç biri, rahat yatağında, huzur içinde ruhunu teslim etmedi.

Hemen hemen hepsi son anlarında, terkedilmiş ve yüz üstü bırakılmış birer katil, yol ortasında kalakalmış sahtekar, hırsız, “tek yalnız" kalmış, saklanacak yer arayan birer şakındı.

Romanyalı Çavuşesku nereye gittiğini bilmeden kaçarken yakalanıp kurşuna diziliyor, İtalyan Mussolini Alpleri aşmaya çalışırken tutulup ayağından asılıyor, Saddam Hüseyin saklandığı kuyudan çıkarılıyor, Hitler ise çaresizlikten kafasına bir kurşun sıkarak, yakalanma azabından kurtuluyordu.

Hikayesi, Faşizmin evrensel tarihinde, bir kara delik olan Amerikalı sahtekar Josehp Raymon McCarthy ise kaderini beklerken çıldırıp çırpınarak, ruhunu teslim ediyordu.

McCarthy’nin hikayesi ilginçti. O, Wisconsin eyaletinde bir gezgin bir yargıçtı. 1946 yılında senatör adayı olarak öne çıktı. Kampanyasını, sahtekarlık üstünde inşa edip sürdürür.

Mesela, bir gün olsun askerlik yapmadığı halde, şoven ruhları etki altına almak için, elde silah savaşıyor gibi yaparak çektirdiği fotoğraflarını dağıtarak, askerlik yaşını çoktan geride bırakmış yaşlı rakiplerini de savaş kaçkını göstererek birinciliği alıyordu.

(Yarım yüz yılı aşkın süre sonra, ağzında "o vatan haini, bu da terörist" çamuruyla herkese saldıran bir Türk ırkçısı da, ordunun mekkare kolunda ücretli hamal olan dedesini, vatan için çarpışırken ruhunu teslim eden şehit ilan etmeye kalkışmıştı.)

McCarthy’nin yıldızı, Dwigth David Einsenhower 1950 yılında, Başkan seçilince ışıldamaya başlamıştı.

O sırada dünya, yaralarını sarmakla meşguldü. Savaşta, Normandiya çıkarmasına komutanlık etmiş Başkan Einsenhower ise savaş alanından kalma anlaşmazlıkların da etkisi ile Ruslara ve onların kişiliğinde sola düşmandı.

Karşıtlarını Komünist olarak görüyor, kinleniyordu. Onun ruh hali McCarthy için, olgunlaşmış fırsattı. Başkanın “fobisi"ni ateşleyerek öne fırladı.

Aslında o, öne sürülmüş bir piyon, görev üstlenmiş cellattı. Projenin asıl sahip ve buyurganı devleti temsilen Başkandı.

Olay devlet projesi olduğu için de, (TC’deki sürek avında olduğu gibi) Federal Polis Teşkilatı (FBİ), medya, yargı ve siyaset kurumu McCarthy’nin emrindeydi.

McCarthy, “o Komünist, bu Komünist, burada da Komünist var" diye bağırıyor, polis insan avına çıkıyor, Jack Anderson’ın başını çektiği kalemler suçlayıp hüküm veriyor, mahkemeler tutukluyor, tutuklanmayanlar da işleri, mesleklerini kaybediyorlardı.

McCarthy’nin ilk kurbanı, Dışişleri Bakanlığıydı. Sonra kamu kurumları tek tek sıraya kondu. Ardından üniversite ve aydın kıyımı başladı.

Yazarlar, gazeteci ve sanatçılar baş düşmandı. Hollywood hedef…

Aralarında Artur Miller, Bertolt Brecht, James Baldwin gibi ünlü yazarlar, Carlie Caplin, Orson Welles benzeri sinema devleri işsiz, işlevsiz kaldı. Pek çok yazar ve sanatçı ülkeyi terketti.

Dönemin sinema yıldızları Robert Taylor, Gary Cooper, yönetmen Elia Kazan işbirlikçi kesildi. Teslim olmayanlardan sayısız sanat devi işsiz, işlevsiz kaldı. Pek çok yazar ve sanatçı ülkeyi terketti. Daha sonra Amerika’ya başkan olan Ronald Reagan bu sırada üçüncü sınıf bir aktördü. McCarthy’e verdiği hizmetle ünlendi, yer edindi.

Yahudi karı-koca Ethel ve Julius Rosenberg yargılanıp Rus casusu suçlamasıyla idam edildi.

McCarthycilik Engizisyonu ve günümüz TC’deki Recep Erdoğan adaletini andırıyordu. İnsanlar destekesiz, kanıtsız suçlanıyor, ama suçlanan suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda bırakılıyordu.

McCarthy yıllar boyu terör fırtınaları estirdikten sonra, yanlışı bir kapıyı çalıp ordunun içine dalınca, büyük gürültü kopuyordu. McCarthy hakkında birikmiş rüşvet alma, haraç toplama, hırsızlık, sahtekarlık dosyaları bir anda ortalığa saçılıyordu. Senatör’ün hedeflerinden biri de eşcinsellerdi. Bu arada kendisinin de eşcinsel olduğu anlaşılıyordu.

Senato, 1954 yılında senatörlüğü düşürünce, McCarthy gelin vurduğu, gidenin dürtüklediği bir sahtekar, hırsız olarak orta yerde kalıyor, kendini içkiye veriyordu. 1957 yılında da siroz ve alkolizm etkisiyle çıldırıyor, “orada Komünist var, bura da bir tane var” diye sayıklaya sayıklaya ruhunu teslim ediyordu.

TC’de şimdilik sadece ve yalnızca Recep Erdoğan’a övgü serbestisi var.

Ülkede yaşanan kalpazanlıkları, hırsızlık, yolsuzlukları, cinayetleri konuşmak, yazmak “vatan için zararlı olduğundan” yasaktır.

Kim bilir, günü, vakti gelince gazeteler neler yazacak, neler…

Ama Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’a rakip çıkan Kürt Selahaddin Demirtaş tutuklu ve daha yargılanmadan Erdoğan tarafından açıklanan suçu teröristliktir.

Dil kaydırmacasında o terörist, bu terörist, en başta Kürtler, bütün muhalifleri teröristtir. Hapishaneler teröristlerle doludur. 590 tanesi de bebek ve çocuktur, teröristlerin.

Yeni doğum yapan, doğum sancısı çeken kadın da terörist diye kelepçeleniyor, Lice’de 82 yaşındaki nine panzerle ezilerek yere yapıştırılıyordu.

Erdoğan gece, gündüz söyleniyor. Gören onu ağır hasta da sayıklıyor, sanıyor:

“O terörist, bu terörist, servetime laf söyleyen, hükümranlığıma boyun eğmeyen herkes terörist ve de yer yüzündeki bütün Kürtlere ölüm…”